7.Bölüm

2529 Words
7.BÖLÜM Deniz Tekin & Beni Vur Gözyaşları içinde elimde tuttuğum zarfı avucumun içinde sıkarken gözlerimi yumdum. Sakin ol, Ladin. İyi ol. İyi olmaya çalış. Gözlerimi dan diye açtığımda başımı eğdim, yeniden davetiye ile buluşturdum. Dudaklarımda buruk bir tebessüm büyüdüğünde ağır çekime girmiş gibi ağırca davetiyeyi ortadan ikiye ayırarak yırttım. Erez'in yaptığı gibi. Ellerimden kayıp yere kar taneleri düşer gibi düşerken üzerinden geçip dolabıma yöneldim. Hızlıca dolabı açtım. Alttaki bavulumu alıp yatağın üzerine fırlattım, ardından askıdaki kıyafetlerimi alıp yatağın üzerine attım. Gözümün önüne düşen saçlarımı hırsla kulağımın arkasına yapıştırırken yeniden dolaba döndüm. Kat kat duran kıyafetlerimi de alırken yatağın üzerine fırlattım. Dolabım boşaltmıştı. Yeniden ağlayacak gibi olduğumda dudaklarımı ısırıp bavula tutundum, başım öne eğildi. Saçlarım yana düştüğünde kendime hâkim olamayıp hüngür hüngür ağlamaya başladım. Neden? Neden ben Allah'ım? Bu acı neden? Bu keder neden? Kapım tıklatıldığında başımı hızla kaldırıp burnumu çektim, saçımı başımı düzelterek, "Gel." Dedim. Kapı aralandı, Leyla Ana elinde geçen sefer getiremediği bardağı getirdiğinde bu kez limonlu su getirdiğini gördüm. "Ladin?" "Gel Leyla Ana." İçeri girerken kapıyı kapatıp yanıma geldiğinde bardağı makyaj masamın kenarına koydu. "Sana limonlu su getirdim kızım, birebir toksinleri atmak ve-" derken sözü yarım kaldı, bakışları yerdeydi. Paramparça olan yırtık kâğıt parçalarına eğildiğinde iç çektim. "Dokunma onlara Leyla Ana." Başını kaldırıp bana baktı, eğilmeden doğrulduğunda eli öylece havada asılı kaldı. "Dokunma sen." "İyi misin yavrum?" Bakışları bu kez yatağımın üzerine kaydığında bana doğru sakin adımlarla yaklaştı. "Bu bavullar ne Ladin?" "Birkaç günlüğüne babaanneme gitmeye karar verdim, Hora'ya." Deyip ona bakmadan kıyafetleri bavula tıkıştırmaya devam ettim. "Alelacele mi? Babaannene haber verseydin yavrum?" "Haberi var." Dedim dudaklarımı yalayıp ısırırken. Aslında yoktu, bana da sürpriz olmuştu, gidince babaanneme de sürpriz olacaktı. "Hiç olmasaydı bana söyleseydin yavrum, Zeynel Bey Gediz'i seralara götürdü. Onunla yollamazdım." "Sorun değil canım," dedim bavulu tıka basa doldurduktan sonra fermuarını çekip. Ona döndüm başımı kaldırıp. Kollarına sarıldım. "Taksiyle merkeze iner, oradan dolmuşla giderim." "O kadar yolda sürünmeye ne gerek var? Şimal'in şoförüyle gitse-" "Yok yok, istemem." Deyip yeniden dolaba döndüğümde bavula yerleştirilecek başka bir şey kalmadığını anladığımda iç çekerken bavula döndüm. İkinci küçük bir bavula da temel ihtiyaçlarımı koyacaktım. Yatağın etrafında dönerek banyoya gireceğim sırada kolumdan tutuldum. "Leyla Ana?" "Niye bu kadar çok eşya alıyorsun yavrum? Hiç dönmemek mi niyetin?" Yutkundum gözlerine bakarken. Dudaklarım titrediğinde birbirine bastırıp bakışlarımı kaçırdım. "Gitmişken kalayım diyorum. Yıllar oldu hasrettir şimdi bana." Dedim kendimi gülümsemeye zorlarken. "Ne zaman dönersin?" diye sorduğunda aslında beni anladığını ama üstüme gelmediğini fark etmiştim. Ağlayacak kıvamdaydım, biraz daha baksaydı gözlerime baksaydım, gözyaşlarım yeniden bırakacaktı kendini. "Cuma'dan evvel dönmem sanırım." Hüzünle gülümseyip yanağımı okşadı, çok bakamadan gülümsedim kolumu kurtarıp, yanından geçerek banyoya girdim. Kapıyı kapatır kapatmaz sırtımı kapıya yasladığımda direkt gözlerimi yumdum, buna rağmen gözyaşlarım kapaklardan sızdı ve yanaklarıma doğru akmaya başladı. Hani umursamayacaktın kalbim? Unutacaktın onu hani? Önemsemeyecektin. Kolay değil, hiçbir şey senin için kolay değil Ladin. Olmayacak da. & Banyodan çıktığımda giymek için ayırdığım yatağın üzerine bıraktığım kıyafetlerimi elime alırken dolabın yanındaki boy aynamda kendimle yüz yüze geldim. Yüzüm solgundu. Hafif bir makyaj yapıp canlandırsam suratımı fena olmazdı. İç çekerek üzerimi giyindikten sonra makyaj masama oturdum, durgunca fırçaları tenime yedirirken hafif bir BB krem sürdüm ardından rimel ve rujumu da sürerek saçlarımı elimle dağıtarak omuzlarımdan önüme doğru getirdim. Kaşlarımı da düzelterek masadan kalktığım sırada kapım tekrar tıklandı ve ayakta yatağa doğru yürürken durdum kapıya doğru döndüm. "Ladin?" Gediz. "Gelebilir miyim?" "Gel gel." Dedim sakince. "Bir şey mi oldu?" "Hayır hayır merak etme." Ellerini ceketin cebinden çıkardı. "Annem bugün Hora Feneri'ne gideceğini söyledi. Ben de Zeynel abiyi bırakıp geleyim, seni bırakırım." "Gerek yoktu Gediz." "Gerek yoktu olur mu Ladin? Boşuna o kadar yolu çekme, ben bırakırım seni." "Tamam, yalnız ben kahvaltıya katılacağım. Babamın haberi yok, söyleyeyim öyle gideriz. Yani yarım saate falan çıkarız." "Tamam," dedi yüzündeki sakin yumuşak gülümsemesiyle. "Sen ne zaman hazır oldun o zaman çıkarız." Başımı silikçe sallayarak onayladığımda Gediz arkasını dönerek kapıya yöneldi, çıkmak üzereyken seslendim. "Gediz!" Durdu bana döndü eli kapının kolundayken. Kapı açıktı. "Teşekkür ederim." "Teşekkürlük bir şey yok Ladin, hadi geç kalma sen." Gediz odadan çıkarken şimal koridorda durmuş bize bakarken gözlerimiz buluştu, gülümsedi. Bu gülümsemeyi tanırdım. Ben de onun gibi yapmacık bir şekilde gülümserken Gediz'e döndü. "Günaydın Gediz." "Günaydın Şimal Hanım." Karnını okşamaya devam ederek sordu, bakışlarımı onlardan çektim. Kapıyı kapatmak üzere kapıya doğru yürürken, "Cuma gecesi geliyorsun değil mi? İzel için parti var." Elim kapı kolunda kalakalırken başımı kaldırdım. Gediz bana yandan baktı. "Bilmiyorum," dedi yeniden Şimal'e dönerek. " Söz vermeyeyim Şimal hanım." "Aa sensiz olmaz. Mutlaka bekliyoruz." Dedi Gediz'in koluna dokunup yanımızdan uzaklaşırken. Kısa bir sessizlikten sonra Gediz bana döndü. "Ladin-" "Gitsen de sorun yok Gediz. Benim için sorun olmaz." "Annemden katılmayacağını öğrendim. Ayıp olmasın diye beş dakika dururum." Burukça gülümsedim. "Neden bana söylüyorsun ki bana? Sormana açıklama yapmana gerek yok. İstersen gidersin, istemezsen gitmezsin." Durdu, gözlerime baktı. "Çünkü sen üzülüyorsun ve ben senin üzülmeni istemiyorum." Gözlerime daldığını hissettiğimde yutkundum, ardından irkilerek kendini toparladığında, "yani sen benim arkadaşımsın sonuçta, benim için değerlisin." "Anladım Gediz." Ensesini kaşıyarak geri adımladı. Başını sallayarak arkasını döndü. Merdivenlerden inmeye başladığında arkasından bir müddet izledim. Kapıyı kapatarak yaslandım kapıya. Yutkundum. Az