3.Bölüm

1955 Words
3.BÖLÜM Sezen Aksu & Vay (hikaye boyunca kalın yazılar geçmiş sahneleri olacaktır ❤) "Ayrıca..." dedim. "Özür falan da dilemeyeceğim!" Şimal öne çıkıp Oscarlık tavrıyla, "Ben bir şey yapmadım Erez..." Dudaklarını büzerek Erez'e kendini acındırmaya çalıştı. "Durduk yere geldi bana saldırdı!" Erez hiddetli bakışlarını üzerimden çekmezken bir kulağının Şimal'de olduğunun farkındaydım. Bana bir adım atarak öfkeyle yüzüme fısıldadı. "Ben biliyorum kuyruk acını..." Biliyordu ve Şimal ile beraberdi öyle mi? Ne demişti? Müstakbel ve hamile eşim? Yüzümde tiksinç ve öfkeden başka duyguya yer vermezken ben de onun gibi onun yüzüne yaklaşarak konuştum. "İkinizin de canı cehenneme. Sizden tiksiniyorum!" Yüzümü buruşturdum daha da. "Midemin bulanmasına neden oluyor." diyerek son cümlemde ona gaf yaptığımı anlamış gibi bakışları anlık sekteye uğrarken hızla arkamı dönüp konağın içinden bahçeye çıktım. Derin derin nefesler alırken az önce öğrendiğim bir gerçek daha beni mahvetmeye yetmişti. Erez... Artık hiç bir şeyin eskisi gibi olmayacağının farkındaydım. Daha iyi farkındaydım artık. Ne sanıyordun ki Ladin, sen dönünce her şeyi unutacağını mı? Kabul. Ben de hatalar yapmıştım, ama onun yaptıklarının yanında benim hatalarım bir hiçti. Oysa Erez, tüm bu olanların suçlusu benmiymişim gibi davranıyordu. Ona hiç bir şey yapmadığım hâlde üstelik! Dudaklarım hüzünle kıvrıldığında, geçmişte bana verdiği sözler aklıma düşüyordu. Demek ki hepsi buraya kadarmış. "Hey hey." İrkilip kafamı kaldırdığımda az kalsın elinde tepsi içinde kadehleri taşıyan garsona ya da yardımcıya adı her neyse çarpmak üzere olduğumu fark ettim. "Affedersiniz..." deyip geri adım attığımda yanımdan geçip gitmek yerine yüzüme alık alık baktı. Ben de baktığımda aradan geçen saniyelerin sonunda, çatık kaşlarımla konuştum. "Bir sorun mu var?" "Ladin Suhan," dedi adam. Kumral saçlı, ela gözlü, sakalsız ve pürüzsüz bir cilde sahip biriydi. Çocuksu duruyordu ama yüz hatlarından çok genele baktığınızda yaşının en az yirmi beş olduğunu düşünürdünüz. "Suat Bey'in kızı?" Beni tanıyordu demek. "Ladin Akyel." dedim soyadımı düzelterek. "Suat Bey babam olur." "Tanıştığıma memnun oldum ben de," Tepsiyi tek eline alıp diğer elini uzattı. Tek eliyle nasıl tutabiliyor diye sormayacaktım. Belli ki işi buydu. "Göknar Gencal. Leyla Ana'nın oğluyum." Duraksadım, tokalaşmak üzere kalkan elim havada kalakaldı. "Bir dakika... Siz o zaman askere giden oğlu Gediz değil misiniz?" "Ah yok kendisi abim olur. Askere giden o. Benim ise daha var. İstanbul Üniversitesi İktisat okuyorum, becerebilirsem yüksek lisansa geçeceğim." Durdu ve bana hafif eğilip fısıldadı. "Aramızda kalsın, biraz da askerliği uzatmak için." Öğrenci olunduğu takdirde erkeklere bu konuda tolerans tanınıyordu. "Bana kaçıyormuşsun gibi geldi?" dedim gülerek. Anında havam değişmişti. "Eh yalan değil diyemem." Güldü. "Annem senden çok bahsetti. Konaktaki tek hayırsever senmişsin." Tebessüm ettim. Neyi kastettiğini anlamıştım. Ben oluyordum. O yılanlar çetesi Arzu ve Şimal'den sonra başka kimse yoktu zaten. Her şeyi mahveden onlardı. "Sorma, hayırsever olarak rahmetli annemin hayrına babamı yalnız bırakmayayım diye geldim, ben yalnız kaldım." Son cümlemden sonra bir donukluk yaşasak da Göknar gülümsedi. Şaşırmıştı. Benden böyle bir şey duymuyor olmalıydı. "Mutlusun sanıyordum, sonuçta kim evine yurduna dönünce mutlu olmaz ki?" "Burası değil evim ya da yurdum. Belli neresi olduğu. Geçici olarak buradayım ve inan neler olduğuyla ilgilenmiyorum. Artık hayırseverlik yapamayacağım." Göknar yüzündeki tatlı gülümsemesi ile beni izliyordu. "Sinirlerin fena bozulmuş anlaşılan." Birileri bozdu desek daha doğruydu. "Benim işim var şu an ama unutma hep buradayım, annemle beraber kalıyorum. Ben de senin gibi geçiciyim ama yalnızım diye düşünme işte. Arkadaş yoldaş olurum sana. Tekirdağ'ı gezmiş miydin daha önce? Burada doğdum, büyüdüm o yüzden sana avucumun içi gibi bilirim. Sana gezdiririm. Değişiklik olur. Zevk almaya başlandığında konak sana dar gelmez." Uzun soluklu konuşmasını hayretle dinlerken son cümlesiyle beni anında anlayabilmesi şaşkına çevirmişti. "Anlamanı beklemiyordum?" "Neyi?" "Beni," dedim sonra duraksayarak devam ettim. "Yani... Daha tanışalı birkaç dakika olmamıştır beni anında çözdün, burada mutlu olmadığımı anladın." "Çünkü seni tanıyorum Ladin. Annem az bahsetmedi senden. Üstelik..." Aklına bir şey gelmiş gibi durdu. "Annen vefat etmiş. Üzüldüm. Başın sağ olsun. Demek Leyla Ana ondan da bahsetmişti. "Dostlar sağ olsun," dediğimde bu kez soran ben oldum. "Faruk amca nasıl? Ciğerleri daha iyi mi?" Babalarıydı Faruk amca. Aynı zamanda Leyla Ana'nın eşiydi. Daha doğrusu eski eşiydi. Severek evlenmelerine rağmen anlaşamamışlar, medenice boşanmışlardı. Annem ve babamdan sonra saygı duyduğum ikinci çiftti onlar. "İyi, Marmaris'te teknesi var. Günlerini balık tutarak geçiyor." Sonbaharın sonlarındaydık. Balık için uygun mevsim olsa da... "Havalar sıcak mı orada hâlâ?" "Tabii ki, normalde soğumaya başlar tabii ama iklimin de etkisi var." derken biz koyu bir sohbete bürünmüştük ki benim ne okuduğumla Göknar'in ek iş yaptığını, abisiyle yaşadığı tuhaf ve komik vakaya kadar derinlere inmiştik. Gülerek onu izlerken bakışlarım onun arkasına bahçenin evden girişine kaydı. Erez elleri ceplerinde bizi izliyordu. Üzerinde sadece beyaz gömlek ve siyah pantolon vardı. Yüzümdeki tebessüm anında solarken bize doğru yürümeye başladı. Yutkundum. Göknar da bendeki değişimi fark etmiş olacak ki konuşmayı kesip baktığım yere döndü. Erez o sırada yanımiza varmıştı. Göknar'a hitaben, "İşinin başına dön!" diye keskin bir sesle emir verdiğinde, Göknar, "Emredersiniz Erez Bey." dedi ve bana döndü. "Görüşürüz Ladin." "Görüşürüz." Göknar gittiğinde Erez arkasından bakarak bana döndü, imâlıca gülümsedi. "Artık çocuklarla takılıyorsun da haberim mi yok?" Kaşlarım çatıldı. "Ne diyorsun sen?" "Bence ne demek istediğimi çok iyi anladın Ladin." dedi bakışlarındaki hiddet yerini bulurken. Sesi de giderek sertleşmişti. "Yok yok söyle, anlamadım ben bir şey," dediğimde Erez sinirle gülerek başını iki yana salladı. "Hiç değişmemişsin. Yine o hırçın, dobra ve," Bakışlarının rengi değişti. "İnsanları kolayca kullanabilen Ladin." Son kelimesi boğazımda yumru olurken ne demek istediğini anlayamıyordum artık. Biri benim hakkımda bir şeyi dedi de sen ona körü körüne inandın Erez? Bu kadar mı gözünü boyadılar senin? Ellerini cebinden söker gibi çıkarıp bir parmağını bana doğrulttu. "Az önce yaptığın... Hiç hoş değildi. Bunu neden yaptığını da biliyorum. Ama şunu unutma, bunu isteyen sendin Ladin. Şimdi gelip oyunbozanlık yapamazsın!" "Dediklerine şu kadar," deyip iki parmağımla kısıp gösterdiğimde, "Bile anlam veremiyorum." Yüzüne yaklaştım. "Beni kışkırtan oydu! Sen bunu göremeyecek kadar mı körsün?!" "Merak etme, ben at gözlüklerimi atalı çok oldu," Kollarını indirip bir tanesini cebine sokarak diğerini kaldırdı ve işaret parmağını bana doğru sallayarak, "Ama sen bunu fark edemeyecek kadar aptalsın." Kaşları biçimlice çatıldı. "Utanmıyor musun hamile bir kadına saldırmaya?" "Hah," diyerek tepki verdiğimde ona hayret edemeden duramadım. "Ya sen ben buraya geldiğimden beri ne saçmaladığının farkında mısın Erez? Bana olup olmadık laflar sokuyorsun, imâlar ediyorsun ve benim bunlarla gram alakam yok. Byna rağmen gelip yüzüme yüzüme söylüyorsun ya... Sanki beni hiç tanımamışsın gibi!" Bir adım attı, dişlerini sıkarak konuştu. "Evet seni hiç tanıyamamışım. Bu yüzden ya kendime kızgınlığım, aptallığım. Burnumun ucundakini görememişim. Bile bile üste çıkmaya çalışıyorsun bir de." Durdu derin soluk alıp verdi. "Benden de hamile nişanlımdan da uzak duracaksın Ladin. Bize bulaşmayacaksın!" Dudaklarımda meydana gelen hüzün dolu kırık dökük tebessümümle bakışlarım konağa kaydı. Ikinci katın herhangi bir odasının camından Şimal bizi izliyordu. Dudaklarım iyice kıvrıldı. "Şimdi görüyorum da..." Erez'e bakıyordum. "Ben de seni tanıyamamışım. Bir zamanlar aşık olduğum delicesine sevdiğim o adamın gerçek yüzünü görememişim." Gözlerim dolar gibi oldu ama kendimi tuttum. Ne kadar tutabildiysem... Erez'i ne zaman görsem içimdeki özlem duygum katbekat artıyordu. "İşin acı tarafı ne biliyor musun Erez?" dediğimde bakışlarından taviz vermeden beni izlemeye devam ediyordu. "Bana sadakat yemini eden adamın kardeşimle evleniyor olması." Geri adım attım ondan uzaklaşarak. "Artık hiç bir şeyin önemi kalmadı. Ne sen ne de Şimal... Umrumda bile değilsiniz." Son kez baktım. "Mutluluklar size." Bu kez onun bana cevap vermesine fırsat vermeden yanından hızla geçip giderken arkamdan bağırmasıyla adımlarım bıçak kesilir gibi durdu. "Bunu sen mi söylüyorsun?" Kafamı yana çevirdim ama asla ona bakmadım. Sırtım ona dönüktü. "Bunu bana, üzerinde ona aldığım elbiseyi giyen Ladin mi söylüyor?" Bu kez ona