16.Bölüm

2927 Words
Ben Kötü Değilim & Mehmet Can Asfuroğlu Yüzü giderek morardığında alayla gülümseyerek yanından geçtiğimde hızla kolumu tırnakladı şimdi tam yanında duruyordum. Başını çevirdi. "Karnında..." Bakışları karnıma düşüp yeniden bana yükseldiğinde, "Bir bebek olsa bile, bu hiç bir şeyi değiştirmeyecek." Kolumu hızla ondan kurtarıp yüzüne doğru eğildim. "Bence sen," Hınç dolan yüz hatlarını izledim. "Kendi..." Bakışlarım onun yaptığı gibi karnına demeyecektim kocaman göbeğine inip yeniden gözlerini buldu. "Bebeğini düşün. Şimal." Onu ve yılan Arzu'yu ardımda bırakarak mutfağa girdim. Kızım, masada oturuyordu. "Ahu!" "Anne!" Sandalyeden inerek koştu bana geldi kızım. Çömelip onu kollarımın arasına alırken gözlerimi yumup kokusunu içime çektim. Birkaç saniye sonra geri çekilip onu boydan boya süzdüğümde, "İyi misin annecim?" dedim yanaklarını okşayarak. Başını salladı. "İyiyim anne." Yara bantlı dizini gösterdi. "Sadece... düştüm." Gülümsedim. "Önemlideğil annecim, düşeriz de kalkarız da... değil mi?" Yeniden başını salladığında elini öperek kucağıma aldım ve doğruldum. Tezgaha yönelirken Şimal de içeriye girmişti. Bize derin bir bakış atarak yandan geçerken göz devirdim. "Ela... O kurabiyelerden getir odama." "Ama hanımım-" "Hım?" Şimal tehditvari bakışlar atarken kıza durdum, kaşlarımı çatarken onlara döndüm. "Bir sorun mu var?" Şimal sinirle gülerek kollarını bağladı bana doğru dönerken. "Seni ilgilendiren bir durum yok anladığın üzere." Dudaklarını büzdü. "Ha ama yok, sen, ne anlarsın..." Bakışları yeniden yüzümü buldu. "Sende anlayacak kapasite ne arar?" Histerikçe güldüm. Aşağılık kompleksisi miydi bu? "Kuyruk acından duramıyorsun bakıyorum," dediğimde yüzü asıldı, onu daha fazla umursamayrak Ela'ya döndüm. "Şey Ladin Hanım... Kurabiyeler Ahu içindi." "Ben anlamam," dedi Şimal sert sesiyle araya girerken. "İstiyorum o kadar." Kollarını çözerek hırsla yanımdan geçti. Mutfakta sadece ikimiz kaldığında iç çektim. Ela boynunu bükerek baktı. Ahu'ya döndüm. "Kızım... Yedin mi sen kurabiyelerden?" "Yedim anne." "Güzel olmuş mu?" Başını salladı. Gülümsedim. "Doydun mu peki?" "Eyet." dediğinde başımı salladım saçından öperken. "Tamam." Ela'ya döndüm. "Tamam Ela. Ahu daha yemez. Götürebilirsin sen onları." "Peki Ladin Hanım." Biz de mutfaktan çıkarken durdum aniden eşikte. "Bu arada... Leyla Ana nerede?" Masayı toplarken doğruldu Ela. "Odasında. Dinleniyordu." Gözlerimde endişe belirdi. "Yine mi fenalaştı yoksa?" "Yok Ladin Hanım, sakin olun. Sadece yorulduğunu söylemişti. Ben de Reyhan ve Gamze var nasılsa, hallederiz buraları demiştim." Başımı salladım anladım dercesine. "Anladım... Kolay gelsin." "Sağ olun Ladin Hanım." Mutfaktan çıkıp antreden merdivenlere doğru yönelirken Erez kapıdan içeri girmişti. Eş zamanlı karşılaşmamız iyi olmasa da durdum yine. "Ladin..." Bakışları benden kucağıma doğru, bağrıma sığınan Ahu'ya baktı. Gözlerinde şefkat görsem de anlık belirmişti. Bana döndüğünde kayboldu sanki. "Nereye gidiyorsunuz?" "Odaya çıkacağız." dedim yorgunca. "Yoruldun tabi..." Eh yani der gibi baktım. Kaşları birden