önceki de neydi? & Aşağıya indiğimde antreden salona geçerken kulağım mutfaktaki konuşmalara kulak misafiri oldu. Duvara yaklaşıp sindiğimde, "Şimal Hanım zorla yaptırıyor gibi geldi bana," Bu Firdevs'in sesiydi. Kim ile konuşuyor bilmiyordum ama zaten birazdan anlayacaktım. "Sanmıyorum. Gayet de Erez Bey ilgili davranıyordu." Reyhan'dı konuşan. "Öptü, sarıldı müstakbel karısına." Boğazımda acı bir düğüm meydana geldi. Pervaza tutundum. "Reyhan, uluorta bunu söyleme de Erez Bey sanki senin dediğin gibi değil ya... Ladin hanıma bile daha ilgili baktı." Reyhan duraksamıştı. "Hatırlamıyor musun? Geçen gün havuz başında fenalaştı diye adam daveti bitirdi. " Kaşlarım çatıldı. Cidden ne yapmaya çalıştığını anlayamıyordum onun da. Gözlerimi yumup dik durdum, kendimi toparlayarak. Kulak asmayacak, umursamayacaktım söylenilenlere. Yüzüme mutlu bir tebessüm koyarak salona girdiğimde herkes yemek için ayrılmış salonun diğer kısmındaydı. O tarafa doğru yürümeye başladığımda babam oldu beni ilk fark eden. "Ladin," Ağzını peçeteyle silip yerinden kalkacak gibi olduğunda. "Dur dur babacım kalma yerinden," Arzu ve Şimal yan yana otururken onlarından arkasından ilerleyerek karşılarına oturduğumda masada Erez'in ve Cavit Suhan'ın olmadığını fark ettim. Arzu Hanım yaptığı koyu makyajıyla ellerini kavuşturup bana baktı. "Günaydın Ladin. Bayağı şıksın, hayırdır bir yere mi gidiyorsun?" dediğinde yaptığım makyajı diyor olmalıydı. O sırada Erez de geldiğinde Şimal onun geldiğini fark etmemiş gibi, "Belki bir randevusu vardır anne, üstüne gitmesen mi?" dediğinde Erez'in bakışları direkt beni buldu. Göz göze geldiğimizde ona daha fazla karşılık vermeden kahvaltıma odaklandım. Şimal, "Sevgilim..." dedi sandalyesinden kalkarak. Şimal ona sarılırken ben babama döndüm. Onları umursamadan. Umursamayacaktım da. "Babacım ben bugün babaanneme gidiyorum." Babam şaşkınlıkla bana baktığında, "Bu da nereden çıktı kızım?" diye sorduğunda masadaki herkesin bana baktığını hissedebiliyordum. "Ne zamandı aklımdaydı, hazır vaktim varken gideyim dedim." Babam bundan hoşnut olmamış gibi yüzünü asarken geri çekilip sandalyesine yaslandı. "Cuma günü yeğeninin doğum önce kutlaması var. Buna gelmeyeceksin demek mi oluyor?" bakışlarım diğerleri üzerinde gezindi, yeniden babama döndü. "Öyle görünüyor babacığım." "Nasıl gideceksin? Zeynel mi bırakacak seni?" "Hayır," dedim çatalımı tabağının üstüne bırakırken. "Gediz bırakacak." Ayakta dikilen Erez'in bakışlarının d sertleştiğini hissedebiliyordum hatta nedense bu kez istemsizce ona bakmış, tahminimde yanılmamıştım. "Neyse," dedim saatime bakarak. "Ben daha fazla gecikmeden kalksam iyi olacak." "E bir şey yemedin kızım?" dedi babam, bunun üzerine ağzım açmış cevap verecektim ki Arzu karısı araya girdi. "Suat'cım kocaman kız, gittiğinde eyer bir şeyler. Bu kadar sıkma canım." "O benim kızım Arzu, elbet sıkacağım," babam da benimle beraber masandan kalkarken yanıma geldi. "Beraber çıkalım o halde." Arzu cadısının ardımızdan kötü kötü baktığının farkındaydım. Erez de "ben de geleyim sizle." Dediğinde Şimal bundan rahatsız duymuş gibi, "Aşkım ama parti için organizasyon şirketi gelecekti." Dediğinde Erez, "Şirketle konuştum, ne yapacaklarını biliyor Şimal. Görüşürüz." Dediğinde üçümüz salondan çıktık. Antrede Gediz bavullarımla aşağı iniyordu. "Ladin, hazır mısın?" Başımı salladım. "Hazırım." Babam bana döndü. "Kızım," dedi buruk gözlerle. "Günler çuvala mı girdi, başka zaman giderdin?" "İşe başlayacağım yakında babacım, hiç vaktim olmayacak. Hazır varken gideyim istedim." Babam bunun üzerine bir şey demedi, Gediz'e döndüğünde, "Önce şirkete gideceğiz Ladin, ondan sonra onun alır öyle gidersiniz." "Tabii Suat Bey." "Ama baba ne şirketi şimdi?" "Sana göstermek, fikrini almak istediğim bir konu var Ladin. Erez de bize eşlik edecek." Babam ceketini düzleterek son kez bana baktı. "Ne kadar farkında olmasan da o şirkette senin de hakkın var." Sessiz kaldım. Olduğunu düşünmüyordum. Bunun nedeni de vardı. Ama babam bu nedenin nasıl göz ardı ediyordu anlayamıyordum. Yine de bir şey demedim. Şu an konuşmanın ne yeri ne zamanıydı. Evden çıktığımızda babam Erez'in arabasına yürüdüğünü gördüğünde, "oğlum tek araba ile gideriz, gel." Dediğinde panikle babama baktım. Ne gereği vardı? Erez bir babama bir bana baktığında gözlerimiz buluştu, tutuklu kaldı birbirinde. "Akşam-" "Akşam da beraber döneriz. Ladin Gediz ile gidecek zaten." Dediğinde anahtarı avucunun içinde sıktığını gördüm. Yutkundum. Bakışlarımı ondan koparırken, "Geliyorum." Dediğini işittim arkamdan ve hep beraber babamın arabasına bindik. Babam Erez'in gelmesini fırsat bilip anahtarı ona verirken Erez şoför koltuğuna geçti. Ben de arkaya geçecektim ki babam, "Kızım öne otursana. Ben geçeyim arkaya." "Yok baba ben geçerim sen otur." Babam itiraz edecekti ki onu beklemeden arkaya bindim, onlar da binip yola koyulduğumuzda babam, "Partiye gelemeyecek olman beni üzdü kızım." "Sağlık olsun baba." Dedim daha fazla bu konuda konuşmak istemediğimi göstermek istercesine. Babam bunu anlamadı tabii, devam etti. Erez d etek eliyle direksiyon hakimiyetini sürdürüyordu. "Bana nedense kaçıyormuşsun gibi geldi Ladin," dediğinde yutkundum. Babama baktım. Bana bakmıyordu, ama bana doğru konuştuğunu biliyordum. "Kaçmana gerek yok, sürgün bitti, orası senin evin. Sen evine yuvana döndün. Bunları aşmanı kabullenmeni bekliyorum kızım." "Baba!" "Ben kızımın artık güvende huzurda olduğunu görmek istiyorum Ladin." İçim sıkılarak bakışlarımı babamdan çekerken orta aynaya istemsizce kaydığında onunla göz göze geldik. "Bana söz ver Ladin," dedi babamın sesi kulağıma ulaşırken. "Burada kalacaksın, bir daha yuvanı evini terk etmeyeceksin." Sen verdiğin sözleri tutabilir miydin ki diyordu bakışları. Ladin. İnsanları hor gören, kolayca kullanabilen Ladin. Onun replikleri kulağımdan gitmezken şu an ağzının açmadan bana bakıyor olması ona olan öfkemi diri tutuyordu. Sessiz sessiz oturuyordu sanki hiçbir şey olmamış gibi. Ellerimi sıktım. "Erez!" babamın gür sesiyle Erez bakışlarını benden çekip direksiyonu aniden kırıp bizi arabayla çarpışmaktan kurtardığında anlık panikle nefes nefese kalmıştım. Babam, "Biraz dikkatli olsana oğlum, ben seni iyi bir sürücü bilirdim." "Affedersiniz." Dedi yüzümüze bakmadan. Sonrasında yolculuk bitene kadar kimse konuşmadı. & Şirkete geldiğimizde babamla direkt babamın odasına çıkmıştım, onun yüzüne bir daha bakmadan. Artık bakmak da istemiyordum. Umurumda da olmamalıydı. Kendine bunu söyleyip duruyorsun Ladin ama yaptığın tek şey kendini kandırmak. "Evet dosyalar burada işte," dedi babam beni diğer çalışanlarla da tanıştırdıktan sonra. İşi durumu anlattı. Benim de aklıma yatmıştı. Adımın marka olduğu bir kiraz çiçeği parfümü üretmek istiyorlardı. Zaten kozmetik alanları vardı ama sınırlı sayıda malzeme vardı. Sadece allık ve ruj vardı. Şimdide kullandığım parfümü yapmak istiyorlardı. Bu benim hoşuma giderken anlaşmayı büyük bir heveslikle mutlulukla imzaladım anlaşmayı. Kalemi bırakıp dosyayı babama verirken babam da gülümsedi. "İyi oldu, güzel bir iş olacak." Asistan Derya'ya uzattı. "Bence de Suat Bey." Dedi. Derya da uzun yıllar bizimle beraber çalışıyordu. Ailemizden biri gibiydi. "Erez Bey harika düşünmüş." Dediğinde tebessümüm dudaklarımda asıldı. Erez mi? "Nasıl yani?" "Sizin haberiniz yok mu Ladin Hanım?" Başımı hafifçe hayır diye iki yana salladığımda, "Sizin kokunuzu ilham alarak kiraz çiçeği parfümü yapmak Erez Bey'in fikriydi." Kalbim küt küt atmaya başlarken babam bir şeyler söyledi, onun üzerine derya odadan çıktı ama son cümleden sonrası yoktu bende. Her şey boğuktu. "Ladin... Ladin?!" Babamın sesiyle irkilip kendime gelirken ona döndüm. "Efendim baba?" "İyi misin sen?" "İyiyim iyiyim," dedim yavaşça. Başımı tuttum. "İşleri de hallettiğimize göre artık ben girsem diyorum baba." "Gediz gelene kadar kahve içseydik bari kızım?" "Başka sefer baba," diyerek koltuktan kalktım çantamı alarak hazırlandığımda babam da koltuğundan kalkarak masanın etrafında döndü. Karşımda durup alnımdan öptü ardından sarıldı. "Varınca beni haberdar et." "Tamam." Geri çekildiğimizde beraber odadan çıkmıştık ki kapıda Erez ile çarpıştığımda istemsizce onun omuzlarına tutundum. Bedenlerimiz birbirine yapıştığında sanki ağır çekimdeydik, ağırca onun uyarlanmış kokusu ciğerlerime dolmuştu. Birbirimizin gözlerine bakakaldığımızda babamın sesiyle irkilip kendimi hızla geri çektim seri bir şekilde. "Affedersin." "Mühimi yok." Dedi. Babam yanımızda olduğu için böyle davrandığını biliyordum. Normalde olsa beni üstünden yere düşmemi sağlayacak kadar ittirirdi. Öyle bir nefretti onunki. "Çıkıyor muydunuz?" dedi bunun üzerine babama bakarak. "Ladin gidiyordu, onu uğurluyordum Erez." Dedi babam elini sırtıma koyarken. "Sen neden gelmiştin?" Erez ellerini cebine soktu. "Anlaşmayı imzalamış Ladin. Dedim ki öğlen belki bir yemeğe çıkabiliriz." "Saat daha erken." Dedim Erez'e dönerek. Bu kez bana baktı. "Biliyorum, öğlen dedim zaten." "Siz babamla yersiniz ben gidiyorum." "Saat daha erken." Dedi benim sözümü yineleyerek. "Saatler çuvala mı girdi?" "Akşam mı yola çıksaydım?" dedim sertçe. Bu kez duruldu, çünkü babamın anlamsız ama bir o kadar şüpheli bakışları üzerimizde geziniyordu. Babama yandan bak atarak bana döndü. "Tamam. İyi yolculuklar sana o halde." Ona bakmayarak, "Sağ ol." Dedim ve önden yürümeye başladım. Şirketten çıktığımda Gediz de kapıda araba ile bekliyordu. "Görüşürüz babacım." "Görüşürüz güzle kızım." Dedi ve bana sarıldı. Vedalaşıp arabaya bindik. & Yola koyulduğumuzda Gediz eşyalarımı bagaja yerleştirdiğini her şeyi hallettiğini söylemişti. Başlarda konuşmadık o da müzik açmıştı. Müzik Deniz Tekin'in sevdiğim şarkılarından biriydi. Camı açarak kolumu uzattığımda mis gibi yolun her iki tarafından gelen orman havası doldu arabaya. Rüzgâr yüzümü saçlarımı yalayıp geçerken şarkının hoş tonu kukalarımızı doldurdu. Beni vur onlara verme... Gözlerimi yumup rüzgârı hissettiğimde Gediz uyarıda. "Hasta olacaksın Ladin." Geri çekilip ona döndüm. "Olmam merak etme." Camı otomatla kapatırken, "O kadar emin olma." Dedi ve kıkırdadım. O d güldüğünde şarkı bitti ve yerini başka şarkıya devretti. "İstersen durup yemek yiyebiliriz." Bana bakış attı dikkati yoldayken. "Aç mısın?" Aslında açtım, sabah birkaç saat önce yani doğru dürüst yemek de yememiştim. Gidene kadar açlıktan ölürdüm büyük ihtimal. "Olur. Ne yiyeceğiz?" "Balık ekmek yemeye ne dersin?" Ağzım sulanmıştı. "Bayılırım." Dedim. "Ama yaz olduğundan sezon kapalı değil mi?" "Açık yerler oluyor. Olmazsa köfte ekmek yeriz." "Ona da bayılırım." Dediğimde güldü. "Midesizsin sanırım?" Kahkaha attım. "Çöp bir midem var evet." Kenara çekip benzinliğin ilerisindeki yemek lokantasında durduğumuzda lokantaya girip karşılıklı oturduk, siparişleri söylediğimizde Gediz dirseklerini masaya koyarak bana baktı. "Rakı da içmek isterdik bence ama babaannene gidiyorsun ya." Güldüm. "Haşlar beni." Güldü Gediz. "Ben de öyle tahmin etmiştim." Sonrasında havadan sudan konulmaya başladığımızda yemeklerimiz geldi ve ben ekmek arası söylemiştim. Gediz de öyle. Yemeye başladık. "Hmmmm leziz ya." "Afiyet olsun." Başımı salladım ağzımı kapatarak. "Sağ ol." Derken sesim boğuk çıkmıştı. "Acıkmış olmalısın, bayağı iştahlı yiyorsun." "Hem de nasıl." Sonrasında yemek yerken çok konuşmayı sevmediğimi fark ettiğinde sadece yemeklerimizi yiyip hesabı ödedik ve kalktık. Lokantadan çıkarken saat hayli geçmişti. "O kadar oturduk mu ya." "Sohbet yemek derken zamanın nasıl geçtiğini anlamamışız." Dedi kolundaki saate bakarken. Bana döndü uzaktan arabayı açarken. "Lavabo ihtiyacın varsa bekleyebilirim. Nasıl olsa vaktimiz var." "Yok gidebiliriz." Dedim gülümseyerek. Sonrasından arabaya binip yola koyulduğumuzda hava kararmaya yakın Hora Feneri'ne gelmiştik. Babaannemin evinin olduğu sokakta dururken Gediz arabaya sağa çekti ve ben o sırada araçtan indim. O bavullarımı alıp kapıya kadar getirirken ben de kapının önünde onu bekliyordum. Kapının üstünde otomatik yanan lamba yandığında dudağımı dişledim. Babaanneme sürpriz olsun istiyordum umarım yanan ışığı görüp kapıya gelmezdi. Gediz bavulları önüme koyduğunda doğrularak bana baktı. "Teşekkür ederim Gediz güzel bir gündü, yolculuktu." Gediz bir şey demeden başını eğip güldüğünde, "Görüşürüz." Dedim ve ona arkamı dönerken birden kolumdan tuttu ve ona dönmemi sağladı. "Asıl ben teşekkür ederim Ladin." Dedi ve yanağıma uzunca bir öpücük kondurduğunda gözlerim irileşti. Şaşkınlıkla Gediz'in yanağıma kondurduğu öpücükle donakalırken gözlerim ileride karanlığın içinde saklanmış arabaya kaydı, arabanın camından belli olmasa da tanıdık gelmesiyle plakaya kaydığında gözlerim irileşti. Erez. Erez buradaydı ve onu göremediğim siyah filmli camdan bizi izliyordu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD