5.Bölüm

2105 Words
5.BÖLÜM Seksendört & Ölürüm Hasretinle Nefesim kesilir gibi oldu. "Ladin..." Adımı bir kez daha sayıkladığında elim ayağım birbirine dolaştı, ne yapacağımı bilemedim. Yanına gitsem, uyandırsam... Nasıl bir tepki ile karşılacağım da muallaktı. Ben öylece durup düşünürken Erez'in telefonu titremeye başladı. Titreşimdeydi. Odaya el mahkum girerek masaya yaklaştığımda ekranı yanıp sönen ekranına baktım. Şimal arıyor... Bakışlarım durulurken Şimal'in kendisini değil de Şimal'in telefonundan Arzu denilen o yılanın aradığına emindim. Çağrıyı sessize alarak doğrulurken koltuğa Erez'in yanına oturdum. Kapalı gözlerini, uzun siyah kirpiklerine, kalın siyah kaşlarına ve biçimli burnuna, sakallı yüzüne... Çehresinin her bir yerini inceledim. Dudaklarımda istemsiz bir tebessüm oluşurken parmak uçlarım sakallarında gezindi. Nefesim yüzüne yakındı. Gözlerim ayrılmadı hiç ondan. Bakışlarım dudaklarına kayınca tebessümüm büyüdü. Beni öptüğü ilk an geldi aklıma. "Nereye geldik burasi neresi?" Bazen Erez ile okul çıkışı kaçıp ya seraya ya atölyeye gelirdik ama bu kez farklı bir yere gelmiştik. Sahil kenarında bir yerdi ve salaş bir ortama sahip sahil kafeden ve ileride teknesini boyayan amcadan başka kimse yoktu. Issızdı. Sahil kum değildi, çakıltaşları ile doluydu. Denizin dalgaları bu taşlara çarpıp kıyıya ulaşıyor ses çıkartıyordu. Erez bana bakarak gülümsedi. "Seni kaçırdım." O da gülünce ben de güldüm. "Ne demek kaçırdım ya?" Omuz silkti. "Basbayağı kaçırdım. Evleneceğim. Namusumsun sen benim." Derken dalga geçtiğini biliyordum. Omzuna vurdum. "Ya Erez..." Sahilde yürümeye başladığımızda Erez elimden tutarak beni çekti, "Marinaya çıkalım." dedi ve ona uydum. Marina dediği, denizin belli bir kısmına kadar köprü yapılmıştı. Tahta merdivenlerden çıkarak geniş köprüde sadece ikimiz el ele sallanarak ucuna kadar yürüdük. Ucuna gelip durduğumuzda Erez'in elini bırakıp kollarımı iki yana açtım ve gözlerimi yumup rüzgârın bedenimi yalamasına izin verdim. Aylardan Mayıs'tı. İlkbahar bitmek üzere yaz geliyordu belki denize girmek için erkendi ne de olsa Marmara iklimiydi, evet bu bilgileri az önce çıktığım son ders Coğrafya dersinden öğrenmiştim. "Denizler geç ısınıyor demişti Afife Hoca." Erez'e döndüm. "Soğuk olsa da girseydik. Keşke mayo falan getirseydik ya." Erez yanıma sokularak, "Soğuk olsa da biz ısıtırız denizleri. Sayemizde bir ilk yaşanır. Marmara Denizi erken ısındı!" diyerek son cümleye kadar ciddiyetle dinlerken gülme tuttu beni. "Off... Kusacağım şimdi." "Ne dedim şimdi? Doğru mu doğru..." "Aklın fikrin..." deyip sustuğumda Erez beni elimden yeniden tutarak çekti, "Benim aklım da fikrim de sensin Ladin," dedi ve beraber marinanın ucuna oturduk. Sırt çantalarımızı kenara koyarkem ayakkabılarımızı çıkardık. Bacaklarımızı sallandırırken Erez kolunu belime sardı ve sırtımı onun göğsüne yasladım. Beraber denizi ve güneşi izledik. Manzara güzeldi. Erez ile daha bir güzeldi. Bu sene liseden mezun olacağı onu okulda bir daha göremeyeceğim aklıma gelince suratım düştü. Erez çenemden tutup beni kendine çevirince doğruldum, ona döndüm. "Ne o? Suratın düştü?" "Okulda seni göremeyeceğim seneye." dediğimde dudakları kıvrıldı. Erez farklıydı. Gerek yaşıtlarından gerek olduğu yaşından daha olgundu, mantıklıydı. Fiziksel olarak da hiç liseli gibi durmuyordu. Sakallarını kesmesi mecburiyetken daha bir başka oluyordu. Sakallı halini daha çok sevsem de sakalsız hali de hoşuma gidiyordu. "Buna mı üzüldün kiraz çiçeğim?" Başımı salladım. "Benim daha iki senem var. Sen şimdi üniversiteye gideceksin. Senin gittiğin yeri kazansam ben de... Yine aramızda yaş farkı var." "Yalnız ben hem iyi ki geç başlamışım iyi ki de sınıfta kalmışım. Yoksa bana yetişmen zordu." diyerek şakaya vurduğunda ona da anlam veremiyordum. Neden geç başladığını asla söylemiyor ve bana matematik fizik anlatırken ona hayran kalıyordum, zekiydi, okul notları yüksekti. Nasıl sınıfta kalmıştı. İmkansız bir olaydı. Bir anda aydınlama yaşadığımda, "Şaka!" diye bağırdım. Aramızda altı yaş vardı ve ben ona yetişebileyim diye bilerek böyle yapmıştı. "Sen ciddi misin Erez? Sakın bana aklımdan geçeni yapmadığını söyle." "Zeki sevgilim benim. Seninle gurur duyuyorum." "Dalga geçme!" Erez iç çekti. "Tamam tamam... Evet bilerek yaptım. Bana yetiş diye. Şimdi de aeni bekleyeceğim. Mezuna kalırım bilerek." "Hayır Erez. Benim yüzümden geleceğinle oynuyorsun. Şimdiye üniversiteyi bitirmiştin. Hayır, ben artık kabul edemem bunu. Bu sene sınava giriyorsun!" Erez ellerimden tutup öptü. "Ladin'im... Benim geleceğim sensin. Okuduğum zaman da bizim şirkette çalışacağım ki. Hatta şu anda çalışıyorum biliyorsun." Biliyordum. Boş zamanlarında işe gidiyor, işi öğreniyordu. Allah'tan o da seviyordu işini ve memnundu. Başka ilgi alanı olsaydı ve babası bunu kabul etmeyip bizim aile şirketimizde çalışacaksın, başına geçeceksin koltuğun gibi laflar etseydi Erez'den çok ben üzülürdüm. "Buna seviniyorum ya. En azından ilgi alanın. Sevmeseydin daha zor olacaktı senin için." "Evet." dedi. "Ama biraz da senin için. İleride refah içinde yaşayalım diye." diyerek bana sımsıkı sarılıp yanağımdan öptüğünde, "Yuva kurup çocuklarımız rahat etsin mutlu olsunlar diye." dediğinde kızardım. "Ne çocuğu ya?" "E evleneceğim seninle dedim ya. Altı boş laflar değildi onlar Ladin Hanım." Sırıttım. "Hım... Demek benimle evleneceksin." "Hım... Evleneceğim tabii." derken başımı ona çevirdim gülümserken. Yüzlerimizin yakınlığını fark ettiğimde daha da kızarırken Erez dudaklarını dudaklarıma sürttüğünde kalbim ağzımda atıyormuş gibi atmaya başladım. Gözlerim irileşti. Yanaklarım domatesten farksızdı kesin. "Ladin..." dedi Erez gülmek ile gülümsemek arasında kalırken. "Kıpkırmızı oldun!" "Ya sen niye böyle bir şey yapıyorsun ki!" Yerin dibinde gibi hissediyordum kendimi! "Öpmedim bile!" "Ha bir de öpseydin!" dediğimde gerçekten öptü. Dudaklarımın baskısını hissederken karnımdan altlara doğru inen sıcaklığa anlam veremedim. Baskısı ve dudaklarının sıcaklığı titrememe neden olurken istemsizce inledim. Daha çok utandım. O iniltiler nasıl benden çıkabiliyordu ya? Erez bir müddet öptükten sonra geri çekildiğinde ben dumura uğramış gibi donakalmıştım. Put kesilmiştim. "Ladin?.." Erez keyifle sırıtarak bakarken birden endişeli hâle büründü. Parmaklarım dudaklarıma dokundu. "O neydi ya..." Erez'in endişeli ifadesi yok olurken yeniden