Anıl Selvi & Zaten Mutsuz Sevmiştik
"Yok açmıyor!"
Şimal, hırsla telefonu yatağın üzerine fırlattığında kapı açıldı. Gelen annesiydi. "Neredesin sen sabahtan beri?!" Arzu topukların sesiyle odaya girerken Şimal göz devirerek yataktan kalktı. "Müstakbel kocama ulaşmaya çalışıyorum anne, bir gitti gelmek bilmiyor," yanaklarını şişirdi sıkkınlıkla. "Kim bilir nerelerde?"
Arzu, kızının omzuna dokundu. "Sakin ol. Şirkete gitmiştir ya da çiftliğe. Nasılsa akşam gelecek." Şimal, Arzu'dan uzaklaşarak pencereye yanaştığında bahçede koşturan kız çocuğuna baktı ve onun peşinden de koşan kadına. Gözlerini devirdi. "Bunların da burada ne işi var hâlâ anlayabilmiş değilim!" Kollarını bağlarken Arzu da peşinden pencereye yaklaştı.
İkisi de bahçeye bakarken, "Merak etme gitmeleri yakındır." dedi gözlerini ayırmadan.
Şimal annesine döndü. "Babam bir şey demedi mi sana?" Arzu yan dönerek durdu. "Ne hakkında?"
"Ne hakkında olabilir mi anne?" Hayretle baktı Arzu'ya. "Sevgili kardeşimin kızı ve onun kardeşi hakkında."
"Demedi Şimal." Aralarının iyi olmadığını hissedebiliyordu Şimal. Gene de üstüne gitmedi. Yanından geçecekti ki Arzu onu kolundan tutarak durdurdu. "Asıl meselemiz bunlar değil..." İki adım daha atarak pencereden uzaklaştılar.
Kaşlarını çattı Şimal, kolunu çekerken. "Neymiş asıl mesele?"
"Nizamiyeden aradılar. Geçen konağa yabancı birinin girdiğini görmüşler."
"Ee bundan bana ne?"
"Gelen şahıs seninle görüşmek istemiş ama?" dedi Arzu şüpheyle bakış atarken. Şimal yutkundu gözlerinde korku belirmişti. "Kimdi o?"
"Benimle görüşmeye gelen falan olmadı," diyerek uzaklaştı Arzu'dan. "Öyle olsaydı yardımcılardan biri mutlaka söylerdi. Hem," Boynunu bükerek baktı. "Sen benle uğraşacağına kocanla aranı düzeltsen iyi olur." Arzu, o an kızının ne cin olduğunu anladı. Kaçarı yoktu.
"Ha bir de şunları," diyerek pencereyi işaret etti. "... sepetlemenin bir yolunu bul. Aksi takdirde ben bulacağım." Tehditvari cümlesinin ardından kapıyı çarparak odadan çıktı.
Oda sessizliğe bürünürken Arzu sırtını dönerek yeniden pencereye yaklaştı. Bir süre daha izlerken kollarını bağladı. "Var sende bir haller ama merak etme... Çok yakında her şey istediğimiz gibi olacak sevgili kızım."
Şimal aşağı indiğinde holde Leyla Ana ile karşılaşmıştı. "Leyla Hanım, işinizin başınıza dönmüşsünüz nihayet."
Leyla Ana mahcupla ellerini toplarken, "Kusura bakmayın. Ancak toparlanabildim."
"Neyse," dedi mutfağa bakış atarak Şimal. "Bizim kızlar nerede? Söyle salona yanıma gelsinler çabuk."
"Hemen hanımım." Şimal salona geçerken arkasından sabır çekerek baktı Leyla Ana. Merdivenlerin yanındna geçerek odaya girdiğinde hemen telefonuna sarıldı. Numarayı tuşlayarak kulağına götürdüğünde sessizce bekledi açılmasını. "Nerede bu kız... Nerede?"
Bir kez daha çaldırdı ama nafile, açan yoktu. Pes ederek kapatırken iç çekti. Gene migreni tutmuştu. Çekmeceye yönelip ilaç kutusunu eline alırken aynanın karşısına oturarak sürahiden suyunu doldurdu. O sırada kapı tıklatıldı. Yutkunarak durdu. "Gel."
"Abla..." Gelen yardımcı kızlardan Ela'ydı. "Ela?"
"Abla yetiş! Ahu düştü!"
"Ne?!" İkisi de alelacele odadan fırlarken mutfaktan arka bahçeye çıktılar. Dolun, Ahu'yu kucaklamış çimenlerin üzerinde otururken kızı sakinleştirmeye çalışıyordu. "Ahu!" Leyla Ana yanlarına vardığında Dolun ile göz göze geldi. "Dolun kızım ne oldu burada?!"
"Sormayın, koşuştururken şuradaki basamaklardan düştü," diyerek ileriyi işaret etti.
"Ah be kızım, ne diye dikkat etmezsiniz ki," Ahu'nun parçalanmış dizlerine baktı. Neyse ki dikiş gerektirmiyordu. "Tamam, hadi bizim odaya götürelim." Ayağa kalktıklarında Ela çoktan Gediz'e ve konaktakilere haberi yetiştirmişti.
"Anne!"
Gediz hızla yanlarına geldiklerinde, endişeyle süzdü. "Ne oldu?!"
Leyla Ana oğluna dargın olsa da dargınlığını bir kenara atmak zorundaydı. "Bir şey yok oğlum, Ahu düşmüş sadece." Dolun sıkıca tutuyordu. "Şimdi pansuman yaparız, bir şeyciği kalmaz."
"Barbie'li yara bandı da yapıştırır mıyız?" diye konuştu o sırada Ahu. Ağlaması dinmişti. Gülümsedi Leyla Ana. Kızın çenesini okşayarak, "Varsa yapıştırırız neden olmasın?!" dedi ve Ahu da ona tatlı tatlı gülümsedi.
Gediz dayanamayarak araya girdi. "Ben alayım istersen." diyerek sormasına rağmen Dolun'un cevabını beklemeden kızın kucağından Ahu'yu aldı. Kucaklayarak Ahu'nun gözlerine baktı. "Çok acıyor mu?"
Ahu sadece başını iki yana sallayarak cevap verdi.
Gediz önden giderken, Dolun da peşinden gidiyordu ki Leyla Ana onu durdurdu. "Dolun kızım..." Dolun sersemleyerek durdu. "Sen şimdi Ladin'e haber verme olur mu? Yok yere endişelenmesin."
"Zaten ulaşabilsem tamam da, ulaşamıyorum ki."
"Sen de mi?" dediğinde durdu. "Allah Allah, hiç böyle yapmazdı." Dolun kadına döndü tamamen. Bahçede sadece ikisi kalmıştı. "Acaba Hora'ya mı gitti, babaannesine? Belki ondan çekmiyordur telefonu."
"Yine de haber verirdi muhakkak." Kızın koluna dokundu. "Neyse eninde sonunda gelecek zaten biz Ahu'yla ilgilenelim." Dolun da ona katılırken başını salladı, beraber konağa doğru yürüdüler.
Olanları salonun camından izleyen Şimal, gülerek başını salladı. "İnanılır gibi değil!"
"Neymiş o inanılır gibi olmayan?" Arzu'nun sesini duymasıyla başını çevirdi. "Torunun annecim. Düşmüş de herkes etrafında pervane oldu." Geriye dönerek koltuğa oturdu. "İkinci Ladin vakası." Ellerini kaldırarak hayali satır yaptı.
Arzu cevap vermedi.
O sırada kapı çaldığında gelen Suat Suhan'dı. "Bana bak," dedi hızla kızına dönerken. "Babanın yanında da böyle konuşma. Sonra sonuçları ağır oluyor." Şimal ayağa kalktı, Arzu'nun yüzüne yaklaşarak fısıldayarak konuştu. "O benim babam değil, bu bir. İkincisi umrumda bile değil. Erez ile evlendikten sonra bu lanet olası konaktan defolup gideceğime emin olabilirsin."
Yanından geçtiğinde Arzu arkasından fısıldadı. "Ah ahmak kızım..." Şimal çoktan salonu terk ettiğinde Suat da salona yeni girmişti. "Hoş geldin hayatım."
"Hoş bulduk," dedi Suat derin bir nefes vererek koltuğa otururken. Ona uzanan kolları görmemişti. Arzu bozuntuya vermeden elini sıkarak indirdi. Eşinin çaprazına otururken, Suat etrafa baktı. "Kimse yok mu?"
"Şimal yemek vakti inerim dedi. Cahit Bey'i diyorsan evde yok canım." Bacak üstüne atarak durdu. "Erez de sanırım işi çıktı."
Durdu Suat, kaşlarını çatarak. "Ya Ladin?"
Arzu bakışlarını çekerek tek kaşını kaldırdı. "Bilmiyorum canım."
Suat anladım der gibi başını sallarken o sırada Ela salona girmişti. "Suat Bey sofrayı şimdi mi hazırlamamı isterseniz efendim?"
"Yok hayır, vaktinde hazır olsun lütfen," dedi ve Ela da başını salladı, ve salondan çıktı. "Peki efendim."
Suat da oturduğu gibi kalkarken, "Ben de yemeğe kadar duş alayım." diyerek Arzu'nun koluna dokunarak yanından geçti. Arzu yapmacık gülümseme sunarak oturduğu yerde kalırken dirseğini kolçağa koydu. Yüzünü gerdi. Bir süre düşünürken, "Bu böyle olmayacak." diyerek o da kalkarak salondan çıktı.
Odaya geldiğinde Suat gömleğini çıkarmıştı, Arzu'ya yandan bakarak işine devam etti. İçeriye girerek kapıyı kapattı. Kocasının arkasından yaklaşırken kulağına doğru konuştu. "Belki duştan önce masaj yapmamı istersin, hım..."
Elleri Suat'ın omuzlarında dolaştığında Suat kendini çekerek, kadına doğru döndü. "Gerek yok canım," diyerek kendini gülümseye zorladı. "Yorma kendini." İkinci kez kadını tek başına bırakırken banyoya girdi.
Arzu yatağa oturarak hırsla avuçlarını yatağa vurdu. Bir an önce bir şeyler yapmalıydı, yoksa eskisi gibi olmayacaktı hiç bir şey.
&
"Bunu da yapıştıralım," diyerek ikinci dizine de yara bandını taktıktan sonra kızı kucağına aldı Gediz. "Nasıl hissediyorsun güzelim? Daha iyi misin?" Ahu'nun saçlarını yüzünden iteleyerek baktı suratına. Ahu başını salladı ve ardından minik kollarını Gediz'in boynuna sardı. Gediz gülümseyerek o da kollarını Ahu'ya sararken köşede durmuş onları izleyen Leyla Ana bu manzaradan memnun değildi.
O sırada Dolun, "Teyzecim hadi gel, Ela ablan mutfakta senin için elmalı kurabiye olduğunu söyledi."
"Oley!"
Ahu sevinçle Gediz'in kucağından inerek teyzesinin elini tuttu. Odadan çıkarlarken, Leyla Ana, "Çok doyurmayın karnınızı küçük hanım, akşama köfte patates yiyeceksiniz."
"Tamam." dedi Ahu aynı sevecenlikle. İkisi beraber odadan çıktıklarında kapı kapandı. Leyla Ana oğlu ile baş başa kaldığında Gediz ona bakmadan, "Ben de işime döneyim," diyerek ayağa kalktığında hızla oğlunun koluna vurarak konuştu. "Otur şuraya."
O an ilk kez annesine baktı Gediz. Oldukça ciddiydi. Kaçarı olmadığını anladığında, yutkunarak geri oturdu. Bir kaç saniye sessizlikten sonra, "Ahu... Senin kızın mı oğlum?"
Gediz başını eğdi.
"Gediz. Susma oğlum. Bana bir cevap ver."
Başını kaldırdı Gediz dudaklarını ıslatırken. "Değil... Anne."
"Yok yere tansiyonumu çıkardın yani benim?!"
"O an Ladin'i korumak için yaptım."
"Oğlum... Daha dün bir bugün iki. Ne ara ilerlettiniz samimiyeti bu kadar?"
"Anne-"
"Anne ne Gediz?! Doğru değil miyim? Sen Ladin'i bile bilmiyordun oğlum!"
"Biliyordum..." Duraksadı Leyla Ana. "Ben Ladin'i tanıyordum anne. Onu ilk gördüğüm andan beri seviyorum. Ve onu ilk görüşüm, konağa geldiği ilk zamanlar değildi." Şaşkınlıkla oğluna baktı. "Sen ciddi misin?"
"Ciddiyim tabii anne. Şaka yapar gibi halim mi var?"
Parmaklarını dudaklarına kapattı Leyla Ana, bir kolunu da beline koyarken. Baktı oğlunun suratına. "Vallahi yok."
"Anne sen ne sanıyorsun beni? İki gündür tanıdığım birine neden bunu yapayım ki? Akla mantığa sığıyor mu?"
"O halde... Bayağıdır yanıksın sen Ladin'e."
"Ben onunla evleneceğim anne."
Leyla Ana başını tuttuğunda yerinde sarsılır gibi oldu. Gediz yerinden fırladı. "Anne iyi misin?! Anne!" Annesini pufun üzerine oturttuğunda önünde çömeldi, su uzattı. "Al iç biraz." Zorlukla suyu içtiğinde biraz daha iyiydi Leyla Ana.
"Gediz... Bak oğlum. Ladin'i sen seviyor olabilirsin ama o seni sevmiyor biliyorsun değil mi oğlum? Bunun bilincinde hareket et nolur." Gediz sessiz kaldığında iç çekti kadın. "Ladin... Erez'i," Gediz başını kaldırdı. "Seviyor... Ne kadar kızgın olsa da, kırgın olsa da. Ladin için Erez'den ötesi yok." Gediz'in gözleri kızardı. "Biliyordum... Tahmin ediyordum."
"Ama..." dedi Gediz. "Ya Şimal? Karnındaki bebek?" Leyla Ana bilmiyorum dercesine ellerini kaldırdı. "İnan bilmiyorum... Eğer bebek onunsa Şimal ile evlenecekse de affedip affetmemek Ladin'e kalmış."
"Ladin'in gurursuz olmadığını biliyorsun," Gediz yerinde doğruldu. "Erez'i kolay kolay affedeceğini sanmam." Bunun üstüne bir şey söylemedi Leyla Ana. Tam kapıdan çıkarken konuştu oğluna. "Gediz..."
Gediz eli kapı kolunda dönüp annesine baktı. "Sen yine de gel vazgeç bu sevdadan oğlum..."
Birkaç saniye bakakalsa da gülümsedi Gediz. "Tuzlu ayran getireyim sana ben. İyi gelir tansiyonuna." Ardından kapı kapandı.
O sırada koridorda duran Şimal ile göz göze geldi. Şimal yaslandığı duvardan doğruldu. Gediz hem şaşkınlıkla hem çatık kaşlarıyla ona bakarken Şimal iki adım attı. "Bazı söylentiler çalındı kulağıma." Dudaklarını büzdü. "Ahu senin kızın değilmiş." her kelimesine vurgu yaparak söylediğinde Gediz hızla kolunu kavrayarak sertçe merdiven altına çekiştirdi. "Madem duydun, uluorta söyleme şunu!"
"Ah Gediz... Sana ne kadar üzülüyorum bir bilsen." diye yapmacık bir üzgün ifadeyle bakarken Gediz sert bir soluk verdi. "Ne diyeceksen de geveleme Şimal."
"Vaov şimdi de Şimal olduk değil mi," dediğinde Gediz ona umursamazca bakıyordu. "Peki peki..." Gediz'in gövdesine bakarak işaret parmağını bastırdı ardından gözlerine bakarak, "Sana ne diyeceğim bak... Sen Ladin'i çok istiyorsun değil mi?"
"Ee?"
"Diyorum ki, benim iş birliğine var mısın?" Sinsice gülümsedi. "Sen Ladin'i al ben de Erez'i."
&
Ladin'den.
Dışarıda konuştuklarımızdan hatta öpüşmemizden sonra bir daha hiç konuşmamış, sukunet içinde aynı evin içinde nefes alıp vermiştik. Erez beni salonda bırakarak içeriye gitmişti. Ama nereye gitmişti, ne yapıyordu hiç bir fikrim yoktu.
Oflayarak yattığım koltuktan doğruldum. Sehpaya uzandım. Kumandayı elime alarak geri oturdum koltuğa bu kez bacaklarımı bağdaş yaparak. Televizyon açıldığında ilk sesi yüksekti hızla bunu kısarak kanallar arasında gezinmeye başladım. Nihayetinde yabancı bir sinema kanalında durduğumda arkama yaslanarak kucağıma bir yastık aldım ve izlemeye başladım. Film ne filmiydi bilmiyordum ama dakikalar sonra öpüşmeye başlayan bir çift görünce aşk ya da dram filmi olduğunu tahmin ederek ofladım. Hızla kapattım. Kumandayı da yana atarak avuçlarımı yüzüme bastırdım dirseklerimi kucağımdaki yastığa bastırırken.
Öpüşmemiz gözümün önünden gitmiyordu.
Yastığı döverek onu da kumandanın yanına gönderirken oturduğum yerden kalktım hızla. Bu böyle olmayacaktı. Aklımı dağıtacak bir şeyler yapmalıydım. Mutfağa girmekle buldum çareyi.
Ne yapsam ne yapsam diye düşünürken kek yapmaya karar vermiştim. Buzdolabına yönelerek yumurta ve sütü çıkardım. Neyse ki malzeme vardı. Diğer dolapta da unu bulunca sevindim. Tüm mutfağı karıştırarak malzemelerin tamamını tezgaha döktüm. "Ne eksikti..." diye sesli düşünürken gözümle malzemelerin üstünden geçiyordum.
Kabartma tozu yoktu.
Tekrar mutfağı baştan aşağı aradığımda bulamadım. "Erez!" diye seslendiğimde boş bulunduğumu fark ettim. "Kabartma tozu-"
Durdum. Yüzümü buruşturdum. "Ne yapıyorum ben ya?.." Sanki her şey yolundaymış da onunla evliymişim de aynı evde sıradan günlerden birini yaşıyor gibi hissediyordum. Umarım Erez saçma naramı duymamıştır diye içimden geçirirken çok geçti artık.
"Noldu?" Onun endişeli sesiyle kafamı kaldırırken omuz silktim dudak büzerek. "Hiç bir şey yok." diyerek yumurtaları kırıp çırpmaya başladım. Bir kaç saniye beni şüpheyle süzdüğünü hissettim. Bununla da kalmadı soluğu yanımda aldı. Benimle beraber o da malzemelere bakarken konuştu. "Kabartma tozu diğer dolapta. Getireyim mi?" Başımı kaldırıp onun bana bakan derin gözleriyle karşılaştığımda afalladım.
Hızla kafamı kaba çevirirken, "Hıhım, iyi olur." dedim çırpmaya devam ettiğimde.
"Kaç tane?"
"İki yeterli."
Başını silikçe sallayarak uzaklaştığını hissettim. O gidip getirene kadar şekeri yumurta ile iyice çırpıp köpürtmüş sütü eklemiştim, şimdi de un torbasından un döküyordum. "Burada." dedi yeniden yanıma vardığında. Sarı küçük poşetleri kabın yanına bıraktı.
"Hıhım. Sağ ol."
"Ladin-" demesine kalmadan mikserin gürültücü sesi mutfağı doldurdu. Bir iki dakikanın ardından unu eklerken yeniden, "Ladin-" dedi ve ben yine mikseri çalıştırdım. Sabırla bekliyordu ama ben ona inat devam edecektim.
Bir an da sabrı taşmış gibi bana dokunurken beni kendine doğru çekiverdi. Un her yere dökülüp saçılsa da umrumda olan bu değildi. Erez ile yüzlerimizin mesafesi o kadar azdı ki, yutkunamadan edemedim. Neredeyse soluklarımız birbirine girecekti. O bana doğru yaklaşmaya devam ederken ben kafamı aniden çevirdim. Gözlerimi yumduğumda onun da iç çekişini duymuştum. "Birden... Bu kadar yakın olmamız... Bana yabancı geliyor." Konuşamıyor, doğru kelimeleri seçemiyordum sanki.
"Ladin."
Yeniden buluşturdum gözlerimi onunla. "Erez... Ben seni affedemem." Gözlerindeki yıkılışı gördüm. "Üzgünüm ama affedemem. Geçerli nedenlerin olabilir, bunlar sana mantıklı gelebilir ama ben unutamam. Bana dediğin onca şeyi, onca muameleyi unutamam." Geri çekilmek istedim ama yeterli alan yoktu kaldı ki Erez'in kolu beni hiç bırakmayacakmış gibi tutuyordu.
"Her şey bir kenara... Israrla kardeşimle evleneceğim diyen adama artık bakamam."
Bakışlarımı çevirdiğim an çenemden tuttu. "Bak bana."
"Erez-"
"Ladin bak bana!"
Gözlerimiz birleştiğinde dillerimiz tutuklu kaldı sanki. İlk bir kaç saniye konuşamadı Erez. "Ne oldu? Devamını getiremiyorsun cümlelerin bir türlü..." burukla gülümsedim. "Çünkü sen de biliyorsun ki bunun dönüşü yok bunun affı yok."
"Çünkü ben de biliyorum ki," dedi benden alıntı yaparak. "Senden vazgeçemezmişim. Seni unutamazmışım. İnatla inkar ettiğim zamanlarda bile kabullenmişim seni. Ladin ben senden gelen her şeye razıymışım. İhanete, kedere ve de bir kelimeye... Ben sana hasretmişim, hem sana hem de bir bakışına." Gözlerine takılı kaldığımda gülümsedi. Aniden bana sarıldığında neye uğradığımı şaşırdım. Yoksa bu ileri günler için bir fragman mıydı? Gerçekten Erez'i affedip yeni bir sayfaya başlayabilecek miydim onunla beraber?
Ancak kalbimin diğer tarafı, onun bana çaba sarf ettiği cümleleri hatırlatınca onu itekleyerek geri adımladım. "Senin bana bunu yapmaya hakkın yok!" İşaret parmağımı tehdit edercesine salladım yüzüne karşı. "Yok anladın mı?"
"Ne olacak peki Ladin?" dedi yüzü hem düşerken hem hatları sertleşirken. "Bu böyle süregelecek mi? Kaçıp duracak mıyız?"
Bağırdım. "Gerekirse evet!" Yutkundum. "Sen de ben de yollarımızı ayrı ayrı çizdik Erez. Bu yoldan, dönüş yok!" Erez tekrar ikinci kez gözlerindeki hayal kırıklığı bana bakakalırken başını salladı. "Anladım Ladin... Anladım."
Yanımdan geçip mutfaktan çıktığında durduğunu hissettim. "Hazırlan..." dedi tahmin ettiğim gibi. "Konağa dönüyoruz bugün."
Gidiş o gidişti.
Boğazıma dikenler batıyordu sanki, tökezleyerek tezgaha tutundum. Gözlerim dolduğunda başımı çevirdim pencereye doğru. Dudaklarım hüsranla kıvrılırken içimden kendime kızıyordum.
Ne bekliyordun ki Ladin...
&
Konağın bahçesine girdiğimizde Zeynel abi bize kapıyı açmıştı. Yandan bakış attım Erez'e. Dikkati yoldaydı, yola bakıyordu. Tek eliyle direksiyonu döndürürken süs havuzun etrafında tur atarak kapının önünde durduk. Yutkundum. Emniyet kemerimi çözerken yavaş hareket ediyordum. Kapının koluna uzandığımda o da el frenini çekip anahtarı kontakta bırakmıştı.
"O zaman..." dedim yol boyunca hiç konuşmayan ben şimdi sukuneti bozarken. "Karın olacak o kadına söyle... Benden," Başımı çevirdim ona dönerek. Beni izliyordu. "Kızımdan ve Gediz'den uzak dursun."
Tam da şu an zamanı geldi derken
Hayır olmaz benim için erken
Başka birini böyle seversen
Ben geleyim aklına
Daha fazla gözlerine bakarken bir hışım arabadan indim kapıyı sertçe kapatarak. Eve doğru hızlı adımlarla yürürken kollarımı göğsümde toplamıştım. İçim yanıyordu. Ağlamak istiyordum. Kızımı da alıp Amerika'ya gitmek istiyordum. Dudaklarımı ısırırkenn birden konağın kapısı açıldı. Şimal kocaman karnı ile yemyeşil elbisesinde dışarı çıkarken anlık duraksasam da ona aldırış etmeden içeri girmek istedim ama elini kapının pervazına koyarak girişimi engelledi. Diğer taraftan da girmek istediğimde aynı şeyi yaptı.
İç çekerek geri adımladım. Kafamı göğe kaldırıp indirirken Şimal'e döndüm. Dik dik baktım. "Ne istiyorsun Şimal?"
"Ahu..."
Birden yüzümün şekli değişti. "Ne oldu kızıma?" Kollarımı çözdüm istemsizce.
"Babası... Erez değil mi?" Yutkundum. Nasıl... Nereden öğrenmişti?
Bakışlarım onun arkasına kaydığında salonun girişinde duran yılan Arzu'nun bizi seyrettiğini gördüm. "Yalnız Ladin..." Bakışlarım yeniden Şimal'e döndü. "Erez ile aranızda ne yaşanırsa yaşanmış olsun Erez benim bunu biliyorsun değil mi?" Kaşlarım çatıldı. Bir adım atarak tam karşımda durdu. "Erez'in benden de çocuğu var..." deyip karnını okşayınca sinirle güldüm. "Ve o senden vazgeçti ama benden vazgeçmedi vazgeçmeyecek."
"Ne çok güveniyorsun sen kendine öyle ya?" diyerek onu alaya aldım. "Baya baya Erez'in seni sevdiğine inandırmışsın kendini." Karnındaki çocuğun Erez'den olmadığını biliyordum ama bilmemezlikten gelecektim. "Madem öyle... Neden dağ evinde benimle yeniden yattı o zaman?" Şimal'in yüzünün düşmesini izlerken bundan keyif alarak devam ettim. "Kim bilir? İkinci çocuğumuzu taşıyorumdur karnımda?"