Nefes alışverişleri dudaklarının arasından sızarken kulaklarında çınlıyordu sanki. Kafasındaki siyah torbayla tamamen ardından sertçe tutan adama ayak uydurmak zorunda kalmıştı. Nabzını düşürmeye çalıştı. Ama pek de başarılı olamıyordu. Kulakları ise dakikalarca adamlarla boğuşan fakat sonunda kendisi gibi yakalanan adamın hırlayışındaydı.
Sonra başka bir ses işitti. Böyle çirkin bir laubalilikle gevşek gevşek konuşan bir sesti bu. "Hele bakın kimler varmış burda." O çirkinliğiyle kahkaha attı. Sonra adımları saniyeyle önünde durdu. Kafasında siyah torba olmasına rağmen içeriye sızan pis kokusuyla yüzünü ekşitti. Tüm algıları açıkca beklerken birkaç saniye sonra adımları kendisinden uzaklaştı. "Binbaşı Karaaa." O çirkin ses tonuyla uzatarak konuşan sesle yüzü istemsizce tekrar tiksinerek ekşidi.
"Naber sevgilim?"
Binbaşı durumdan zevk mi alıyordu yoksa adrenalinden beyni ona oyun mu oynuyordu? O an kavradığı gerçekle duraksadı. Yolun girişinde askerlerin bahsettiği Ayı Boğan...yani şu meşhur komutan bu olmalıydı. Bu nasıl dillere destan bir komutandı olabilirdi ki adeta bu teröristlerin kucağına atlamıştı.
Kulakları tamamen onlardayken komutanın karnına sağlam bir tekme yediğini duydu ama sesi dahi çıkmadı. Aksine bir an da psikopat gibi gülmeye başladı. "Küseceğim şimdi sana." Bir tekme daha yediğini işitti. Ama Binbaşı bu darbeyle daha yüksek bir kahkaha attı. "Bu kadarcık mı özledin beni. Oysa ben senin yerinde olsaydım..sen benim elime geçmiş olsaydın.." Ele başı yüzündeki dehşet sinirle komutanın yakasına yapıştı. Ama Binbaşı gıdım geri adım atmadı ve devam etti.
"Seni şu piç kurularının önünde sike sike severdim!"
Binbaşının keyifle söylediği şeyle saniyeler sessizdi. Ama sonra ele başı olduğunu anladığı itin adeta dağları ayağa kaldıran sesini duydu. "Benim mekanıma götürün şunları. Hadee!"
Genç kız ittirilmesiyle Binbaşının sesi aynı rahatlıkla soludu. "Senin işin benimle! Yoldan geçenle değil. Kızı bırak gitsin." Ele başı olan itteydi kahkaha sırası. "Türkler ve onların insan sevgisi." Adımları tekrar önünde durduğunda kafasını kendisine yaklaştıran piçten geri çekti ama ardındakinden beceremedi. Biraz daha böyle kalırsa kesinlikle kucaktı. "Belki de bu kızı gözünün önünde siktiririm Binbaşı. Hı, ne dersin?"
Ne demişti o? Kendisi hakkında mı konuşmuştu. Kaşları olabildiğince çatılır çatılmaz kimsenin beklemediği an da dizini sertçe adamın bacak arasına geçirerek atik bir hareketle diğer ayağıyla da göğsüne sert bir tekme atarak adamı kalçasının üzerine düşürdü.
Ele başı neye uğradığını şaşırırken acı içinde bağırıyordu. "Götün yiyorsa aç lan yüzümü. Kim kimi sikiyormuş göstereyim sana!" Adamların kaşları duyduğu sesle ciddi anlamda kalkarken Binbaşı Kara sesli bir kahkaha attı izlediği manzarayla. Bu kız fazla nahif gözüküyordu. İçinden çıkan cengaver onu da şaşırtmıştı. "Orospuu!"
Ele başı düştüğü yerden kalkıp sert adımlarla kıza doğru giderken araya birisi girdi. "Dodo gitmemiz gerekiyor. Asker ensemizdedir!"
Aniden duran adam dişlerini sıkarak kafasıyla işaret verdiğinde gelen araçlarla genç kızın elleri arkadan bağlanırken Binbaşının da kafasına da bir torba geçirilip elleri arkadan bağlanarak arabaya bindirildi. Genç kız Yanına oturan adamı burnuna dolan kokusuyla tanıdı genç kız. Tuhaf kokuyordu. Sandal ağacı ya da değil değil bergamot gibi. Tatlı ekşi arası ama fazla güçlü...
Fark etmeden içini çekti. Sonra da yutkunarak kafasını ona uzattı ve tahmini olarak çenesinin altına gelerek sessizce mırıldandı. "Şey.. Ayı Boğan Bey?" Dediğinde adamın kaşları çatıldı. Bu başına bela olan kızın bunu nerden bildiğini merak etse de sessizliğini korudu. Başı, çenesine değiyordu ve bu ona iyi hissettirmiyordu. Sessizliğini korurken çenesiyle ittirdi onu. Lakin kız vazgeçmedi. Tekrar aynı yere gelerek arada kalmışlıkla fısıldadı. "Ayı Boğan Bey?!" Sesi biraz daha emrivaki çıkıyordu. Resmen Binbaşının sabrını zorluyordu.
"Şu Dodo denen it, yüzde kaç piç?"
Binbaşı duyduğu şeylere inanamıyordu. Yalvarıp kurtulmak istemesi gerekirsen Dodo'nun piçliğini mi sorguluyordu hakikaten. Fazla garip ve can sıkan bir kızdı. Dişlerini sıkarak nefretle tısladı. "Yüzde yüz." Kaşının tekini kavisle kaldırıp devam etti. "Kaşındın, boka bulaştın bir kere. Artık silsen de kokusu kalır." Kafasını geri çekti genç kız. Derin bir nefes alıp vereceği sırada bu sefer o adamı hissetti tam dibinde. Hatta tam kulağının ardından bir şeytan gibi fısıldadı. "Geçmiş olsun baş belası!"
Adamın sözleriyle yutkundu. Ama asıl konu bahsettikleri değildi. Şu kokusu. Fazla etkileyiciydi. Kafasını ondan uzaklaştırabildiği kadar uzaklaştırırken arabanın içinde çalan kürtçe şarkıya kulak verdi.
Bir saate yakın süren bu yolculuk sonunda bittiğinde bindirildikleri gibi itiş kakış indirildiler. "Asılmaz mısın şu koluma!" Genç kızın sesini duyan Binbaşı sabır çekerken nereye gittiklerini tahmin edebiliyordu. "Dodo, Şivan geldi." Dodo'nun planları farklıydı ama Şıvan'ı da bekletemezdi. Sıkıntıyla uzun sakallarını sıvazlayıp kıza dikti gözlerini. "Götürün şunları mahzene. Ben gelene kadar da gözlerinizi üzerinizden ayırmayın."
Adamlar denileni yaparken kolundan tutulup tekrar itiştirilen genç kız kolunu kendisine çekmeye çalışırken Binbaşının böyle keyifle mahzen denilen yere gitmesini anlamıyordu.
Sonunda kafasındaki torba çıkarıldığında derin bir nefes alıp etrafına bakındı. O dev gibi duran komutanla üzerine kapanan parmaklıklara baktı. "Uslu durun he Şivan gidene kadar. En fazla bir saat. Sonra Dodo bakacak icabınıza." Sırıtarak bu pis yerden çıkan adamın peşinden bakıp demir parmaklıklara tutup kafasını eğdi. "Babam delirecek."
Sıkıntılı nefesini verirken kafasını sağa sola salladı. Sonra da gözünün önüne gelen yüzlerle titrek bir iç çekerek ofladı. "Babam taş taş üzerinde bırakmayacak."
Saniyeler sonra yalnız olmadığını kavrayarak ardına döndüğünde kafalarının üzerinde yanan cılız lambanın aydınlattığı kadarıyla yere oturan Binbaşıya baktı. Kafasını geri yaslamış dudaklarında keyifli bir ıslık vardı. Dişlerini bastırdı. Ve ayağını serte yere vurdu. "Sen nasıl o namı aldın anlamıyorum! Ayrıca benim adım baş belası değil tamam mı Mahur!"
Binbaşı keyfini bozmadı. Kirpiklerini ise kıpırdatmadı dahi. Keyfi oldukça yerinde gibiydi. "Kaçırıldım." Kutu gibi yerde volta atmaya başladığında kıkırdadı. Kafayı yemiş gibi hissediyordu. Voltasını an olsun durdurmadan devam etti. "Resmen teröristler tarafından kaçırıldım. Sonunda bunu da becerdim."
"Kes şu sesini baş belası!"
Genç kız adamın sinir oluşuyla sırıttı. Saçma bir şekilde hoşuna gitmişti onu sinirlendirmek. "Hem de dağın başına." Devam ederken o dudaklarındaki ıslık sona ermiş sabır çekiyordu. Gülüşü daha gıcık bir hal alıp arkasını döndüğünde yerde ağır ağır sürünen yılanı görmesiyle çığlığı bastı. Ve hemen soluğu Binbaşının dibinde aldı. "Y-yılan! Yılaaaann!"
Binbaşı sabır çekerek sinirle bir nefes alıp verdi. Ve gözlerini açarak genç kızla göz göze geldi. "Kes şu lanet sesini baş belasıı!" Tıslayışı şu yerde sürünen yılandan farksızdı. Genç kız ise bir keçiden daha inattı. Ellerini beline yerleştirip adama yukardan aşağıya baktı. "Sen ne tuhaf bir adamsın be! Hayatını kurtardım ben senin!"
Alayla baktı suratına. Sonra da rastgele sıyırıp geçen kurşunun geçtiği yere kafasını eğip tekrar ciddi misin bakışlarını genç kıza attı. "Bununla mı hayatımı kurtardın?" Kaşları daha da çatılırken tiksinircesine genç kıza dikti o yeşil gözlerini. "Bu benim için sinek ısırığıydı. Bu topraklar öyle senin gösteriş merakına bakmaz. İlla bir bok yaptım diyeceksin diye her çukura atlama!" O koca kollarını açarak oldukları yeri gösterdi. "Düşersin böyle bok çukuruna!" Kafasını duvardan çekip ayağa kalkarak kıza oldukça yukarıdan baktı.
Adamın sert adımları ilerledi ve yerde aheste aheste sürünen yaklaşık yarım metreye yakın yılanı yakaladı ve kafasının hemen altını tutup sıktı. o sıktıkça genç kız olduğu yerde donarak nefes dahi almayı unutarak dehşetle Binbaşıyı izliyordu. Gözleri büyüdükçe büyüdü..büyüdükçe büyüdü.…
En sonunda yılanın kıvranışlarına kafasını kopararak son veren adam normal bir şeymiş gibi onu dışarıya ilerideki samanlığın arasına fırlattı. Ardını döndüğünde ise kızın bembeyaz olduğunu gördü. Hatta..ölmüşte gömeni yokmuş gibi duruyordu. Ona yaklaşmaya başladığında ise avazı çıktığı kadar bağırıp çığlık atmaya başladı.
Binbaşı artık delirecekti. İyice kızın dibinde durup ölü gibi bembeyaz olan suratına öfkeyle tısladı. "Sana kes şu lanet sesini dedim! O yılan gibi koparırım kafanı!" Mahur anında dudaklarını birbirine bastırırken yanından geçmekte olan Binbaşının nefesini ensesinde hissetti. "Ayı Boğan derken öylesine demiyordun değil mi?" Psikopatça sırıtıp son kez oraya fısıldadı. "Ayı boğmayı severim. Ona göre!"
Yılan kafası koparıp ayı boğan bir adam için kendi bedeni fazlaca çerezlikti. Yutkundu. Sonra da sessizce sırtını duvara verip beklemeye başladı. Ama susmayı başaramıyordu. Dakikalar sonra stresi yine çenesine vurmuştu. "Böyle oturup o piçin bizi sikmesini bekleyeceğiz!"
Binbaşı psikopatça güldü. "Merak etme o beceremez!" Mahur kafasını biraz önceki pozisyonuyla oturarak kafasını duvara yaslayan adama çevirdi. "N-nasıl?"
Ölümle harmanlanmış gibiydi kendisine dönen soğuk bakışları. Nefesi boğazına takıldığında içini ürküten sesini işitti. "Kestim." Nasıl da rahat rahat söylüyordu. "Yok artık." Diyerek dalgaya alan Mahur biraz önce olanları anımsadığında zorlukla yutkunup Binbaşıya baktı. Adamın suratı pek keyifliydi. Gri gözleri daha ne kadar açılabilirdi ki? Yutkunarak kuruyan boğazını ıslatmaya çalışıyordu. Böyle bir adamın buraya gelişi bu kadar tesadüf olamazdı.
Gözleri konuşmuş gibi sinirle cevapladı onu Binbaşı. "Herhalde değil. Bu ini tam üç aydır arıyorum ben! Ve doktorculuk oynamak isteyen lanet bir baş belası yüzünden tüm planlarım alt üst oldu!"
"Ben..."
"Kes şu sesini şimdi!"
"Hata bende zaten. İltihaplanıp enfeksiyon kapsaydın keşke." Konuşmamak için dişlerini sıkan adama durarak baktı ve kafasını yana eğdi. "Keyfini de bozmak istemem ama bir saat boyunca Dodo denen piç ortalıkta yoksa bir şeyler mi düşünsek?" Tek kaşı kavislenen adam "Sek?" Dediğinde Mahur yüzünü ekşitti. "O kadar da beceriksiz değilimdir. Takım olabiliriz. Hatta şu her şeyi boğmaya meraklı kollarınla şu demirleri eğmeye mi çalışsan?"
Adamın kaşı hala daha havadaydı. Karşısında ayakta duran kızın boyu nereden bakılsa bir yetmişin üzerindeydi ama kendisinin yanında böcek gibi kalıyordu. Tiksinerek kafasını salladığında dışarıdaki koşuşturma seslerini işitti. Bakışları kapıya gittiğinde içeriye gelenin olmadığının ama dışarının karıştığını anlıyordu. "Zaman geldi." Diyerek rahatça yerden kalkan adam tavandaki o cılız sarı ışığı yayan ampulün arasından bir şey alarak kilitli kapıya giderek ardına kadar açtı.
Alaylı bakışları, şaşkınlığı bu aralar üzerinden eksik olmayan kıza döndüğünde kafasıyla çık işareti yaptı. Mahur birkaç saniye şaşkınlığını yaşarken Binbaşı öfkeyle tısladı. "Çık ulan dışarı! Anam avradım olsun kilitlerim seni buraya içeride atarım lan şu samanların altındaki yılanları."
Işık hızıyla oradan çıkan genç kız ne yapacağını bilemezken Binbaşı Kara güçlü saman demetini tutup kaldırarak bir köşeye fırlattı. Mahur yılan beklerken altından bir tane kurşun geçirmez yelek ve silahlar çıkmıştı. Bir çok da şarjör. "Yuh!" Derken Binbaşı Kara silahları ayarlayıp beline taktı.
Yeleği ise tutup kızın başından aşağıya geçirdi. "Sözümden çıktığın an ölürsün! Koş dediğimde arkana bakmayacaksın. Dur dediğimde ise önünü görmeden duracaksın!" Yeleği iyice sıkıp kızın tuhaf renkli gözlerine bakıp kendisini onaylamasını bekledi. "Anladın mı beni lan?!"
Binbaşı Kara o an bu kızdan her şey bekliyordu. İtiraz etmesini, karşı çıkmasını ya da kafasına buyruk davranıp konuşmasını. Fakat asla bu söylediği şeyi beklemiyordu. Belki de ilk defa yüzünde beliriyordu bu şaşkınlık ifadesi. Duyduğundan emin olamazken tekrar işitti ondan aynı şeyi.
"Yedek silahın var mı?"