gülümsedi. "Öptüm seni." Yutkundum. Ben, on altısında ama on yedisine girmek üzere olan bir genç kız, Ladin, ilk öpücüğümü ilk sevgilime ilk çocukluk arkadaşıma sırdaşıma sevdiğim çocuğa vermiştim. "Ladin..." dedi Erez bu kez yanaklarımı elleri arasına alırken. Birbirimizin gözleri içine bakıyorduk. "Utanman normal belki ama... Sakın kendini kötü hissetme. Biz yanlış bir şey yapmadık. Yapmıyoruz da. Biz birbirimizin kaderiyiz. Evet her şeyin bir zamanı var. Seni öpmeyebilirdim. Ama bu ilk öpücüktü... Benim de ilk öpücüğümdü. Özel olsun istedim. Burada, tüm deniz karşımızda üzerimizde hafif bir meltem var. Başbaşayız. Ve sen çok güzelsin. Anı yaratmak istedim bize." Parmakları yanağımı sevdi. "Söz. Bir daha sen bana adım atana kadar ben seni öpeceğim ne de seveceğim." Sevmek kelimesi burada farklı anlama geliyordu ve bunu anladığım için daha da kızardım. "Erez..." Benim canım sevgilim. "Seni çok seviyorum." Geçmişin tozlu anılarından hüzün dolu bir tebessümle çıkarken bakışlarımı yüzünden son kez dolaştırdım. Parmak uçlarım sakalını hafifçe sevdi ve hemen geri çekildim. "Keşke anılarımda olduğun gibi kalsaydın Erez." O an telefon yeniden titreştiğinde ve Erez de kıpırdandığı ateşe değmiş gibi hızla koltuktan kalktım. Atölye içinde aşağı inen merdivenlere yöneldiğimde kendimi gizleyerek saklandım. O an Erez'in sızlanarak doğrulduğunu, merdivenin parmakları arasından görüyordum. Oflayarak alnını sıvazladı, ardından titreyen telefonunu sonunda fark ettiğinde bir hışım eline aldı. Ekrana bakınca bıkkınlıkla iç çektiğini gördüm. "Efendim Şimal?" dedi çağrıyı yanıtlayarak. "Bir dakika bir dakika! Hiç bir şey anlamıyorum Arzu Hanım bir sakin olur musunuz?!" Yerinden kalktığında o an üstünün başının tam anlamıyla dağıldığını fark ettim. "Hangi hastane?" İki saniye durdu. "Tamam hemen geliyorum!" Telefonu bir hışım kapatarak elinde sıktı ve sesli bir şekilde nefesini vererek koltuğa eğilip ceketini aldı. Alırken duraksamıştı. Eline başka bir şey aldığında bunun benim fotoğrafım olduğunu anladım. Yutkundum. Kalbim küt küt atıyordu. Ceketi hızla üzerine geçirirken gömleğinin yakalarını düzeltti ve fotoğrafı ceketin ic cebine koyarken telefonunu da diğer tarafa koymuştu. Aklında tut Ladin, siyah yakaları bir tık koyu olan takım elbisenin ceketi bu. O sırada atölyenin kapısı aralandığında seyis Mahzun abi girmişti elinde temizlik kovasıyla beraber. "Beyim..." dedi kovayı yere koyarken. Ellerini önünde bağladı. Bakışları rakı sofrasına kaydı. Yeniden Erez'e döndü. "Burada olduğunuzu bilseydim rahatsız etmezdim sizi." "Sorun değil Mahzun." Erez duraksadı. "Kimsenin haberi olmazsa sevinirim." "Ayıpsın beyim. Aramızda." Erez başını sallayarak adamın omzuna vururken birden duraksadı, kaşları çatıldı. "Bu koku... Kovadan mı geliyor?" "Hangi koku beyim?" "Kiraz çiçeği..." Eyvah. "Yok beyim saf su, daha dökmedim deterjan." Mahzun abi durdu. "Sera her taraf beyim. Kiraz çiçekleri yetiştiriliyor biliyorsunuz. Oradan geliyordur koku." Erez ikna olmak ile olmamak arasında kalmış gibiydi. "Yoğun hissedince..." Başını salladı iki yana. "Neyse. Kolay gelsin." "Sağ ol beyim." Erez atölyeden çıktığında Mahzun abi de bezi eline alıp kovaya soktu. Burada mahsur kaldım diye düşünürken durdu, "Ah be Mahzun," dedi kendi kendine kızarak. "Deterjan dökecen dedin hani nerede deterjan?" Bezi kovada bırakıp doğruldu ve atölyeden çıktı. Tek kaldığımda derin bir nefes verip kalbimi düzene sokmaya çalışırken elim cebime gitti ve sabah bulduğum kolyeyi aldım avuçlarımın içine. Önce kolye sonra da fotoğraf. İçim umut doluyordu ve bu giderek artıyordu. Dudaklarımı birbirine bastırdım. Bu neden yapıyorsun Erez? Bana öfke dolu nefret dolu bakarken neden sevgini bırakıyorsun etrafımda? Neden bana acı çektiriyorsun? Bana gerçekten acı mı çektirmek istiyorsun yoksa kalbimi sarıp sarmalamak mı? Yutkundum. Her ne kadar umrumda değil desem de kalbim buna izin vermiyordu. Kalbim için, Erez umrundaydı. & Akşam konağa döndüğümde bir an dönmemek istemiş hatta babaanneme, Hora Feneri'ne gitmek istemiştim ama saat hayli geç olunca dönmüştüm bu kararımdan. Kapıyı bana Leyla Ana açmıştı. Babamın nerede olduğunu söyleyince ev ahalisinin salonda yemek yediğini söylemişti. Direkt üstüm başım batmış halde salona girerken kendimden utanmadan, "İyi akşamlar." dedim. Babam, onun hemen karşısında Arzu yılanı ve masanın başında da o adam oturuyordu. Dedem olacak Cavit Suhan. "Ladin," dedi babam elindeki çatal bıçağı bırakırken. "Hoş geldin kızım." Cavit Suhan da suyunu yudumluyordu. Arzu karısı ise bana bakmamıştı. "Hoş bulduk baba." "Geçe kaldın..." dedi gülerek. "Çiçeklerimle uğraşayım istedim, serada zamanın nasıl geçtiğini anlayamadım, çok özlemişim." "İyi yapmışsın kızım..." derken eş zamanlı olarak Arzu öksürük krizine girdi. Babam, "Arzu... İyi misin canım? Al iç biraz." diyerek su uzattı eşine. Arzu, suyu alarak yudumladığında Cavit Suhan tepkisizdi. Bardağı bırakarak peçeteyle ağzını silen Arzu yılanı bana döndü. "Seradaydım mı dedin sen?" Tek kaşımı attım. "Evet ne olmuş?" "Bir şey olmadı," diyerek önüne döndüğünde paçalarının tutuştuğunu fark ettim. Şüpheli tavırları dikkatimden kaçmazken babam konuyu dağıtmak adına, "Kardeşine bir geçmiş olsun demeyecek misin Ladin?" diye sorduğunda babama döndüm. "Derim baba." dedim babamı kırmamak için. Asla gidip yüzüne geçmiş olsun diyecek insan değildim ve o hamileydi. Yine de bir şeylee tolere edilebilirdi. "Aç değil misin?" diye sordu bu kez Arzu cadısı. Başımı ona çevirdim, yapmacık bir gülümseme sundum. "Hayır. Size afiyet olsun." Daha fazla sohbetin uzamaması adına salondan çıkarken merdivenlere doğru yöneldim ve yukarı çıkmaya başladım. Direkr kendi odama gidecekken Şimal'in odasının önünde durdum. Kapı kapalıydı ve içeriden tık yoktu. Uyuyor muydu? Kapıyı yavaşça aralasam ne olurdu? Elim kapı koluna tutunduğunda aşağı indirecektim ki ensemde bir nefes hissettim. "Ne arıyorsun burada?" Yutkundum. Sesi, nefesi... Başımı hızla omzumun üzerinden çevirip arkama baktığımda Erez'in gözleri ile karşı karşıya geldim. Yutkundum. O an sabahki atölyedeki hali gözümün önüne gelirken beni dürttü. "Sana diyorum Ladin, burada ne işin var?" Koldan elimi çekerek bir adım geriye gittiğimde aramıza mesafe koymuştum. "Şimal'e geçmiş olsun diyecektim." Erez tek kaşını kaldırdığında o ne dercesine baktım. Bu sırada çaktırmadan üzerini süzdüğümde atölyedeki takımından farklıydı. Bu demek oluyor ki üzerini değiştirmişti. "Sen? Şimal'e?" Ellerini cebine soktu. "Duy da inanma." "Olamaz mı? Medeni bir insanım. Geçmişi tüm yaşananları bir kenara atıp yoluma devam edebilirim." Erez'in gözleri bana çok şey söylerken yine o sert duruşundan taviz vermedi. "Demek," Başını eğip dudaklarını yalayıp ısırdığında başını kaldırıp bana baktı. "Tüm yaşananları bir kalemde silip atabilirsin hım?" Kollarımı göğsümde topladım. İmâlıca yüzüne baktım. "Yapmadığım şey değil. Daha önce de yaptım şimdi de yaparım. Benim için silmek kolay." "Öylece silebildin Ladin... Doğru mu anlıyorum?" Duruldum, o alaylı tavrım yok olup uçarken yüzümü yaklaştı çatık kaşlarıyla. "Bu kadar kolay silebildin öyle mi..." "Bunu seni neden ilgilendiriyor ki Erez," dedim bir hışım. "Bak sen yakında evleniyorsun. Bir bebeğiniz olacak. Bizim yollarımız çoktan ayrıldı. Ve bir daha keşişmemek üzere." Erez dudaklarını kıvırıp tehlikeli gülümsemesini sunarken, "Az kalsın inanıyordum... Biz diyene kadar. Sildim dedin belli ki silememişsin. Hâlâ içinde bir yerlerde umut var. Yok edememişsin." Sesi kısıldı. "Ama ben sildim. Ben yok ettim. İçimde sana dair ne varsa hepsini yok ettim. Sen ve ben diye bir şey kalmadı Ladin." Yutkundum. Erez'in gözlerine öylece bakakalırken yanımdan bir hışım geçerek odaya girdi. Kapı suratıma kapandığında ellerim yumruk oldu. Sildin demek yok ettin içinde bana dair ne varsa öyle mi... Göreceğiz Erez göreceğiz. Odama yönelirken birden fikrimi değiştirerek durdum ve arkamı dönerek Şimal'in kapalı kapısına baktım. Ardından hızlı adımlarla merdivenlere yaklaşıp üst kata çıktığımda Erez'in odasına girdim. Perdeler aralıktı ve oda karanlık değildi. Çalışma masasında duran lambanın ışığını açıktı. Gözlerim hızla odada gezindiğinde yatağın üzerinde duran tanıdık ceketi görünce dudaklarım kıvrıldı. Yatağa ilerleyip ceketinin iç ceplerini kontrol ettiğimde boştu. Hayal kırıklığı ile omuzlarım düşerken içimdeki ses fotoğrafımın buralarda bir yerde olduğunu söylüyordu. Dudaklarımı dişleyerek önce komodinleri sonra çekmeceleri karıştırdığımda masaya döndüm. Çalışma masasının üzerini karıştırdığımda da yoktu. Yine de pes etmeyerek masanın çekmecelerine geçtiğimde ikinci çekmecede duraksadım. Gurur ve Ön Yargı. Bu kitap... Erez'e aldığım ilk doğum günü hediyesiydi. Üstelik ilk baskıydı. Erez kitapların ilk basımlarını bulur toplar koleksiyon yapardı bilirdim. Hâlen yapıyor muydu bilmiyordum ama bu kitabın burada olması benim için üçüncü delil iken içimdeki filizlenen tohum büyüdü. Kitabı elime alıp kapağını açtığımda kendi el yazım ile yazılmış notumla ve imzamla karşılaşacaktım ama öyle olmadı. Fotoğrafım vardı. Kitabın ilk sayfasına koymuştu. Dudaklarım giderek kıvrılıp genişlerken mutluluk tebessümüm yüzünden okunuyordu. O anda kapı çat diye açıldığında duraksayan adım sesleri ile gelenin kim olduğunu biliyordum. Fotoğrafı elime alarak kapağı kapattım ve kitabı yerine koyarken arkamı döndüm. Elimi havaya kaldırarak bana şaşkınlıkla öte yandan öfke ile bakan Erez'le göz göze geldim. "Az kalsın inanıyordum..." dedim ona gaf yaparak. "Beni çok güzel silmiş, içinde yok etmişsin Erez."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD