Gecenin bir yarısıydı. Genç bir adam koca bir yatağın üzerinde yüzükoyun uyuyordu. Kollarını iki yana atmış, gün içerisinde geçirdiği yorgunluğu atmaya çalışıyordu. Tüm gün çalışmış, dinlenmeye hiç vakit bulamamıştı. Eve geldiği gibi pijamalarını giymiş, telefonunu da baş ucunda bulunan komodinin üzerine atmıştı. Tek gözünü yavaşça araladı, dakikalardır olduğu gibi telefonu yine çalıyordu. Dağılmış saçlarını gözünün önünden ayırıp, arayan kişiye sinirle saydırarak ekrana bile bakmadan kulağına yaklaştırdı.
"Kimsin? Ne istiyorsun gecenin bu saatinde?"
Gözlerini yeniden kapatıp uykuya geçiş yapmaya çalışıyordu. Telefonu kulağının üzerine bırakıp kollarını yeniden iki yana açtı.
"Merhaba, kusura bakmayın rahatsız ediyorum fakat bu telefonun sahibi az önce bir trafik kazası geçirdi, arama kayıtlarında en son sizin isminiz olduğu için haber vermek istedim"
Genç adam kulaklarında çınlayan 'kaza' kelimesiyle hızla gözlerini açtı. Telefonu kulağından ayırıp ekrana baktı. 'Derya'm' yazıyordu.
"Derya!!"
Endişeyle doğruldu. Gözleri tamamen açılmış, uykusu bir anda yok olmuştu. Kalbi hızla atıyordu.
"Evet, çantada bulduğum kimlikte Derya Akın yazıyor"
Tam beş yıl olmuştu genç adam bu ismi anmayalı. Yüzlerce kez tuşlamış, her defasında "Aradığınız numaraya ulaşılamıyor" sesinden başka bir şey duyamamıştı.
Şimdi yıllar sonra gelen haberle kalbi hızla atıyor elleri de titriyordu. Telefonu kulağı ile omzunun arasında tutup pantolonunu üstüne çekmeye çalıştı.
"Derya iyi mi? Durumu nasıl?"
"Ambulansla hastaneye kaldırıldı. Durumu hakkında bilgim yok üzgünüm."
"Hangi hastane ve siz kimsiniz?"
Pantolonun düğmesini de ilikleyip eline geçirdiği lacivert tişörtü üstüne çekti. Kış mevsimiydi fakat şu an bu ayrımı yapacak durumda bile değildi.
"Ben sadece kazaya şahit olan biriyim. Derya Hanım'ın çantası burada unutuldu"
"Hangi hastaneye gittiklerini biliyor musunuz?"
"Sanırım İlk yardım Hastanesi. Çünkü buraya en yakın orası"
"Tamam teşekkür ederim. Ben hemen çıkıyorum. Çantayı sizden nasıl alabilirim?"
Hızla deri ceketini üstüne çekip odadan çıktı. Karanlıklar içerisinde, salonun orta yerinde bulunan merdivenlere yaklaştı. Üçer beşer adımlarla ilerleyip bahçeye parka edilen arabasına bindi.
"Yoldayım, çantayı teslim etmek için hastaneye gidiyorum"
"Tamam, tamam teşekkür ederim. Geliyorum"
Kapattığı telefonu yanındaki boş koltuğa bıraktı. Elleri direksiyonu tutuyor, kalbi de duracak derecede çarpıyordu. Dolu gözlerine de mutluluk eşlik ediyordu. Onu sonunda görebilecek, kafasını yıllardır meşgul eden sorulara cevap bulacaktı.
...
Hastane bahçesine park ettiği arabadan koşar adımlarla inen genç adam, hızla içeri girdi. İlk karşısına çıkan, bir acil servisti. Adımını durdurdu, bir an başının döndüğünü hissetse de saniyeler içerisinde kendine gelip müşahede odasına çevirdi yönünü. Tek tek yataklara baktı, birinde küçük bir çocuk serum bağlandığı için orayı ayaklandırıyordu, diğerinde yaşlı bir adam kendinden geçmiş şekilde uyuyordu, üçüncü yatak boştu. Derin nefesle elini saçlarında gezdirdi. Neredeydi? Hızla arkasını dönüp danışmaya yaklaştı.
"Derya.. yani az önce kaza geçirip buraya getirilen bir hasta"
Danışmadaki görevli karşısında duran kapalı kapıya baktı.
"Şu an müdahale ediliyor"
Bakışını çevirdi genç adam. Açık mavi renkten oluşan bir kapıydı. Yavaşça, kapının tam karşısında bulunan bir bankın üzerine çöktü. Dizleri istemsizce sallanırken, ellerini de birleştirdiği iki bacağının altında birbirine tutuşturmuştu. Bakışları sadece yerdeki beyaz mermerdeydi.
Defalarca bu karşılaşma anının hayalini kurmuştu, ona gerçekleri anlatacak ve terk etme nedeninin bir yanlış anlamadan ibaret olduğunu aktaracaktı. Ayağa kalktı, zaman geçmiyordu.
Gözlerini kapayıp kapıya yaklaştığında açıldığını gördü. İçerisinden beyaz önlüklü iki doktor çıkış yaptı. Biri çok genç, esmer yüzlü ve gözlüklü iken diğeri aksine yaşı ilerlemiş ve kır saçları olan bir adamdı. İkisinin de tek ortak yönü, donuk gözleri ve asık yüzleriydi. Endişeyle önlerine dikildiğinde, yaşı daha ileri olan doktor ona döndü.
"Hastanın yakını mısınız?"
Duraksadı genç adam. Düşündü, bir zamanlar kocası, aşkı, sevdiği, dostu ve en yakını iken şimdi, pozisyonu neydi? Susarken, sadece kafasını olumlu anlamda sallamakla yetindi. Omzunda doktorun elini hissetti, sıkıyordu. Biliyordu bunun ne demek olduğunu Çınar, kötü haberin geleceğinin işaretiydi. Sormaya cesaret edemedi, sadece şu anda bunu duymak yerine gidebildiği kadar uzağa kaçmak istedi. Gözleri yavaşça dolarken, doktor derin bir nefes verdi.
"Elimizden geleni yaptık ama kurtaramadık, başınız sağolsun"
Bu sözler, genç adamın özlemle dolu olan kalbine, hançer saplamıştı. Sendelemeye başladığını hissedip, arkasındaki banka doğru zar zor adım atıp oturdu. Yıllar boyunca karşılaşma için her ihtimali düşünmüştü. Belki kızgınlığı devam ediyor olacaktı, belki yumuşamış ve onu gördüğü gibi sarılacaktı ve belki de kendine bambaşka bir hayat kurmuştu. Genç adam, her ihtimali yıllarca zihninde canlandırmış olduğunu düşünse de o an fark etmişti ki ölümünü hiç düşünmemişti. Gözünden yanağına süzülen tek yaşla, başını eğdi. Daha onu haklılığına bile inandıramamıştı. Avucunu sıktı, ikinci karşılaşma böyle olmamalıydı. Ellerini, yavaşça saçlarından geçirdi, inanamıyordu. Beş yıl boyunca aralıksız peşinde olduğu kadın, bir anda böyle veda edemezdi. Kafasını yavaşça kaldırdı, onu görmeliydi. Değildi, belki de onun Derya'sı değildi. Ayağa kalktığı anda, biri dikildi önüne. Elinde siyah küçük bir çanta vardı.
"Çınar Bey mi?"
Bakışı sadece çantaya yoğunlaşmıştı. Toz toprak içerisindeydi. Yavaşça eline alıp yeniden oturduğunda, aynı kişi tarafından bir zarf uzatıldı.
"Çantadan düşmüştü"
Genç adam titreyen ellerini uzatıp aldı. Beyaz kapalı bir zarftı. Yavaşça çevirdiğinde, arkasında "Çınar'a" yazdığını gördü. Merakla beklemeden kapağını açtığında, beyaz ve katlanmış bir kağıt gördü. Bir şeyler yazıyordu, hızla okumaya başladı.
"Merhaba Çınar, merhaba Sevdiğim, aşık olduğum adam..
Nasılsın? İyi ve mutlu olmanı umuyorum her şeyden çok. Sana olan aşkımı, özlemimi bu satırlarda şu an anlatmayı ne çok isterdim ama yapamam. Çünkü artık içimde tutmak istemediğim bu vicdan azabından kurtulmak istiyorum. Biliyor musun aşkım, beni aldatmadığını öğrendim. Çok geç kaldığımın farkındayım, seni dinlemeden gitmemeliydim. Bu yüzden şu an karşına çıkacak cesareti de bulamıyorum. Defalarca seni aramak için numaranı tuşladım ama yapamadım Çınar. Duyacaklarından sonra gözlerindeki nefreti görmeye dayanacak kadar güçlü değilim. Çünkü bu mektubu okuduğunda benden nefret edeceğini biliyorum bu yüzden sana ulaştığında ben çok uzaklara gitmiş olacağım. Bana istediğin kadar kızabilirsin, haklısın. Çınar, beş yıl önce geri dönüşü olmayacak çok büyük bir hata yaptım. Asla affedemeyeceğin büyük bir yalan söyledim sana. Bizim kızımız, bizim bebeğimiz Ölmedi.."
İnanamadı Çınar, aklı başından giderken tekrar en başa döndü. Defalarca hece hece okuduktan sonra geri kalanına çevirdi bakışlarını.
"O yaşıyor, ölmedi. Bana ihanet ettiğini düşünmeme rağmen ona kıyamadım ama doğduktan sonra seni hatırlamamın nedeni oluyordu. Yine de dayandım fakat bir bebeğin sorumluluğunu tek başıma alamayacağımı henüz iki aylıkken anladım. Sana olan kızgınlığım ve kırgınlığımla bir gece bir yuvanın önüne bıraktım. Sana acı çektirmek istedim Çınar ama inan bana senden daha çok acı çektim. Bana ihanetine böyle karşılık vermek istedim, çok vicdansızcaydı biliyorum, bunu hiç hak etmedin. Özür dilerim hem sana hem de kızımıza affedilemeyecek hatayı yaptığım için."
Elleri hızla titredi. Bu doğru olamazdı. Bunca yıl bebeğinin ölümü için kendini sorumlu tutmuştu. Doğumunu sabırszlıkla beklediği bebeği, gerçekten yaşıyor muydu? Canı şu an Derya'nın da istediği gibi yanıyor, kalbi acıyla sızlıyordu. Bir ateş tüm vücudunu sarmış, gücünü yok ediyordu. Avucunda sıktığı kağıt parçası bile şu an ona oldukça ağır geliyordu. Gözlerinden yanağına hızla akan yaşları silmeden, yeniden kağıda döndü.
"Evlat edinildi, birkaç gün önce de gördüm. Bizim bebeğimiz birkaç gün sonra beş yaşında olacak. Benim yapmadığımı başka biri yapıyor Çınar, onu kendi öz çocuğu gibi büyütüyor. Çok güzel bir kız olmuş bizim kızımız."
Bu satırın üzerinde kurumuş gözyaşları bulunuyordu. Fark ediyordu genç adam, kadın bunu yazarken oldukça zorlanmıştı.
"Defalarca onu almak istedim ama benden daha gerçek anne olan bir annesi olduğunu gördüm. Özür dilerim Çınar. Beni affetmeyeceğini bile bile özür dilerim. Eğer olur da gerçekleri bir gün öğrenirse ona benden de söz et. Onu ne kadar çok sevdiğimi, ne kadar çok özlediğimi bilmesini sağla. Kötü biri değilim ben, lütfen beni öyle bilmesin. Bunu istemeye hakkım olmadığını da biliyorum ama yine de o benim bebeğimdi, bizim bebeğimizdi"
-Derya
Satırların sonunu gören genç adamın gözlerinden yaşlar hızla akıyordu. Avucunda sıktığı kağıdı buruşturdu. Zarfla birlikte atmak istiyordu, bu da bir oyun olmalıydı. Kızı, yaşıyor olamazdı. Minik bebeğinin kalbi yıllar önce durmuştu. Zarfı eline aldığında, içerisinden resimler düştü yere. Hızla eğilip eline aldığında, bebek resimleri gördü. Kızının sadece minicik bir bebekken çekilen resimlerine bakarken, elini yüzüne yaklaştırdı. O kadar yavaş dokunuyordu ki sanki yanındaydı ve birazcık da sert dokunsa canı yanacaktı. Hissettiklerine inanamıyordu. Suçluluk mu, Pişmanlık mı, Kızgınlık mı? bilmiyordu ama en büyük hayal kırıklığı olduğuna emindi.
"Kı..zım"
Dedi, elindeki resimleri yavaşça kalbinin üzerine bırakırken. Bir gece de ansızın değişmişti her şey Çınar için. Veda etmişti, ona bir zamanlar çok sevdiği ve yıllarca sesini duymak için beklediği kişi. Bırakmıştı ardından yıllardır öldü bildiği küçük ama aslında çok büyük bir hediye.
Artık aklında tek bir hedef ve hayatında tek bir amaç vardı genç adamın. Nasıl yapacağını bilmese bile ömrünü kızını bulmaya adayıp, tüm zamanını sadece onunla geçirecekti. Baş rolünde sadece baba kızın olduğu türlü türlü planlar yapmaya başlamıştı fakat hayatın da kendi planları olduğundan tamamen habersizdi.