4.BÖLÜM
Özgür Kurum & Gözlerimi Kapatsam
Erez'in bakışlarından bihaber vaziyette Gediz ile konuşurken babam, Suat Suhan, "Ladin, seni bekliyorum." dediğinde başımı çevirmem ile onun bakışlarından haberdar olmam bir oldu.
Yüzümdeki tebessüm soldu.
Erez ise içkisini yudumlayarak ezici bakışlarını bizim üzerimizde gezdirmeye devam etti.
Yutkundum.
Umursamayacaksın onu Ladin! Hadi yapabilirsin!
Bakışlarımı hızla ondan çekerek babamın yanına gittiğimde kolunu benim için açtı, gülümseyerek koluna girdim babamın. Beraber arkadaşlarının olduğu masaya doğru ilerlerken bakışlarım ileride saçlarına ak düşmüş elleri takım elbisesinin cebine sokmuş her zamanki sert mizacı ile duruşunu bozmayan adama kaydı. Yan profilinden bırakın, kılık değiştirse tanınmayacak hâle gelse bile tanırdım onu.
Cavit Suhan.
Ellerim yumruk oldu.
Nefesim kesikleşirken babam birden duraksama ve tebessümümün solmasına anlam verememiş olmalıydı. "Ladin?"
Başımı çevirdim. "Bir sorun mu var kızım?"
Anında gülümsedim. "Hayır babacım. Sorun yok." derken onu ikna etmeye çalışıyor gibi görünüyordum ama gerçekten sorun yoktu. Sadece dedemi görmek beni germişti. "Emin misin?" diye sordu bu kez babam.
"Eminim," dedim kendimden emin duruşumla. "Sadece..." dedim bakışlarım o adama takılırken. "Dedem... Bu konakta mı kalıyor?"
Babam da benim baktığım yere bakınca gülümseyerek yeniden bana döndü. "O nasıl soru Ladin? Tabii konakta bizimle beraber yaşıyor." Babamın dedemin yaptıklarını bilmesine rağmen gözardı etmesini anlayamıyordum.
En azından öyle cani bir adamdan cani bir oğul olmamıştı, babam ona hiç benzememişti ya buna seviniyordum.
Onu boşverip masaya geçtiğimizde babamın solunda Arzu yer alırken sağında ben vardım. Arzu beni görünce suratını düşürse de, "Hoş geldin Ladin." demeyi ihmal etmedi.
Cevap vermedim sadece gülümsemekle yetindim. Ki gülümseme de sahici değildi. Neyse ne. O kadına karşı yapmacık da olsa gülümseyecektim artık. Gram hak etmiyordu gram.
Diğer kadın ve adam evliydiler ve tokalaşarak onlarla tanıştım. Bir bey daha vardı ve oldukça kibardı, onunla da tokalaşırken adımı söyleyerek tanıştık. Babam göğsünü gere gere benden bahsederken alttan alttan övmeyi de ihmal etmiyordu. Gülümseyerek babamı izlerken içim bir hoş oluyordu. Gururlanıyordum kendimle hem de babamla.
Arzu yılanı ise bu durumdan hoşnut değilmiş gibo tabii olmazdı ya neyse, kollarını göğsünde toplayarak fitne fesat bakışlarını üzerimde gezdirdi. Ama ona hiç bakmayarak pas vermedim.
Daha çok kudursun yılan karı!
Aysel Hanım, kibarca ne mezunu olduğumu sorduğumda, "Tercümanım." dedim. İngiliz Dili ve Edebiyatı'nı bitirmiş, yurt dışında yüksek lisans ve master yapmıştım. Şu an da freelancer olarak çalışıyordum.
Kadın benimle gurur duyarken ona da hayran kalmıştım. Eşi ve kendisi de asla insanları yargılamayan insanlardı. Ve gerçekten günümüzde böyle insanlar az kalmıştı. Eşi beni ofisine davet etti. Avukattı ve tercüman aradıklarını söyledi. Seve seve gelebileceğimi söyledim. Nasılsa boştum şu an. Madem geçici olarak Tekirdağ'da bu konaktaydım, günlerim kısıtlı olsa da değerlendirmenin zamanı gelmişti.
Yarın ofiste buluşmak üzere sözleşirken masamızdan kibarca vedalaşarak ayrıldılar. Babam elinde şampanyasını tutarak bana döndü. "Buraya çabuk adapte olmana seviniyorum Ladin."
Yüzüm asılır gibi olsa da tuttum kendimi. Babam her zaman beni anlamayacaktı. Olsun onu suçlamıyordum. Beni anlamasını bir zamanlar beklerken artık beklemiyordum. "Umarım baba, olurum. Daha geleli ne kadar oldu ki zaten." İki gün bile olmamıştı.
Omzuma dokundu, güven verircesine sıktı. "Yarın seninle beraber ofise geçeriz. Seni yeni açtığımız şubeye de götürürüm."
"Ne şubesiymiş bu?"
"O çok istediğin kiraz çiçeği parfümünü üretimini genişlettik. Artık vanilya ile karışık üretim yapıyoruz."
Konumu ilgimi çekmişti. "Ya... Yoksa serada yetiştirilen çiçeklerden mi?"
Babam başını salladı. "Seralar hâlen duruyor Ladin. Sen onları bıraksan da onlar seni bırakmadı." Duruldum. Babam şampanyasını önündeki masaya koyup bana döndü. Demek farkındaydı o da. Ellerimden tutup gözlerimin içine baktı. "Bir daha gitmeni istemiyorum Ladin. Velayetin annende diye, annene ihtiyacın var diye sürekli gelip gitmeni sindirdim ama bu saatten sonra benim kızımdan ayrı bir saniyeye bile tahammülüm yok."
"Baba-"
"Dinle beni." dedi sözünün bitmediğini belirtmek istercesine. "Biliyorum burada kendini yabancı dışlanılmış gibi hissetsin. Yaşananları unutmadım, dün gibi aklımda. Sadece kızım, sen benim kızımsın. Hiç bir şey bunu değiştiremez. Sen bir Suhan'sın. Ladin Suhan'sın. Hep de öyle kalacaksın."
Burukça tebessüm ettim. "Yanımda olduğunu bilmek, desteğini hissetmek harika bir duyguymuş baba ama... Artık çok geç. Benim kurulu bir düzenim kendi ayaklarımın üzerinde durduğum bir hayatım var." Babam anlık hayal kırıklığı ile kalakalırken, devam ettim. "Ama yurt dışına çıkmayacağım. Türkiye'deyim artık. Sadece İstanbul'a yerleşirim."
Babam gülümsedi, mutlu olurdu. "En azından kıtalarca uzakta değilsin." deyip kollarını açtı, onar sarılmamı istiyordu. Gülümseyerek babamın kollarına atıldığımda Arzu karısı kadehi masaya gürültülü bir şekilde koyarken, "Ben bir Şimal'e bakayım, ortalıklarda görünmüyor." deyip yanımızdan giderken ikimiz de oralı olmadık.
Babama sarılmaya devam ettim.
Tâ ki, Cavit Suhan aramıza girene kadar.
"Ooo," dedi bastonun ucuyla çimenleri ezerek. Bastonun ucu aslan ağzından oluşuyordu ve gümüş rengiydi. "Kimleri görüyorum?"
Babamın kollarından çıkarken yüzümdeki huzur kayboldu gitti. Babam da anlamış gibi beni yanına çekerken elini belime sabitledi. Cavit Suhan devam etti. "Torunum gelmiş." Torunum derkenki iticiliği...
"Tesadüfi görmesem haberim olmayacak Suat. Ne o bana söylemeyi düşünmüyor muydunuz?"
"Ladin dün geldi baba. Ben de bugünle konuşma fırsatı bulabildim kızımla."
"Sen de haklısın, işler yoğun." Bir adım atarak önümde durdu Cavit Suhan. "Hoş geldin evine Ladin." Uzattığı eline baktım ardından bakışlarımı o sinsi kırk tilkinin kuyruğunu birbirine dolayan bakışlarını gördüm.
Elini sıkmadan konuştum. "Hoş bulduk."
Tebessümü giderek büyüdü ve aynı sinsilikle baktı. "Dedenin elini bile sıkmıyorsun. Bu kadar terbiye verdi anan sana?"
Ellerim istemsiz yumruk olurken, "Size düşmez merhume annem ve bana verdiği terbiye hakkında yorum yapmak." diye sertçe konuştum. Babam aramızdaki gerginliği bilir gibi gergindi. Bir şey demezken babası bir ona bir bana bakarak sahte yüz ifadesi ile üzülmüş gibi yaptı.
"Meltem öldü mü... Ah ne üzüldüm. Başın sağ olsun kızım." Senin o dilini-
Neyse.
Sakin ol Ladin.
Sakin.
"E o zaman artık buradasın," Oğluna döndü. "Öyle değil mi Suat? Kızın ana vatanına döndüğüne göre yeri bellidir." Gözlerimin içine bakarak devam etti. "Bu konakta kalacak!"
"Daha konuşmadık baba," diyerek yalan söyledi. "Üstelik... Ladin nasıl isterse nerede kalacaksa öyle olacak baba. Kızımın kararlarına saygı duyuyorum." diyerek az önceki gibi bana yeniden destek çıktığında Cavit Suhan'ın yüzünün rengi değişti.
Bundan hoşnut olmadığı öyle belliydi ki!
"Demek kızın ne derse onu yapacaksın ha?!" dediğinde yine lafı başka yerlere çekmesine şaşırmadım, gözlerimi devirerek kollarımı topladım göğsümde.
Gülerek bana döndü. "Söz hakkı sende mi artık Ladin? Ne çabuk büyümüşsün sen?!" derkenki imâları öyle iyi anlıyordum ki, keşke anlamasaydım dedim. "Senin anlayamayacağın kadar büyüdüm işte Cavit Bey."
Yüzünün rengi giderek mosmor olurken, göz bebeklerinde aniden alevler çıktı. "Dedenim ben senin!"
Sinirlerimi bozulmuş gibi güldüm.
Dede mi dedi o?
"Hiç sanmıyorum!" deyip üzerine doğru gittiğimde bastonunu sertçe bastırıp bana karşılık verdi, eli aniden havaya kalktığında bana vurmak için yanağıma inecekti ki benden ya da babamdan önce davranan biri vardı.
"Dur bakalım orada Cavit Bey!"
Sesi...
Erez.
Erez'im.
"Bir kadına şiddet uygulanmasının taraftarı hiç değilim," Cavit Bey'in bileğine asılarak sertçe yere indirirken yanağıma tokat inmesini engelledi. Bakışları bana döndü. "Bu kadın, eski sevgilim olsa bile."
Yutkundum.
Neden boğazımda yumru oluyorsun Erez?
Ardından o adama döndü. "Hiç bir kadına el kaldırmam, kaldırtmam da. Kaldıran eli de kırarım!" dediğinde bunu kibar bir şekilde söylediğini anladım. Doğrusu; kaldıran eli de sikerim olacaktı.
Cavit Bey sessizlik içinde Erez'i izlerken bakışları bana döndü, bir şey demeden arkasını dönüp ilerledi. Söyleyecek sözü varsa da söylemeden gitmişti.
Daha sonra acısını çıkarır bunun biliyorsun Ladin.
Cavit Suhan'ı küçüklüğümden beri ciğerini bilecek kadar iyi tanıyordum ve açıkçası bu saatten sonra ne yapacağı ne diyeceği gram umrumda değildi.
Sadece babam ve ben, Erez kalırken babam yanıma gelip yanaklarımı avuçladı. "Ladin..." Endişeli gözlerle bakarken gülümsedim. "İyiyim baba sorun yok."
"Onunla konuşacağım sen hiç merak etme." diyerek alnımdan öptü. Ardından babam yanımızdan ayrılırken Erez ile karşı karşıya kalmıştık. Gözlerine baktığımda en azından her zamanki bakışları yoktu. "Teşekkür ederim Erez. Gerek yoktu." derken ona kaçamak bakışlar attım.
Ben hallediyordum da. Üstelik babam da yanımızdaydı. Ne ara bizi görüp yanımıza gelmişti anlayamamıştım ama o an gözlerini üzerimden hiç çekmediğini fark etmiştim.
Kaşları çatıldı. Ellerini cebine sokarken, "Aranız düzelmemiş miydi sizin?" dediğinde sinirle gülerek içten dilimi ısırdım. Bir daha yüzünü dahi görmek istemeyeceğim adamla barışmaktan söz ediyordu.
Gerçi küs de değildik.
"Düzelmedi." deyip kestirip attığımda ona yan döndüm ve masada duran kadehlerden birini alıp kafaya diktim. Hızlı ve sert içki olduğunu boğazımı yakmasıyla anlarken öksürdüm, yüzümü buruşturdum. "Bu ne be?!" dedim kadehe bakarak.
Erez ise güldü. Ona baktım yan profilden. "Değişmeyen tek şey, hâlâ içkilere dayanıklı olmaman sanırım."
Acı giderek boğazımı yakarken yüzümü buruşturamadan edemiyordum. "Sen sanki çok dayanıklısın ya." diyerek kinayeli konuşmam ile yüzündeki alaycı ifade silindi, yerine ciddiyet geldiğinde bir adım atarak yaklaştı bana. "Sayende dünyanın en sert içkisini bile içerim. Hiç bir şey de olmaz." Yutkundum. Gözlerim gözlerine dalarken bir an, Erez unutalım her şeyi... Sana sarılmaya o kadar ihtiyacım var ki diyecek hâle gelmiştim.
Hatta içkinin verdiği cesaretten midir nedir ona ben de bir adım attığımda ağzımı açmış içimden geçenleri söyleyecekken Şimal, "Sevgilim!" diyen sesiyle duraksadı. Adımım yarıda kesildi, geride durmak zorunda kaldım.
Şimal yanımıza gelip Erez'in koluna bir hışım girdiğinde bakışlarım oraya kaydı. Sımsıkı tutuyordu kaltak. Elim kadehi parçalayacak kadar sıktı. "Sevgilim nerelerdesin? Seni arıyorum her yerde." Bakışları bana dönse de Erez'e doğru konuşmaya devam etti. "Arkadaşlarımız bizi bekler." dediğinde kimlerden bahsettiğini anlık anlayamadım.
Bakışlarım birden Erez'in gözlerine tırmandığında aslında çoktandır bana baktığını anladım. Bakışlarını benden hiç çekmemişti. Kaşlarım hafifçe çatılırken Erez birden bana sırtını döndü ve Şimal'e bakarak, "Gidelim o halde. Bekletmeyelim." diyerek yanımdan ayrılırlarken Şimal omzunun üstünden bana imâlı gülüş atarak uzaklaştılar. Bir an sendeleyecek gibi olduğumda elim masaya tutundu.
Midem bulanıyordu.
Gediz elinde tepsi ile yeniden yanıma gelirken tepsiyi masaya koyarak bana doğru eğildi. "Ladin! İyi misin?!"
Başım dönüyor gibiydi. "Değilim... Hiç iyi değilim..." dedim ve o an ayaklarım yerden kaydı sanki. Gözlerimi kapatarak bilincimi hiçliğe yuvarladım. Son duyduklarım Gediz'in sesiydi ve beni kucağına aldığını hissetmemdi.
&
Gözlerimi araladığımda yanıbaşımda Leyla Ana'nın dua okuyor olduğunu gördüm. Sersem bir vaziyette dirseklerimin üzerinde doğrulurken uyku mahmuru gözlerimi etrafta gezdirdim. Yatağın içinde oturur pozisyona geldiğimde ellerimi saçlarımdan geçirdim. Midem kaynıyordu. Üstelik ter ve biraz içki kokusu üzerimdeydi.
Banyo yapsam iyi olacaktı.
Leyla Ana avuçlarını yüzüne sürerek duayı bitirdiğinde bana döndü. "Günaydın kuzum."
"Günaydın mı?" Alnımı tuttum. Başıma aniden ağrı girmişti, sanki bıçak saplanmış gibiydi. "Kaç saattir uyuyorum ben?"
"Dün geceden beri uyanmadın Ladin'im. Defalarca kustun banyoda ama neyseki Gediz yanındaydı. Aklım çıktı çıktı durdu," derken şalını yelpazeledi. Gözlerindeki endişe hiç gitmedi.
"Gediz mi?"
Başını salladı Leyla Ana. "Sağ olsun oğlum yufak yüreklim durdu yanı başında da...." İç çekti. "Ne olacak senin bu halin Ladin?"
Yutkunduğumda boğazım acıdı, yüzümü buruşturdum. Hiç bir şey söylemezken örtüyü üzerimden atıp ayaklarımı yere bastım. "Banyo hazır değil mi Leyla Ana?"
"Evet yavrum. Geldiğinde Zeynel Efendi'ye söyledim. Bakımını her bir şeyini yaptı." dedi yataktan kalkarken. Yatağımı toplayacaktı ki elimle durdurdum. "Sen dokunma, ben hallederim." dediğimde gülümseyerek örtüyü yanıma geldi. "Güzel kızım..." Yanaklarıma dokundu Leyla Ana. "Hiç bir şeye canını sıkma. Bir daha da içme o mereti be Ladin."
Dudaklarımı kıvırdım. "Merak etme Leyla Ana. İyiyim ben. Bana üzülüp kendini üzme ne olursun." Bir şey diyemeden sarıldı bana, saçlarımda ellerinin dokunuşunu sevgisini hissettim.
Sonrasında beni odada yalnız bıraktığında banyoya girdim. Kısa bir süre sonra bornoz kafamda da havlu ile banyodan çıkıp odama geldim. Yatağıma oturur oturmaz saç kurutma makinesini taktım. Makineyi kapalı bir şekilde fişte bekletirken saç yağını alıp elime dökerken kafamı baş aşağı atarak uçlarından diplerine doğru yedirmeye başladım.
O an bakışlarım yatağın altındaki küçük bir zincire takıldı. Bakışlarım kısılırken kafamı geriye atarak dizlerimi yere bastırarak yatağın altına eğildim. Kolumu sokarak zincire uzanmaya çalıştığımda elime değen ucu ile kaşlarım çatıldı.
Geri çekilip avucuma baktığımda kaybolan günlerce hatta haftalarca aradığım kolyemi bulmuştum!
Ucunda da L ve E harfi vardı.
Yutkundum. Gözlerim duygu seli olup dolarken parmak uçlarımla naifçe sevdim. Erez'in bana ilk hediyesiydi bu bana. Kaybettiğimde deli gibi üzülmüştüm.
Sonunda bulmuştum ama yatağımın altında olması ilginçti.
Buradan gitmeden önce her yeri didik didik aradığıma emindim. Üstelik ben dönünce odaya kimseler girmemişti, tozdan geçilmiyordu ve temizlik de yapılmıştı. Yatağın altına baktığımda gayet temiz olduğunu gördüm.
Bu demektir ki odaya biri girmişti. Ve bu kolyeyi düşürmüş olmalıydı.
Erez...
Erez olabilir miydi?
Bakışlarım kolyede takılıp kaldığında bir an içim umut doldu. Belki hâlâ bir yerlerde eski Erez vardı, delicesine sevdiğim aşık olduğum adam hâlen yaşıyordu belki de.
Dudaklarımı ısırdım.
Gidip Erez'le bu kolye meselesini konuşacaktım.
Aptallık etme. Ya Erez değilse...
Kolye kendi kendine yatağın altına girecek değil ya!
Erez olmayabilir diyorum aptal Ladin! Boşuna umut besleyip durma! Kalbini yorma!
Duraksadım. Bunu öğrenmenin tek bir yolu vardı.
Sonrasında üzerimi değiştirip giyinip hazırlandım, önce ofise sonra da seralara bakmaya gidecektim. Belki atölyeye giderdim sonra.
Odamdan çıktığımda beyaz küçük çantamı koluma asarak üzerime geçirdiğim kolsuz kot ceketimi de düzelttim. Dizlerimin altına uzanan üzerime yapışan sportif gri renginde elbise vardı. Altında da beyaz spor ayakkabılarım.
Elbisenin kapalı boynuna da başka bir kolye takarak küpelerimle kombin yaptıktan sonra dalgalı saçlarımı sağa yatırarak sağ bileğime de değişik renklerle örülmüş iplerden oluşan ince bilekliğimi de taktım. Eklem yüzüklerimi de takarak kiraz çiçeği parfümümü sıkmıştım.
Bayağı şık oldun.
Merdivenlerden indiğimde Gediz ile antrede karşılaşmıştım. O da çıkmak üzereydi. Beni fark edince doğruldu. "Ladin... Günaydın."
Elimde tuttuğum telefonumdan saate baktı. Öğlen olmuştu bile. "Tünaydın oldu bence." dedim gülerek. "Tünaydın Gediz."
"Ben de duzelteyim o zaman, tünaydın Ladin."
"Çıkıyor muydun?"
"Evet, Suat Bey ofise çağırdı, sanırım muhasebe ile ilgili bir pürüz var."
Tek kaşımı attım. "Süper. Ben de ofise gidiyordum, sonra da seralara geçeceğim."
"Tamamdır o halde beraber gidelim?"
Başımı salladım gülümseyerek. "Gidelim."
Beraber evden çıktığımızda Gediz garaja yöneldi. Tabii bu konaktaki vasfı yardımcı oğlu olduğu için kimse ayağına araba getirmiyordu. Kollarımı göğsümde toplarken sinir olmuş vaziyette onu beklemeye başladım. İnsanları unvanına statüsüne göre yargılayanlardan ona göre davrananlardan nefret ediyordum.
Gediz iyi biriydi. Tamam daha yeni tanışmıştık ama bir insanın bakışından duruşundan bile anlardınız. Gediz'den kötü bir enerji almamıştım. Onunla gayet iyi anlaşacağımı düşünüyordum.
Gediz çok geçmeden araba ile garajdan çıkarken önümde durdu. Camı indirdi. Göz kırparak, "Atla güzellik." dediginde sırıttım.
Kaputun etrafında dönerek arabaya bindim, çantamı kucağıma alarak emniyet kemerimi bağladım ve yola koyulduk.
"Nasıl oldun?" Dün o kadar mı kötüydüm diye şüphe etmeye başladım.
O kadar kötüydün Ladin.
"İyiyim."
"Çok kusmuştun. Miden ağrımadı umarım."
"Yanımda mıydın?"
Başını salladı. "Evet. Seni o halde bırakamazdım." dediğinde içim acıdı. Yine de gülümsedim. "Teşekkür ederim Gediz, beni o halimle çekmek zorunda değildin... Umarım tiksinmemişsindir."
"Saçmalama Ladin. Böyle düşünmen beni üzer. Yardıma ihtiyacın vardı, kendinden geçmiştin, seni o halde bırakamazdım." Gediz... Aglayacak gibi olduğumda ağlamadım. Olmasını beklediğim kişi değildi Gediz ve yeni tanışmamıza rağmen yanımdaydı.
Bir şey diyemeden önüme döndüm.
"Anne... Daha iyi şu an. Endişelenmene gerek yok."
"Demesi kolay oğlum," dedi Leyla Ana, Ladin'in üstünü örterek. Kıyafeti üzerinde, makyajı ise yüzünde dağılmıştı. Sabah uyanınca nasılsa üzerini değiştirir elini yüzünü yıkar diye düşündü. Gediz annesinin kolundan tutarak sadece abajuru yanan odadan çıkarmak istedi. "Fazla ses yapmadan çıkalım da kız uyusun."
"Tamam oğlum sen çık ben de geliyorum birazdan."
Gediz durdu. İç çekti. Annesi her zaman Ladin'e düşkün olmuştu. Bunun sebebini hep bir kız çocuğu olmasını istemesine bağlamıştı. "Tamam." dedi. "Sen de daha fazla merak etme. İçki çarptı sadece. Dinlenince toparlar, kendine gelir."
Sonrasında odadan çıktığında koridorun beyaz ışığı gözlerini aldı, bakışları kısılırken kapıyı kapatmak üzereydi ki Erez ile karşılaştı. Kaşları hafif de olsa çatıldı. Aşağıda davet sürüyordu ve adamın burada ne işi olduğunu anlayamadı.
"Erez Bey? Bir şey mi istemiştiniz?"
Erez'in bakışları anlık aralık kapıdan içeriye kayarken Gediz'in kapıyı kapatması ile bakışları Gediz'e döndü. "Davet bitti. Aşağı toplamaya başlayın diyecektim." dedi ellerini cebine sokarak.
Gediz adamın yüzündeki tuhaf ifadeye anlam veremezken başını salladı. Kendisi patronu sayılırdı, verdiği emre uymak zorundaydı. "Hemen başlıyoruz Erez Bey." Adamın yanında geçip gidecekti ki sesiyle durmak zorunda kaldı. "Ladin... Yani Ladin Hanım. Nasıl? Bir sorun yok değil mi?"
Gediz şaşırdı. Ladin'i sormasını beklemiyordu. Demek ki baldızına değer veriyor diye iyi niyetli düşünerek soruyu cevapladı. "İyi Erez Bey. İçki çarptı. Alışık değil sanırım. Ben yatağına yatırdım," dediğinde Erez'in bakışların alevlendi, kaşları çatıldı. Bu puşt... Ladin'e dokunduğu yetmiyormuş gibi yatağına yastığına mı dokunmuştu şimdi?
Bir an sinirlendi, öfkelendi ama sonra buna hakkı olmadığını fark etti, bir şey yapamadı.
"Annem yanında şimdi, ilgileniyor onunla, aklınız kalmasın." diye devam etti Gediz.
Erez bir müddet ateş saçan gözleriyle Gediz'i izledi. Sonra başını salladı. "Tamam işinin başına dön sen!" dedi ve Gediz adamın değişken hallerine anlam veremeden başını sallayarak merdivenlerden indi.
Erez bir süre kapı önündr beklerken kapının açılmasını fark etmesi ile kendisini gizledi. Leyla Ana odadan çıkmıştı. Sonunda diyerek gizlendiği yerden çıkarak kapı önüne geldiğinde kola dokundu ve yavaşça aşağıya indirdi. Karanlık ama camdan sızan ay ışığı ile hafif de olsa ışık yayan odaya sessizce girdi. Adımları yavaştı. Kapıyı kapatarak yatağa yürüdüğünde baş ucunda durdu Ladin'in.
Uyuyan kadına bakarken yutkunamadan edemedi.
Ona ilk defa sevgi şefkat dolu baktı.
Eli havaya kalktı, yavaşça yanağına dokunduğunda içi sızladı. Gözleri kendiliğinden kapandı. Ah... Ne çok özlemişti onu.
Ilk gördüğü andan beri ona sarılma isteği ile dolup taşıyordu. Kokusu burnuna hatta ciğerlerine dolarken içine çekti derince. Ne çok özlemişti... Ne çok eksik yaşamıştı onsuz. Nasıl dayanabilmişti. Kendine soruyor cevap alamıyordu. Kızın yanağına yaklaşıp burnunu dokundurmadan teninde gezdirdiğinde kokusunu içine çekebildiği kadar çekti. Parmak uçları nahifçe saçlarını alnını sevdiğinde yutkunamadan edemedi Erez.
Nefesi kesiliyordu sanki.
"Ladin..."
Kızın ismini ilk defa böyle içli söylemişti.
"Sana sarılmak doyasıya öpebilmek için neler vermezdim..." Mantığı ve aklı bir olmuş Ladin'e öfke dolu iken kalbi onun kendisine bakan gözlerini görür görmez yumuşayıveriyordu.
"Ladin..." dedi bir kez. Bir daha. Bir daha...
Kızı izleyerek ismini kokusunu ezberledi bir kez daha.
Unutması mümkün değildi ama her an unutacakmış gibi kızdan bir saniye bile gözlerini ayıramadı.
Tâ ki içeriden sesler duyana kadar... Panikle geri çekilip yataktan kalksa da sakin oldu. Ve son kez Ladin'e bakarak odadan çıktı.
"Araba senin mi?" diye sorarak kısa süren bir sessizlikten sonra konuyu değiştirdim.
"Yok, Suat Bey'in araçlarından biri. Ofis arabası da sayılır." Hımlayarak önüme döndüm. "Yani senin de araban sayılır." diye devam ettiğinde alayla gülümsedim. "Mirasta payım yok." dedim ona yandan bakış atarak. Gözlerim yoldaydı.
"Babam her ne kadar benim kızımsın, Ladin Suhan'sın dese de bir Suhan olmadığımı biliyorum."
"Neden böyle düşündüğünü merak ettim. Neticede baban seni koruyor, seviyor."
"Sorun babam değil," diyerek huzursuzca kıpırdandım. "Neyse. Tatsız konular." deyip kestirmemle konuşmak istemedigimi anladı Gediz.
Çok geçmeden bu kez soran ben oldum. "Muhasebe ile ilgili pürüz var dedin. Öyle olduğunda babam hep seni mi çağırır?"
"Evet. Zaten ofiste çalışıyordum askere gitmeden önce."
"Bedelli askerlik yapmamıştın değil mi?"
"Yok. On sekiz ay paşa paşa yaptım askerliğimi." Gülümsedim. Devam etti. "Yeni geldim sayılır. Ofiste de yeni yeni çalışıyorum. Deneme surecindeyiz. Benden memnun kaldığını söyledi hatta benimle çalış dedi ama ben İstanbul'daki işimden dolayı tam zamanlı kabul etmedim."
"İstanbul'daki iş?"
"Bir üniversitede asistan hocalık yapıyorum, araştırma gorevlisiyim."
"Vay," dedim şaşırarak. "Bölüm neydi hocam?"
Gülümsedi. "İktisat."
"Göknar da senin izinden gidiyor desene."
Kafasını anlık bana çevirdi. Dikkati yoldaydı. "Aa, siz tanıştınız mı?"
Başımı salladım. "Seni ismen biliyordum ama senden önce onunla tanıştık ilk. Leyla Ana'nın bir oğlu daha olduğunu bilmiyordum."
"Göknar uzun yıllar babamın yanında kaldı, Marmaris'te yaşıyorlardı."
"Biliyorum, bahsetmişti." Gülümsedi Gediz. "E haliyle karşılaşmamanız tanışmamanız doğal." Böyle sohbet içinde konuşa konuşa ofise geldiğimizde teşekkür ederek araçtan indim ve ofise girdik beraber. Gediz muhasebeye giderken ben de babamın yanına çıkmıştım.
Kapının önündeki asistanı geldiğimi haber vermiş olmalıydı çünkü babam beni görünce şaşırmamıştı. "Ladin!" dedi yerinden kalkıp bana sarılırken. "Hoş geldin kızım."
"Hoş bulduk baba." Koltuğa oturduğum sırada, "Hiç oturma kızım. Ben de tam seralara bakmak için yola çıkıyordum."
"Desene zamanlamam yanlış oldu."
"Yok," dedi babam benim aksime. "Ofisi gezmek kalmak istiyorsan Pınar sana yardımcı olsun." Kapı önündeki asistanın adı olmalıydı Pınar.
"İstemiyorum baba," dedim çantamı yeniden elime alırken. "Seraları gezmek daha cazip geldi."
Babam güldü. "Özlediğini biliyordum."
Beraber ofisten çıktığımızdan girmemle çıkmam bir olmuştu resmen. Gediz'e haber veremediğimi fark ettiğimde nasılsa sonra konuşuruz deyip kestirip attım. Babamın daha büyük Jeep arabasına bindik. Yeniden yola koyulduğumuzda babam radyodan kısık seste hafif hoş tınısı olan bir müzik açtı.
"Dün geceki halini hiç beğenmedim Ladin." dediğinde direkt konuya girmesiyle eyvah dedim. "İçki çarptı baba. Sertmiş meğer. Ne olduğunu bilmeden öyle içiverdim."
"Kızım, sana içme demiyorum, bir davet olur arkadaşlarınla bir yer gidersin bir kadeh içmek ya da iki kadeh sorun degil. Ama dozunda ve yerinde. İçki içiyorsan içmesini bileceksin." Babam klasik Tekirdağ adamıydı ve bu konuşmayı yapmasına gram şaşırmamıştım.
Gülümsedim. "Dikkatli olurum baba." dediğimde içini bir nebze de olsa rahatlattığımı gördüm. Hakimiyeti direksiyondaydı. Kısa bir sessizlikten sonra konuşan ben oldum. "Umarım benim yüzümden davet mahvolmamıştır."
"Hayır kızım neden senin yüzünden mahvolsun? Mahvolmadı. Bir süre devam etti sonrasında Erez bu gecelik yeter deyip herkesi gönderdi." Başını iki yana salladı. "Hiç değişmeyecek bu çocuk."
Sessiz kaldım.
Demek Erez bitirmişti daveti.
Benim kötü olduğumu görmüş fark etmiş miydi ki?
Ne kısa ne de uzun sürmeyen yolculuğumuzun sonunda seralara geldiğimizde girişindeki tabelayı görmek bile heyecanımı arttırdı. Babam arabayı patika yolda sürerek kapıya kadar getirirken araçtan indik. Bir adam vale idi sanırdım arabayı alırken babam yanıma gelip elini belime koydu. "Hadi bakalım Ladin Suhan. Kiraz çiçeklerine merhaba de."
Gülümsedim.
Babamı başka yerden çağırmalarıyla diğer tarafa giderken ben seralara yöneldim. İlkinin içerisine girerek mis gibi kokan etrafı saran kiraz çiçeği kokusunu içime çektim. Saksılara yaklaşıp çiçeklerimi sevdim. Normalde ağaçlardan da toplanırdı ama her mevsim mümkün değildi. Bu yüzden seralarda her zaman uygun koşullarda yetiştirilirdi kiraz çiçekleri. Aradan ne kadar zaman geçti ne kadar oyalandım bilemezken bir an atölyeye gitme isteğim ağır bastı.
Seradan çıkarken babam telefonunu cebine koyuyordu, yüzü asıktı. "Baba?" dedim endişeyle. "Ne oldu?"
"Arzu aradı, Şimal iyi değilmiş." Sıkıntıyla alnını sıvazladı. "Erez de ortalıklarda yokmuş."
Yutkundum.
"Sancısı mı varmış?" Üvey kardeşimi sormak mı? Ah aptal olmalıyım herhalde.
Ama ne olursa olsun hamile bir kadındı o ve karnındaki bebeğe kıyamazdım.
Belki Erez'den bir parça olduğu içindir ha?
Bu cümle beni mahvetmeye kalbimi bin parçaya ayırmaya yeterken... kendimi tuttum, sıktım. Hayır sakın ağlama Ladin! Sakın aptallık etme!
"Bilmiyorum kızım, hastaneye doğru yola çıkmışlar. Ben de şimdi yanlarına gideceğim." Durdu. "Geri dönmek istersen bizim konağı ara. Birini gönderirler."
"Tamam sen beni merak etme baba." dememle gitmesi bir oldu.
İç çektim.
En azından konaktan uzak tek başıma serada zaman geçirebilir, çiçeklerimle ilgilenebilirdim.
Tulumumu giyerek serada çiçeklerimle epey zaman ilgilenirken bana yardımcı olan Zeynep'e atölyenin anahtarını sordum. "İçerideki odada anahtarlık kutusu var abla, orada olması lazım."
"Tamam." diyerek odaya gittiğimde eldivenlerimi çıkarıp kenara koydum. Kutuya baktığımda asılı olan yer boştu. Kaşlarım çatıldı. Anahtarlar neredeydi?
Zeynep'e bir kez daha sorduğumda, "Valla oradaydı abla. Sen başkası almaz ki." dediginde belki temizlik için almışlardır diyerek atölyeye bakmaya gideceğimi söyledim.
Seradan çıkıp patika yolda yürüyerek bostanı da geçtim. Atölye tam karşımdaydı. Arkası ormana bakıyordu. Kulube gibi bir yerdi. Kapıya yaklaştığımda kulağıma dolan şarkı sözleri ile duraksadım.
Buralar şimdi yangın yeri
Yokuluğun yangının alevi
Söyle gitmenin sebebi neydi
Buralar şimdi yangın yeri
Yokuluğun yangının alevi
Söyle gitmenin sebebi neydi
Gözlerimi kapatsam yüzünü görür müyüm
Gündüzleri uzatsam geceler bir kördüğüm
Kapıları kapatsam yanlız üşür müyüm
Bir kuş olupta uçsam üzerine süzülür müyüm
Şarkı baştan başladığında döngüde olduğunu anladım.
Aşk bir hastalıkmış sanki
Seni bende hapsetti
Yüreğim kilitli
Ben odamda kokunla şimdi
Konuştuğum duvar sessizdi
Adın nefesimdi
"Ladin..."
Adımı duymamla içeriye adım atmam bir oldu. Erez koltukta sızmış kalmış gibiydi. Dün geceden kaldığı üzerindeki takım elbisesinden belliydi. Önündeki rakı sofrası ve dibini görmüş rakı şişesi de bunun kanıtıydı.
Beni mahveden Erez'in duruşu ya da şarkı değildi...
Erez'in elinde tuttuğu fotoğrafımdı.
Gözlerimi kapatsam yüzünü görür müyüm
Gündüzleri uzatsam geceler bir kördüğüm
Kapıları kapatsam yanlız üşür müyüm
Bir kuş olupta uçsam üzerine süzülür müyüm...