doğru döndüğümde aramızda sadece beş altı adım vardı. Erez yine ifadesinden ödün vermeden konuşurken ona bakakaldım. "Efendim sevgilim?" "Sana gönderdiğim paketi aldın mı?" Duraksadım. Kaşlarımı çattım. Bana paket falan gelmemişti. Elimde kalan kili mendille silip üzeri çamur olmuş tulumu umursamadan atölyemden çıktım. Seranın yanından geçerek kapıya geldiğimde bir kurye beni bekliyordu. Kulaklık kulağımdaydı ve mikrofonu tutarak konuştum. "Kurye gelmiş. Fark etmemişim." Erez'in gülüşünü duydum. "Çömlek yapmaya daldın yine. Kendinden geçti değil mi Ladin'im?" "Ne yapayım... Bu benim için tutku biliyorsun." "Biliyorum, daha da tutkulu olduğun şeyleri de biliyorum mesela." dediğinde yanaklarım kızardı, dudaklarımı dişleyerek otuz iki diş sırıttım. "Utandırmasana." dememe rağmen arsızca konuşmasına devam ediyordu. Onunla konuşarak paketi teslim aldığımda atölyeye doğru yürüdüm. "Aldın mı paketi?" "Hıhım," dedim masanın başına otururken dikdörtgen orta boyutlarda olan bir kutuydu. "Aldım. Atölyedeyim şimdi." "Aç bakalım, beğenecek misin?" dediğinde kutunun kurdelesini çözerek kutunun kapağını yavaşça araladım. İçinden kiraz çiçek desenli beyaz askılı çok hoş bir elbise çıkmıştı. Bakışlarım hayranlıkla elbisenin üzerinde dolaşırken gülümsemem büyüdü. "Erez..." "Söyle kiraz çiçeğim." "Bu... Çok güzel. Bayıldım. Gerçekten benim zevkimi biliyorsun." "Senin her şeyini biliyorum Ladin'im, güle güle giy sevgilim," Yutkunarak dudaklarımı birbirine bastırdım. "Teşekkür ederim," dedim duygulu sesimle. "Yalnız kuru kuruya teşekkür olmaz." "Hm, nasıl bir teşekkür istiyorsun peki?" "Akşam yemeğe götüreyim seni diyorum. Böylelikle elbiseyi ilk benimleyken giymiş olursun." "Bakıyorum da sabırsız gibisin?" "İki gündür görüşemiyoruz," dediğinde gülümseyerek başımı eğdim. "Özledim." derkenki ses tonu sıcaklamama neden olurken elimle yüzüme yelpaze yaptım. "Ben de." Hiç bir şey söylemedim. Söyleyemeyecektim de. Sadece burukça gülümsedim. Yeniden arkamı dönüp konağa doğru yürümeye başladığımda, o an ağlamamak için zor tuttuğum çeşmelerim açıldı ve gözyaşlarım yanaklarımdan akmaya başladı. Konağa geri girdiğimde artık kendime tek bir yeminim vardı. Üçüncü kez deyişimdi bu. Erez umrumda olmayacaktı ve onu hiçbir zaman affetmeyecektim. & Akşamüstü olduğunda bahçeden gelen ve ışıklar yüzünden rahatsız olmuş, okuyamadığım kitabımı da yatağın üzerine bırakarak cama yöneldiğimde bahçede babamı gördüm. Yanında Arzu vardı. Kalabalık değildi ortam. Kızları görmüştüm ileride, hazırlıklara yardım ediyorlardı. Bakışlarım duvardaki saate kaydı. Sekize geliyordu. Bir an neden burada yalnız oturduğumu sorguladım, kutlama yapılırsa yapılsındı ne ile kimle alakalı olduğu beni ilgilendirmiyordu. Babam buradaydı ve babamın öz kızıydım. Kimse bunu değiştiremezdi. Üzerimi değiştirip sade bir gök mavisi elbise giydiğimde kumrala dönük açık kestane saçlarımı düzleştirmiştim. Yüzümde de çok hafif bir makyaj vardı. Aynada gülümseyerek kendimi süzerken, "Hadi bakalım Ladin. Bugünden itibaren yepyeni bir sayfa açıyorsun." Sonrasında aşağı indiğimde mutfağa bakmıştım, Ela'dan kimse yoktu, o da mutfak masasında ders çalışıyordu. "Kolay gelsin." diyerek mutfağa girdiğimde kafasını kaldırdı, beni görünce gülümsedi. "Bir şey mi istemiştiniz Ladin Hanım?" "Lütfen bana hanım deme. Adımı söylemen yeterli." "Yok uygun olmaz şimdi. En azından abla diyeyim." "Nasıl istersen," dediğimde hayranlıkla bana baktı. "Çok güzel olmuşsunuz." "Teşekkür ederim Ela. O senin güzelliğin." Ela tatlı bir kızdı. "Leyla Ana nerede biliyor musun?" "Bahçede Nevra abla ve Göknar abi ile beraber konuklarla ilgileniyorlardı." "Tamam sana iyi çalışmalar." "Sağ ol abla." Mutfaktan çıktığımda koridorda yürüyerek karnımda oluşan hissi bastırmaya çalıştım. Hadi kızım Ladin göreyim seni. Bahçeye çıktığımda ne ara bu kadar kalabalık olduğunu anlayamazken bakışlarım bahçeye kurulmuş tek uzun dikdörtgen masaya kaydı. Dikkatimi çeken ilk onlar olmuştu. Babam ve Arzu yanlarındaki onların yaşlarındaki çiftlerle konuşurlerken diğerleri de kendi halindeydi. Şimal ise Erez ile beraber yanlarında bir kaç kişi ile koyu sohbet halindeydiler. Erez'e baktığımda sadece şampanyasını yudumluyordum, bakışlarım üzerinde dolaştı. Takım elbisesini değiştirmişti. Şimal'in aksine sohbetten keyif almıyor gibiydi. Şimal ise her zamanki abartılı şuh kahkahaları ile yapmacık hareketler sergiliyordu. Gözlerimi devirdim. Hiç değişmeyecekti hiç. Onlardan uzak olmak adına başka yere geçerken birden babamın yanına gitmeye karar verdim. Çimlerin üzerinde yürürken birden ayağımın takılmasıyla tökezledim, yere düşecekken biri belimden tuttu. Kimdi bilmiyordum. Doğrulup kafamı sağa çevirdiğimde gözlerine yabancı olduğum bu adam, kollarını belime sarmış beni ayakta tutuyordu. Yutkundum. "İyi misiniz?" Başımı salladım. "İyiyim..." Üstüme başıma baktım. "Nasıl oldu bilmiyorum, bileğim döndü herhalde." "Daha dikkatli olun." Geri çekildiğimde bakışlarımı bahçeye çevirirken babamın adımı seslendiğini duydum. "Ladin?" Adam geri durarak, babama yer açarken babamın endişeli bakışları üzerimde geziniyordu. "Kızım! Hoş geldin!" Geldiğimden beri babamla görüşememiştik. "İyi misin?" dedi ayak bileğime bakarken. "İyiyim baba," dedim gülümseyerek. Sonrasında sarıldım. "Özlemişim seni." O da karşılık verirken, "Ben de seni kızım." Geri çekildiğinde, "Gel. Seninle tanışmak isteyen dostlarım var." diyerek elime uzandığında babama tamam dercesine başımı salladım, bir saniye geliyorum yaptım. Adama döndüm. "Teşekkür edemedim kusura bakmayın." "Sorun yok," dedi naif bir gülümsemesiyle. Kibar birine benziyordu. Elimi uzattım. "Ladin." Gülümsemesi büyüdü. "Biliyorum. Tanıyorum seni." Kaşlarım havalandı. "Öyle mi?" O da elini uzatırken, tokalaştık. "Gediz Gencal." "Ladin Akyel." Biz gülümseyerek tokalaşırken üstümüze salınan bakışlardan bihaberdim. Erez.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD