Zeynep
''Nasıl yani? Birlikte mi gideceğiz?''
''Birlikte mi gidelim?''
''Yok yani, siz gideceğiz dediniz ya. Ondan sordum ben.''
Ne saçmalıyorum ya, arkadaşı söyle demiş söylüyor işte adam. Sevgilisi varken seninle neden gitsin Zeynep?
''Ben sekizde orada olacağım. Yedide hazır ol seni de alayım.''
Dur, sen beni alamazsın ki. Ben eğitimde olacağım.
''Benim iş çıkışı biraz işim var, hazırlanmam geç olur. Siz isterseniz gidin, ben dokuz gibi gelirim.''
Bir anda bana telefonunu uzattı.
''Numaranı kaydet. Sekiz buçukta seni almaya geleceğim. Evinin konumunu da at. Asistanımın numarasının bende olması gerekir değil mi?''
''Tabii, ben öyle yapayım o zaman.''
Telefonu aldım ve numaramı kaydettim. Kendime de mesaj attım. Ateş Bey'in numarasını da kendi telefonuma kaydettim.
''Ben çıkıyorum. Sen de fazla oyalanma. İşlerini hallet, tam sekiz buçukta geleceğim.''
''Tabii, Ateş Bey. Gecikmem.''
Bir dakika ne oluyor? Beni evimden almaya mı gelecek yani? Tamam dedim ama ya babamla karşılaşırsa? Babam ters bir şey yaparsa? Hayatımın gerçekleri yine yüzüme çarpmaya başladı. Her şey yolunda gidecek Zeynep. Her şey güzel olacak.
Telefonu elime aldım ve Sedef'e mesaj attım. Yedide bizde olmasını söyledim. Ardından Ali'yi aradım.
''Aliiiiii, bugünlük benim getir götürümü yapar mısın?'' dedim yalvarır bir tonda.
''Biraz daha yalvarırsan yaparım.'' Dedi ve kahkaha attı.
''Ali, şımarma. Saat beşte gelip beni işten alıp, geçenki yere götürür müsün?''
''Emriniz olur, Zeyna Hanım.''
Telefonu kapatır kapatmaz, toplantı notlarını bilgisayara geçirdim. Gerekli yerlere mailleri attım. Saat beş olmak üzereydi. Eşyalarımı aldım ve şirketten ayrıldım. Yine yorucu geçen bir eğitimin ardından eve geçtim. Saat yediyi geçmişti.
''Ali'm çok teşekkür ederim. Resmen kurtardın beni. Çok teşekkür ederim.''
''Saçmalamayı kes ve in arabamdan.''
''Zeyneeeeeep, ne oluyor kızım? Bana yedide gel dedin, sen yoksun.'' diye bağırarak üzerime koştu Sedef.
Ali arabadan çıkıp Sedef ile uğraşmaya başladı.
''Ooo, sevimsiz. Bayadır seni görmüyordum işlerim iyi gidiyordu. Seni gördüğüm için bir süre ters gidecek.'' dedi ve sinsice güldü.
''Ay, en büyük duam senin işlerinin ters gitmesi. Battığın gün, benim bayramım olacak.'' dedi ve göz devirdi Sedef.
Ali ise kahkahalarla gülmeye devam ediyordu. Ortalık daha da karışmadan Ali ile vedalaştım ve Sedef'i sürükleyerek eve soktum. Ali hala Sedef'e bir şeyler söylüyordu.
''Ay Sedef acelem vr diyorum güzelim. Söz veriyorum, Ali ve seni buluşturup bunun rövanşını yaptıracağım.'' dedim ve güldüm.
''Ne acelen var kızım, söylesene.''
''Ateş Bey, birazdan gelip beni alacak. Birlikte Glamo'ya gideceğiz.''
''Ateş Bey mi gelip alacak? Ne oluyor Zeynep?'' dedi ve güldü.
''Bir şey olduğu yok işte bal göz. Öyle gerekti.''
''Sen neden bu kadar heyecanlısın peki?''
Heyecanlıyım değil mi? Neden heyecanlıyım? Patronum sonuçta benim ve daha da önemlisi adamın sevgilisi var. Sevgilisi olmasa bile, hayatımda gördüğüm en çapkın insan. En güvenmemem gereken insan. Ben zaten babam yüzünden kimseye güvenemezdim ki. Ne değişti?
Bir yandan hazırlanıyor bir yandan da Sedef'e beynimdeki bu cehennemden söz ediyordum.
''Zeynep, seni yıllardır tanıyorum. Dışarıya ördüğün duvarları en iyi ben biliyorum. Üç günde her şey değişti. Aslında başında daha büyük belalar var ama sen daha mutlusun. Daha özgürsün. Bunun sebebi ne?''
Ben de bunu düşündüm. Cehennem diye adlandırdığım hayatımda bu kadar gülmek, bu kadar heyecanlanmak asla beklemediğim şeylerdi. Başımda daha büyük dertler olmasına hatta takıntılı bir herifin peşimde olduğunu bilmeme rağmen kendimi daha güvende hissediyorum. Daha mutlu hissediyorum. Hatta bazı zamanlar kalbimin attığını bile hissediyorum.
''Ben nefes aldığımı hissediyorum Sedef. Cehennemimden başka bir dünya tanıyorum. Kendimi bile yeni tanıyor gibi hissediyorum. Asla yapmayacağım şeyler yapıyorum. Asla yapmayacağım salaklıklar belki de... Kötü mü yapıyorum? Düşünmeden mi yaşıyorum? Düşünmeye vaktim kalmayacak kadar mı yaşıyorum?''
''En güzelini yapıyorsun, yaşa Zeynep zaten. Saklandığın duvarların arkası bir cehennemdi. Sen oradan çıkacak cesareti gösterdin. Kendi cehenneminden kurtuldun.''
''Ya her şey daha kötü olursa? Ya daha çok kırılırsam?''
''Kırılmazsın diyemem. Kırılsan da ben yanındayım. Kırılsan da yaşamış olacaksın. Duvarların arkasına saklanarak geçen bir hayattan çok daha iyi.''
Dolu gözlerimizle birbirimize sımsıkı sarıldık.
''Hey! Ağlama. Bu makyajı bozmana izin veremem. Haydi kıyafetlerini de giy. Ateş Bey gelmek üzeredir.''
Gözyaşlarımı geri ittirdim ve hazırlandım. Saat sekiz buçuk olmak üzereydi. Çalan telefonuma baktım.
''Zeynep, ben attığın konuma geldim ama doğru bir yer mi?''
Babama güvenemediğim için evin konumunu atmamıştım. Alt sokaktaki çocuk parkının konumunu ilettim.
''Evet Ateş Bey, iki dakikaya geliyorum.'' Dedim ve telefonu kapattım. Sedef'e tekrar sarıldım ve evden ayrıldım.
''Bol şans, güzelim.'' Dedi ve el salladı arkamdan bal gözlüm. Ona dönüp bir öpücük gönderdim.
Birkaç dakika sonra parka varmıştım. Ateş Bey'in arabasını görünce oraya doğru yürümeye başladım. Arabanın yanına geldim ama Ateş Bey yoktu. Tam onu aramak için telefonumu almıştım ki o tanıdık kokuyu aldım. Hemen arkamı döndüm. Parıl parıl gözleriyle bana bakıyordu. Bakışma biraz uzun sürünce konuşmayı ben başlattım.
''Merhaba Ateş Bey, beklettim kusura bakmayın.''
''Beklerim, yani şey bekledim. Her neyse sorun değil yani.''
Ateş Bey'in biraz tutuk konuşması beni gülümsetmişti. Yapma Zeynep... Üzüleceksin. Adamın sevgilisi var, kaptırma kendini.
''Gidelim mi? Haydi bin.''
Arabaya geçtik. Yol boyunca pek konuşmadık, radyoda çalan eski kırkbeşlikleri dinledik. Ateş Bey ara ara dönüp bana bakıyordu. Ben ise arabaya binmeden önce kendime verdiğim sözü tutmaya çalışıyordum. Bakma Zeynep... Kanma Zeynep... Sakın aşık olma Zeynep...
Mekana vardığımızda iki güvenlik hemen yanımıza geldi. Kapılarımızı açtılar ve park etmek için arabayı götürdüler. Topuklu ayakkabı giymeye alışkın olsam da bu mekandaki alkol kokusunu hatırlayınca bir an yürüyemeyeceğimi sandım.
''Hey gençler! Hoş geldiniz.'' diye bağırarak yanımıza geldi Erdem.
''Merhaba Erdem.'' dedim ama sesim biraz tedirgin çıkmıştı.
Ateş Bey bunu fark etmiş gibi elini belime attı. Şu an sanki ondan güç alıyor gibi hissediyordum kendimi. Bu daha önce yaşadığım hiçbir hisse benzemiyordu.
''Erdem selam kardeşim. Loca boşsa biz direkt oraya geçelim.''
''Boş merak etme. Diğerlerini yukarıya yollamadım. Siz geçin.''
Ateş Bey belimdeki eliyle beni yönlendiriyordu. Ah! Heyecandan yürümeyi unuttum sanırım. Destek almak için merdivenin kenarına tutundum.
''Zeynep, iyi misin? Ellerin titriyor.''
''İyiyim Ateş Bey, bugün pek bir şey yemedim de o yüzden sanırım.''
Yani heyecan, alkol kokusu, açlık... Hepsi tetikliyor olmalı. Ateş Bey, belimdeki elini komple bana sardı ve arkama geçti. Şu an sol koluyla beni sarıyor ve sağ eliyle de merdiveni tuttuğum elimi tutuyordu. Lanet olsun! Bu daha kötü. Bayılacağım şimdi. Kendimi sakinleştiremiyorum.
''Babamın küçük ajanına bir şey olmasına izin veremem.'' dedi ve güldü. Resmen beni taşıyor gibiydi. Yere basıyor muyum ondan bile emin değilim. Çok yakınız. Çok fazla yakınız.
Dayan Zeynep! Son birkaç basamak.