çatıldı. "Noldu?" dedim. Eliyle işaret etti. "Ahu'nun dizleri... Ne oldu?" Yutkundum. Endişelenmiş miydi sahiden? Salak olma Ladin. "Bir şeyi yok. Düşmüş bahçede. Çocuktur. Olur." Bir süre yüzümde takılı kalsa da bakışları, "Anladım." demekten öteye geçemedi. "Neyse," diyerek yanından geçecekken kolumdan kavrayıp durdurdu aniden. Ofladım. Şu koluma rahat vermeyeceklerdi anlaşılan. "Ben..." dedi ona doğru döndüğümde. Bakışları arada Ahu'ya uğrasa da bana bakıyordu, biliyordum. "Sizin yanınızda olmak istiyorum." Birden gülmeye başladım. "Komik mi?" "Sence... Erez. Sence komik değil mi?" Kahkaham büyüdü. "Ay hiç güleceğim yoktu." "Ciddiyim ben... Ladin." Kahkaham sönerken yüzüm ciddileşti. "Düşündüm de-" "Ne zaman düşündün ya? Neyi düşündün sen Erez?" Sesim yükselirken Ahu'yu unutmuştum irkilerek kucağıma baktım. Mayışmış gibiydi. Fısıldadım bu kez. "Bence... sen bizden uzak dur Erez." Kaşları çatıldı. "Ladin-" "Uyku saati geldi Ahu'nun." Kolumu kurtardım. "Müsaadenle." Hızla merdivenlere yöneldiğimde basamakları çıkmaya başladım sırtımda Erez'in delici bakışlarını hissederek. "Bir gün... Bir gün Ladin." Erez de salona doğru giderken merdivenlerin altından ve duvardan antreyi gösteren boy aynasından onları izleyen Gediz'den bihaberlerdi. Gediz son basamağı çıkarak durduğunda bir eli hala trabzandaydı. Bakışları kısıldı. Zihninden az önceki manzara gitmiyordu. Aynadan üçünün bir arada olduğunu görmüş mutlu aile tablosu olabilecekleri ihtimalini düşünmüştü. Ve Ladin'in karnında ikinci çocukları... Eli tahtayı sıkmaktan beyazlamıştı. Dudaklarını ısırıp başını eğerken duyduğu sesle başını yana çevirdi. "Eee hala kararlı mısın?" Bakışları kısıldı, yeniden aynaya döndü. Sanki az önceki manzara yeniden canlanmıştı. "Tamam." dedi aniden. Kadına dönerek. "Kabul ediyorum." & Ahu'mun saçlarını severken kapı yavaşça aralandı. Dolun'du gelen. Yavaşça doğruldum o da sessizce içeri girerken. "Abla?" "Gelsene." Kapıyı kapatarak yatağa yaklaştı, ucuna otururken o da benim gibi Ahu'yu izledi. "Kaç saattir uyuyor?" "Oldu bayağı." dedim elim yanağımda dirseğim yatağa göçmüş şekilde yan yatarken. "Sen uyumamışsın ama..." Başını omzuna doğru eğdi. "Yorgun gözüküyorsun." "Yorgunum." dedim iç çekerek. "Mental olarak çok yorgunum." Bakışlarım uyuyan güzel kızıma döndü. "Neyse ki Ahu var..." "Abla... Ben de varım." Gülümsedim. "Biliyorum." Doğrulup oturur pozisyona geldim. Elini tuttum. "İyi ki varsın." "Sen de ablam." Bağrıma sığınıp sarıldığında sımsıkı sardım kollarımı. "Sonuçlar açıklanmadı mı hala?" "Aslında..." dedi Dolun geri çekilirken. "Açıklandı." "E niye demedin? Hangi üniversite?" "Avustralya'da." Yüzüm düştü. "Nasıl yani?" "Ben," başını eğdi. "Yurt dışındaki üniveristelere de başvurdum abla." "Bu üniversiteler sadece Avustralya'da olsa gerek." dediğimde ne demek istediğimi anlamıştı. "Abla..." "Tamam anladım açıklama yapmana gerek yok," iç çektim. "Ama keşke daha önceden söyleseydin..." "Abla babamı yalnız bırakmak istemiyorum ki artık... Kaç sene oldu..." Dudaklarımı yaladım başımı sessizce eğerken. "Annem... öldükten sonra-" "Tamam Dolun." diye sözünü kesti. "Anlıyorum ben seni." "Darılma bana nolur..." "Yok tamam darılmıyorum. Darılmadım tamam." bir süre sessizce durduk. "Ne zaman başlıyor? Yani ne zaman gideceksin?" "En geç bir ay içinde gitmem lazım." "Bu kadar çabuk mu?" "Ancak olur..." "Hmm..." Hızlıca yanıma gelerek aramızdaki küçük mesafeyi kapattı. "Siz de gelsenize?" "Ne? Avustralya'ya mı? Delirdin herhalde?" "Ne olacak ki? Hem burada kalıp ne yapacaksın abla? Çok saçma..." Durdum, yutkundum. Doğru. Beni buraya, Tekirdağ'a bağlayan bir şey yoktu ki artık. Peki ya Erez? Başımı hızla sallayıp eğerken, Dolun'un elini omzumda hissettim. "Abla... Annemin hatrına geldin buraya biliyorum. Vasiyetini yerine getirdin işte. E ben de döndüm geldik Ahu'yla. Daha ne kaldı?" "Ya babam Dolun?" dediğimde sessiz kaldı, bir şey diyemedi. "Babamı burada bırakmak istemiyorum ki ben de." "Suat amca halinden memnun gibi sanki ama..." dediğinde hak verdim. Doğru. Babam yaşantısından mutluydu, mesuttu. "Seni zorlamayacağım abla ama sadece düşün. Hemen kestirip atma. Tekirdağ'da kalıp ne yapacaksınız? Ahu'ya güzel bir gelecek de sunman lazım." Düşünceli gözlerle baksam da gülümseyerek elini sıktım. "haklısın." Babaannem vardı... Babam vardı... Daha da önemlisi... Benim bir kalbim vardı. "Ahu ile beraber İstanbul'a gitmeyi orada yaşamayı düşünüyordum ama babamla konuşacağım önce." & Tüm ev ahalisi salondaki büyük masada oturmuş, sessizce yemeğimizi yiyorduk. Erez çaprazımda Şimal'in yanında oturuyordu. Şimal de tabi ki tam karşımdaydı. Benim bir yanımda Dolun diğer yanımda da babam oturuyordu. Onun da karşısında Arzu vardı. Masanın başında da Cahit Suhan. "Afiyet olsun." "Ladin," dedi babam başını yemeğinden kaldırarak. "Gel kızım." Kendi yanını işaret ettiğinde Arzu ile göz göze geldik. Delici bakışları yine üstümdeydi. Yılan. Aldırış etmeyerek oturdum ve babama gülümsedim. "Ahu nasıl oldu? Düştü diyorlardı." "İyi baba. Ufak bir sıyrık." Tabağıma döndüm. "Çocuk ya, olur öyle. Hiç takma kafana." dediğinde gülümsemeye devam ettim. Babam her şeyden habersiz bana bakıyordu. Yemekten sonra onunla konuşmayı düşünüyordum. "Biz de bugün düğün yeri baktık, müstakbel kocamla," Şimal dan diye yüksek sesle konuşmaya başlarken elini masanın üstünde duran Erez'in eline koymuştu. "Bir yalı kiraladık." Ve Erez elini kurtardı. Nedense bu hareket hoşuma gitmişti. Şimal bozuntuya vermeyerek, "Nikah gününü de aldık." dediğinde içtiğim su neredeyse boğazımda kalıyordu. "Öyle mi?" dedi Arzu yılanı. Ellerini birleştirdi. "Ne zaman?" "18 Haziran annecim. Yani tam tamına dokuz günümüz var." Istemsizce bakışlarım Erez'e kaydı ve bana bakıyor olduğunu gördüm. Gülümsemem büyüdü. Ama Allah biliyordu ki, bu gülümseme bir çok hislere sahipti. "Tebrik ederim kardeşim," Şimal benden bu cümleyi duymayı beklemiyor olacak ki şaşkınlıkla bakakalmıştı. "Çok bile kaldınız." "Sağ ol tatlım. Sen de geliyorsun tabi ki de. Davetiyen hazır." Başımı salladım. "Hay hay." Gülümsedim. "Memnuniyetle." Erez bundan hoşlanmamış gibi kısık bakışlarıyla bana bakarken gözlerimi onun boyunduruğundan kurtararak önüme döndüm. "Size afiyet olsun, ben doydum." diyerek masadan kalkarak terk etti en nihayetinde salonu. Yutkundum. Nereye gidiyordu? Neye tepkiliydi bilmiyorum bilmek de istemiyorum. Bilme boş ver. Yakında her şey bitecek. Öyle. Öyle dedim içimden. "Baba," dedim yemekten sonra sofradan kalktığımızda. "Seninle konuşmam gereken bir mesele var." Kaşları çatıldı. "Ne oldu? Ciddi bir durum mu var?" "Hayır hayır aklına kötü bir şey gelmesin hemen..." İç çektim. "Bahçeye geçelim mi?" Başını salladı, kolunu omzuma atarak verandaya doğru yürürken Cahit Suhan, "Suat işin bitince seni odama bekliyorum oğlum." derken gözleri bendeydi. Bir an rahatsızlık hissettim bakışlarından. Hoş çocukluğumdan beri rahatsızdım. Bahçeye geçtiğimizde babam elini belimden çekerek ceplerine koydu. "Baba?" "Ladin'im... Söyle kızım." Yutkundum. "Ben gidiyorum." "Gidiyor musun?" Yüzündeki tebessüm solarken şaşkınlıkla baktı. "Nereye?" "İstanbul'a. Ahu'yu da alıp orada yaşamak istiyorum." "Dolun?" "O Avustralya'ya gidecek, kabul aldı bir üniversiteden." Suat Suhan ne diyeceğini bilemiyor gibiydi. Başını eğerken parmakları dudaklarının üzerindeydi. "Ne düşünüyorsun?" "Kararına saygı duyacağımı biliyorsun Ladin. Sadece ani oldu... Babaannen biliyor mu?" "Hayır daha söylemedim, gitmeden ona uğrayacağım zaten..." Bir iki adım attım. "Baba... Teşekkür ederim." "Sen nasıl mutlu olacaksan ben de öyle mutlu olurum," başımı okşayıp beni göğsüne çektiğinde küçük bir kız çocuğuydum. Mutluydum. Anlık da olsa. "Peki ya Gediz?" "Onunla beraber değildim hiç bir zaman," geri çekildim. Bakışlarım havuza takıldı. "Olmayacağım da." "Evleneceğinizden bahsediyordu... Ayrıldınız mı?" "Baba..." Sinirle gülümsedim. Gene de inanılmaz derecede sakindim. "Gediz benim hayatımda hiç olmadı." "Ahu... Ahu'nun babası kim o zaman Ladin?" Sessizleştim. "Ladin sana bir soru sordum. Ahu'nun babası kim?!" Bakışlarım babamın yüzünden arkaya kayarken orada takılı kaldı. Burukla gülümsedim. Bu saatten sonra ne yapsak ne olsa nafileydi. Bir hafta sonra üvey kardeşimle evleniyordu. "Erez..." Erez'in bakışları bende, benim bakışlarım onda takılı kalırken, devam etti. "Ahu'nun babası Erez." "Ne?.." Babama bu gerçeği söylemeli miydim söylememeli miydim bilemiyordum tek bildiğim dayanamıyordum artık. Bu yükü omuzlarımdan biri alsın istiyorum. Üstelik Erez'in inanıp inanmaması umrumda bile değildi. O hâlâ Gediz'den sanabilir ya da babama öylesine söylediğimi düşünebilirdi. Zaten sevgime inanmayan bir adam sözüme de inanmazdı. "Ladin sen ne dediğinin farkındasın değil mi? Erez... Bizim Erez'den bahsediyoruz. Onunla sen-" "Baba biliyorum tuhaf geliyor anlamlandıramıyorsun. Ama gerçek bu. Ben yıllar önce yaptım bir hata." Hata derkenki vurgumu anlamıştı. "Ama Ahu olduğu için değil bu, Erez'le olduğum için. Onu sevdiğim ona inanıp kandığım için bu hata." Omuz silktim. "Yoksa ben Ahu'm doğduğu için hiç pişman değilim. Yine hamile kalsam ona yine doğururdum." "Ah Ladin... Ah be güzel kızım." Sarıldığımızda bakışlarım yine ona kaydı. Girişte dikiliyordu. Gözleri hâlen bendeydi. "Sana yardım edeceğim ama bunu kabul edeceksin. Anlaştık mı?" "Anlaştık. Anlaştık baba." & 10 GÜN SONRA. DÜĞÜN GÜNÜ. "2 gündür bitmek bilmedi hazırlıklar, sanırsın kırk gün kırk gece yapılıyor." Kıyafetleri katlayıp bavula yerleştirirken bir yandan da Dolun'u izliyordum. "Hayır ben bu zenginleri anlamıyorum ne gerek bu kadar şölene? Kıy bir nikah sonra ver bir after party olsun bitsin." "Herkesin zevki bir değil." dediğimde bavulu kapattım. "Naparsın." "Ben olsam var ya abla, kırk gün kırk gece balayı yaparım. Kocamla beraber balayı eşliğinde dünya turu." "Bir taşla iki kuş diyorsun yani?" "Eh yani. Masraf da çıkmaz hem de eğlenirsin. Mis gibi hayat valla." Yatağın köşesinde bacak üstüne bacak atmış vaziyette oturuyordu, bacağını sallarken konuşmaya devam etti. "Acaba öyle birini bulabilecek miyim?" bir de iç çekmez mi? Fermuarı çektim. "Aşka merak saldık demek." "Yani şöyle bir aşık olsam da dünyanın kaç bucak olduğunu görsem diyorum?" Güldüm. "İlahi Dolun." Omuz silkti. "Ne yalan mı? Yoksa bu erkeklerle ömür geçmez." "Erkek-ler?" "Tek adamla ömür mü geçer Gülben?" diyerek taklit yaptığında kahkaha attım. "Tabi ki çok eşim olacak. Birinin petrol şirketi birinin lojistik. Bir tanesi de dünya lideri olacak. Bak o en güzeli. Harca harca bitmez para. Bir de asker eş. Üniformaya düşüyorum da." "Sırf seksiliğinden yani?" "Yani." diyerek saçını geriye atarken güldüm bir kez daha. Kapı açıldığında içeri girenin Leyla Ana olduğunu sansam da Arzu yılanıydı. Yüzüm düşerken kapıya dönerek kollarımı bağladım. "Buyrun Arzu Hanım?" "Bu ne resmiyet canım?" Şuh sesiyle topuklu ayakkabıları parkede ses çıkarırken sessiz kaldım. Odaya pat diye giren birine saygı göstermezdim. Resmiyet bile çoktu ama neyse. "Ben çıkayım en iyisi, aşağıda görüşürüz abla." diye fısıltıyla odadan çıktığında Arzu odaya alacaklı gibi baktı. "Duydum... Gidiyormuşsun." Duyduğuna şüpheliydim. "Tüm konak benim gidişimi konuşuyor herhalde?" dedim imâlı imâlı. "E herhalde. Senin gidişini bekleyen çok." Dişlerimi sıktım. "Bugünü nasıl beklediğimizi sana bir anlatsam sen bile şaşırırsın Ladinciğim." "Yok. Yok şaşırmam. Ben biliyorum zaten..." İki adım attım. "Sen ve Şimal'in beni evden attırmak için her anı fırsat kolladığınızı." "Ama zamanlaman harika biliyor musun? Düğün günü gitmen. Şimal ile Erez'in mutluluğuna gölge olmadığın için sana teşekkür etmek isterim." "Ne Şimal ne de Erez... İkisi için de yapmadım. O doğacak çocuk... Neydi ismi? İzel... Evet İzel. İzel için yaptım. İleride böyle bir ailesi olduğu için utanacak ama umarım akıllarına uymaz." Bir adım öne atarak dik dik baktı bana yılan karı. "Üçü de mükemmel bir aile olduğunda başını duvarlara vuracaksın Ladin." Sonrası gidiş o gidişti. Odada tek kaldığımda yatağa çökerek boş boş duvara baktım. Gözlerim hızla dolduğunda burukla izledim duvarı. "Olsunlar... Bana ne ki. Olabiliyorsa olsunlar." Benim hayalim ben Erez Ahu iken onun başka bir ailesi olması canımı yakıyordu. Hayalimin suya batmasını izliyordum. Hızla kendimi toparlayarak banyoya girdim. "Kendine gel Ladin. Kendine gel. Dağılacak zaman değil. Senin bir kızın var. Kendine gel." Bavulları Zeynel abi arabaya yerleştirirken babam Leyla Ana ve diğer kızlar kapının girişinde bekliyorlardı. Ahu önden koşarak babama sarılırken Leyla Ana hüzünle gözlerle bana baktı. "Ladin..." "Leyla Ana." Sımsıkı sarıldığımızda kulağımın dibinde burnunu çekişlerini duyabiliyordum. "Yapma böyle Leyla ana..." "Elimde değil yavrum... Sana da haksızlık ettim. Affet beni." "O nasıl söz?" Geri çekildiğimde ellerini tutarak kızarmış yüzüne baktım. "Asıl sen beni affet. Gediz'i bu işe karıştırmamalıydım." "Anlattı oğlum bana her şeyi." Babama baktı yandan. "Suat Bey de biliyormuş gelip söyleyince..." "Ben söyledim ona." "Sen mi söyledin?" Başımı salladım. "Bir o bir sen. Başka da kimse bilmiyor." "Erez... O öğrendi mi?" "Öğreneli çok olmuştur eminim... Ama baksana umrunda değil. Evleniyor." Leyla ana kafası karışmış gibi bakarken ellerimi sıktı. "Erez bundan vakit bugün öyleydi." Duraksadım. "Nasıldı?" "Ne bileyim... Bir tuhaf. Tuhaftı tavırları. Zaten son zamanlarda böyle hep." Neden diye sorgulasam da üstünde çok durmadım. Burukla baktım iki saniye. "Hakkını helal et Leyla ana." "Ladin..." Yeniden sarılıp ayrıldığımızda babama döndüm. "Baba?" "Ladin..." "Hakkını helal et." "O nasıl söz?" diyerek babamla da sarıldık bu kez. "Helal olsun da... Bu bir veda değil unutma." Gülümsedim. Umarım... Sonrasında herkesle vedalaşıp el salladığımda Ahu'yu kucakladım. Son kez konağın girişine baktım. Ve arabaya bindim. Araç çıkışa doğru giderken arka camdan Leyla Ana'nın su döktüğünü ağladığını babamın el salladığını diğerlerinin hüzünle baktığını gördüm. Elveda Çiftlik. Elveda Tekirdağ. & Tren garının önünde durduğumda Ahu ile beraber inip Zeynel abinin bavulları çıkarmasını izledim. Bagajı kapatıp bana döndü. "Hanımım..." "Bana hanımım demene gerek kalmadı Zeynel abi... Sen de hakkını helal et." "Estağfurullah helal olsun hanımım." Ahu'ya da bakarak gülümsedi, başını okşadı. "Bir ihtiyacınız olursa-" "Olmaz Zeynel abi olmaz, sen yine de sağ ol." "Siz sağ olun Ladin Hanım." Duygulandı sanki. "Dikkat edin kendinize." Bavulları alıp Zeynel abi'yi ardımızda bıraktığımızda binadan içeri girdik. İçeride bir telaş hakimdi. Kimisi vagonu bulmak için koşuşturuyor kimi vedalaşmak istemiyordu. Ağlayanlar mı dersin zor bela ayrılanlar mı... Gişeden bileti onaylatıp geçtiğimizde, Ahu'ya baktım. "Hadi annecim..." İstanbul'a kalkacak tren istasyondaydı. Kolumdaki saate baktığımda on üç dakikaya kalkacaktı. Vagonu bulup yerleştiğimizde derin soluk aldım. İçimde yine bir huzursuzluk vardı. Alnımı ovalarken, "Ladin!" diye bir işittim. Kaşlarımı çatarak başımı kaldırdım. Camdan dışarıya baktığımda gözlerim irileşti. "Erez..." "Ladin!" Bir sağa bir sola bakıyor üzerinde dağılmış damatlığı ile koşuşturuyordu. Beni arıyordu bulmaya çalışıyordu. "Ladin!" "Annecim sen burada bekle beni tamam mı hemen geleceğim?" Ahu başını sallarken saçını öpüp hemen kapıdan indim. İnmemle Erez'in bana doğru dönüp görmesiyle duraksaması bir olmuştu. Elim kapıdan ayrılarak istasyona ayak bastım. "Erez..." "Ladin..." Bu kez sakin adımlarla bana yaklaştığında aramızda yine hatrı sayılır bir mesafe vardı. Sanki bir odak ikimizi mercek altına almıştı. "Senin burada ne işi-" "Gitme." "Ne?" "Gitme... Gitme Ladin." Yutkundum. Yanıma yaklaşarak ellerimden tuttu. Bir ellerime bir yüzüne baktım. "Sen bir kez daha gidersen... Benim şansım kalmazmış gibi. Yaşam sebebim yok olurmuş gibi. Gitme..." "Erez..." Neler saçmalıyordu? "Sarhoş musun sen?" "Gayet ayığım Ladin. Gitmeni istemiyorum. Kızımızı da alıp terk etmeni istemiyorum. Burası senin doğup büyüdüğün yer. Gitme işte. Kal. Kal yanımda..." "Vay be..." dedim burukla bakarak. "Bana başından beri git seni istemiyorum diyen adam yanımda kal diyor." "Ladin..." "Erez biz defalarca yaptık bu konuşmayı. Defalarca kez ayrıldık vedalaştık. O yüzden tekrarlamaya gerek yok. Tren kalkacak gitmem lazım... Sen de nikahına geç kalma." Ellerimi ondan kurtarıp arkama döndüğüm an konuştu bir bir. "Nikah falan yok. Olmayacak." Durdum. Ne? "Şimal'le evlenmeyeceğim çünkü evlenmesi gereken kişi ben değilim. Asıf. Asıf Karaca." O adam... Nasıl yani? "İzel'in babası o ve ben başından beri her şeyi biliyordum Ladin. Her şeyin farkındaydım. Sana söylemememin sebebi buydu. Söylesem Şimal'e karşı sakin kalmayacağını biliyordum. Onun oyunlarına imâlarına tepkisiz kalamazdın. Benden nefret etmen doğru bir seçenekti. Asıf'ın senin kullanmasına izin veremezdim." Neler diyordu? "Cahit Suhan... Annene tecavüz etti biliyorum sana tecavüz etmeye kalktı o şerefsiz biliyorum. Ben sen de derin yaralar açan kim varsa biliyorum Ladin. Kendim de dahil." Devam etti. "Seni korumam lazımdı. Seni onlara yem edemezdim. Sen o konakta kaldığın sürece dar gelecekti sana. Seni boğamazdım. Üstelik... sen beni aldatmadın. Sen bana bunu yapmadın. Ben bunu da biliyorum Ladin." Yan dönerek omzumdan baktım Erez'e. "Hepsi... Bir oyun muydu?" Başını salladı. "Şimal'e, Arzu'ya ve o şerefsiz Cahit'e... En çok da ona. Planlanmış bir oyundu hepsi." Erez biliyordu. Geçmişimi de... Öğrenmişti. "Nasıl öğrendi?" Güldü hafifçe. "Çok uzun hikaye ama meselemiz bu değil Ladin..." Trenin düdüğü çaldı sonra bir ses duyuldu. "Son beş dakika!" Bir adım daha attı Erez bana. "Gitme... Anlatacak çok şey konuşacak çok şeyimiz var biliyorum." O sırada bakışlarım onun arkasına kaydı. Şaşkınlıkla bakakaldım. "Gediz..." Erez de beni takip edip arkasına bakarken kaşlarını çattığını görebiliyordum. Gediz konuşmadı sadece bana baktı baktı gülümsedi ve elini uzattı. Gözlerini açıp kapattığında bunun ne demek olduğunu anladım. Erez hızla bana döndüğünde aramıza girdi. Korkuyla bana baktı. "Ladin..." Başını iki yana salladı. "Hayır." Gülümsedim. "Erez... Artık ne senle... Ne de sensiz..." Başını iki yana salladı. Acıyla bakıyordu gözleri. Hayır diye fısıldıyordu dudakları. Gediz'e döndüm. "Gediz..." Erez elimi bırakmadı ama ben yavaşça çektim elimi ondan. Gediz'den de uzaklaştım. "Hoşçakalın." Tren hareket etmeye başladığında koşarak kapıdan bindim ve hızlanmaya başladı. Gediz olduğu yerde dururken Erez trenle beraber istasyonda koşuyordu. "Ladin!" "Ladin!" "Gitme!" Gözlerim doluydu. "GİTME!" "Ağlıyordum." "LADİN!" Elveda Erez.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD