14.Bölüm

2360 Words
Pera & Yokluğunu Anlasam Da 6 Sene Önce "Bu sorunun cevabını biliyor musun Ladin?" Kalemi kağıda bastırarak çizerken elim çenemde asılı durmuş, uzaklardan gelen uğultunun etkisiyle sarsılmıştım. Çenemi avucumdan ayırırken, Yaren'e bakarken buldum kendimi. "Hı?" "Asıl sana hı." Dirseklerini kitabın üzerine koyarak bana doğru eğildi. "Neyin var senin? Sesleniyorum duymuyorsun. Dalıp gidiyorsun. Kaç gündür de solgun duruyorsun?" İç çektim. Gözlerimi yumup açarken bakışlarımı etrafta gezdirdim. "Erez ile bozuştuk... Ona sıkkın canım." Bakışları yumuşadı. "Ne oldu ki? Niye gerildiniz?" "Bi anlasam..." Göğsüm sıkıntıyla kalktı indi. "Sanki umrunda değilmişim gibi davranıyor. Tek çabalayan benmişim gibi." "Saçmalama." "Öyle ama Yaren. Ben üzerine gittikçe o geriliyor gibi. Kaçıyor benden. En sonunda dün şehir dışına çıkıyorum, bir kaç gün görüşemeyebiliriz diye uzaklaştı benden. Ne arıyor ne soruyor." "Alınmışsın sen... Bazen üstüne almamak lazım. Onun da canı sıkkındır bir şeylere. İnsanız ya her zaman modumuz olmayabiliyor." Oflayarak kalemi kitabın üzerine sertçe bastırdım, yerimde dikleştim. "Bu kez senin kadar iyimser olamayacağım Yaren. Hayır bir sorun varsa da gelip benimle paylaşmalı öyle değil mi? Sevgilisi değil miyim ben onun?" "Evet sevgilisisin hatta yeni nişanlısısın." Başımı salladım. İki hafta olmuştu nişanlanalı. "Evet... Üstüne nişanlısıyım. Karısı olsam demek ki iyice kopacağız birbirimizden." "Yok sen gerçekten bozulmuşsun Ladin. Ya da regl günün yaklaşıyor..." Birden suratıma yumruk yemiş gibi kalakaldım. Devam etti Yaren. "Bu kadar alıngan olmanın başka açıklaması olamaz," dedi bacakları üst üste atarken. "Canın tatlı çekiyor mu ha arkadaşım? Sana şuradan kahve ve çikolata alayım mı?" Canım çekiyordu çekmesine ama buna da anlam veremeyip, odağım başka bir yere gitti. Regl günüm yaklaşıyor muydu? Hızlıca sandalyenin sırtına dönüp çantamdan telefonumu çıkardım. Bildirim olmamasına ayrı sinirlenirken fazla üzerinde durmadan ekranı açtım ve regl günlerimi tuttuğum takvimime girdim. Kalbim gümbür gümbür atarken en son üç gün önce regl olmam gerektiğini fark ettim. Üç gün gecikmiştim yani. "Ne oldu Ladin?" Başımı kaldırdım. "Yok... yok bir şey." hızla telefonumu kilitledim. "Aklıma bir şey geldi de..." Dudaklarımı ısırmaya başlarken alnımı kaşıdım. "Ya benim bir eve gitmem gerekiyor." Yaren şaşkınlıkla bana bakarken, "Harbi iyi değilsin sen. Durduk yere ne evi?" dediğinde yerimden çoktan kalkmış, masadaki notlarımı çantama sıkıştırıyordum. "Telefona bakınca hatırladım Yaren. Akşama görüşürüz olur mu?" "İyi bari. Bir haller var sende ama hadi hayırlısı..." dediğinde ben çoktan ona el sallayıp kafeden ayrılmıştım. Sokakta hızlı adımlarla yürüken trençkotuma sarıldım. Hava esiyordu. Başımı kaldırdığımda bir yağmur damlası yüzüme düştü. Her an da yağmur başlayabilirdi. Saçlarımı elimle toplayarak sırtıma atarken köşedeki eczanenin önünde durdum. Kalbim sanki daha ne kadar gümbür gümbür atabilirse öyle atmaya başladı. İçeriye girdiğimde çan çaldı. Gözlüklü esmer bir adam bana döndü. "Buyrun hoş geldiniz?" "Merhaba," dedim kalbimin gümbürtüsü sesime de yansırken. "Gebelik testi alacaktım..." Günümüz "Evi önceden hazırlatmadım ama düzenli olarak temizlettirir, baktırırım." dedi salondan mutfağa geçerken. "Dolapta muhakkak bir şeyler vardır, ben bakıp geliyorum. Sen geç salona." "Aç değilim aslında..." desem de dediğini istemsizce yapmıştım, yıllar önce ağlayarak çıktığım bu dağ evinden bu kez şaşırtıcı şekilde büyümüş halde dönmüştüm. Etrafı sanki daha önce hiç görmemiş gibi incelesem de her bir metrekaresine baktığımda bize dair anılar canlanıyordu zihnimde. Buruk bir gülümseme ile koyu yeşil koltuğa otururken şöminenin tam karşısında olduğunu fark ettim. Yeri dahi değişmemişti. Hiç bir eşyanın yeri değişmemişti, bir eşya bile değişmemişti. O mutfakta bir şeyler ile uğraşırken ben de yorulduğumu anlayıp koltuğa uzandım. Evet kesinlikle yorulmuştum. Elimi kırlentin altına yaslarken gözlerimi yumdum anlık. "Ladin?" Gözlerimi hızla açmamla irkilmem bir oldu. Erez başımda dikiliyor bana bakıyordu. "Yorgun musun?" "Ne? Hayır?" Sersemce yerimde doğruldum. Bir gözlerimi dinlendireyim demiştim, uyuya mı kalmıştım... "Sadece..." Devamında ne diyeceğimi bilemezken sehpada duran tepsiye ilşti gözlerim. "O ne?" "Yemek bir şeyler hazırladım bizim için." Bu kez bağdaş pozisyona gelirken, tepsiyi eline alıp yanıma oturdu. "Makarna?" dedim tek kaşımı kaldırıp yandan ona imayla bakarken. Hafif omuz silkti. "Elimden gelen şimdilik bu kadar." Uzandı çatalı aldı eline. "Rakı da var istersen?" "Makarnaya pek rakı gitmez sanki?" "Doğru," dedi lokmayı ağzına atıp çiğnerken. "Yine de rakı hiç bir içkinin yerine geçemez." "Şarap yok muydu?" "Dolapta şişe gördüm ama..." Yerinden kalkacak gibi olduğunda elimle durdurdum onu. "Dur, ben hallederim." Saçlarımı omuzlarımdan atarak mutfağa ilerlerken uzun zaman sonra ilk kez böyle huzurlu hissettiğimi fark ettim. Hiç bir dert tasa yokmuş gibi, sessiz sakinlik içinde ilerleyen bir hayatım varmış gibi hissedeyordum şu an. Keşke gerçekte de böyle olbailseydi. Sen istersen neden olmasın Ladin... Zordu. Çok zordu istediğim hayatın olması. Dolabı açmamla Erez'in bahsettiği şişe ile göz göze gelmem bir oldu. Elime aldığımda henüz açılmamış olduğunu gördüm. Kapağı kapatıp tezgaha ilerledim ve çekmeceden turbişonu alarak şarabı açtım. Bu kez kadeh için mutfak dolaplarına altına üstüne bakarken seslendim. "Kadeh yok mu?" "Rakı bardağı var sadece." İstemsizce gülümseme peyda oldu dudaklarımda. Şaşırmış mıydım hayır. Sıradan bir rakı bardağını alıp şarabı yarısından biraz fazlaya kadar doldurdum ve mutfaktan çıktım. Koltuğa doğru yürüdüğümde Erez'in sehpaya eğilip telefonunu bıraktığını gördüm. Telefona bir bakış atıp koltuğun diğer ucuna oturdum. Tek koltukta oturan iki yabancıydık şimdi. Sessizce yemeğimizi yiyor, içkilerimizi içiyorduk. Uzun süren sessizliğin derinleşeceğini sansam da Erez buna izin vermedi, "Ahu..." yudum aldı rakıdan. "Kaç yaşında?" Çatal ağzımda kalakalırken sessizce yutkunarak çatalı uzaklaştırdım dudaklarımdan. Başımı çevirirken bakışlarının bende değil de yemeğinde olduğunu görünce rahatlamıştım. "Neden sordun?" "Merak ettim." "Beş." Duraksadığını hissettim yine de gözlerini benle buluşturmadı. "Beş... Hangi ay, hangi gün... Ne zaman doğdu?" "Kimlik vereyim istersen Erez. Bu ne sorgu, merak?" "Merak Ladin, merak ediyorum olamaz mı?" Histerikçe gülerek hırsla çatalı makarnaya batırdım. "Birden beliren fazla merakın nedenini çözemedim ama..." Sessiz kaldım. "Ekim. Sekiz ekim." Başını salladığını gördüm, "Tamam... " Geri çekildi. Bana doğru döndü. Ben de eş zamanlı olarak kafamı çevirdiğimde bakışları şüpheyle bakıyordu. "Asıl soruyu soruyorum... Ahu benim kızım, değil mi?" Yutkundum. "Gediz-" Sinirle soluklandı. "Gediz'in olmadığını biliyorum Ladin. Gediz'in bu resimde nerede olduğunu da anlayamadım ya neyse." Önüne döndüğünde, "Aaa, olur mu?" dedim imalı ses tonumla. "Eski sevgili olduğumu söylemiştin ya sen bana. Neler demiştin. Ne çabuk unuttun..." bana bakış attı gözlerini kaçırarak. "Ne o? Hazırcevap Erez'in buna bir cevabı yok mu?" "Asıl hazırcevap kim sence?" "Hah. Ben değilim tabi ki de..." Emin misin diyen bakışları üzerimde gezinirken omuz silktim. "Değilim." "Tamam Ladin." Yemeklerimiz bitene kadar konuşmadık, sonrasında sadece rakı bardakları ve şişesiyle beraber oturmaya devam ettiğimizde sıkıldığımı hissediyorudm. Başımı koltuğun gerisine atarak ofladım. "Bu kadar mı?" Başımı kaldırdığımda migrenimin tuttuğunu yeni idrak edebilmiştim. "Hım?" Güldü. Gömleğini biraz açarak o da koltukta yayvan bir tavırla otururken aramızda hala hatrı sayılır bi mesafe vardı. "Konuşacaklarımız sadece bunlar olamaz değil mi?" "Ne konuşmak istiyorsun ki?" dedim sakin ses tonumla. "Ya da ne öğrenmek istiyorsun... Hani sorguya çekiliyorum ya ben burada." "Neden gittin Ladin?" Dik bakışları yüzümde gezinriken gözlerimi ondan ayıramıyordum. "Kahrolası bir gece ansızın nereye kayboldun Ladin?" yutkundum. "Gitmek zorundaydım..." "Neden?" Başımı çevirerek gözlerimi ondan kopardığımda hızla ne ara yanıma geldiğini anlamamıştım ama eli çeneme yerleşip beni hızla kendine çevirdiğinde artık aramızdaki o hatrı sayılır mesafe gitmişti. Yüzlerimiz birbirine çok yakındı. "Söylemeyecek misin bana?" "Erez..." "Evet, Ladin. Bekliyorum." O an bana kustuğu nefretini, harlanan öfkesini hatırladım. Kalbim yumuşamışken beynim buna izin vermemişti o anları, sözleri canlandırmıştı zihnimde. Kaşlarım aniden çatılırken hızla yerimden kalkarak ondan uzaklaştım. "Ben... Vazgeçtim konuşmak istemiyorum." Buna müsaade etmeyerek yüksek sesle devam etti. "Hamileydin... Bana söylemedin ve bebeğimizle beraber kaçtın gittin!" Gözlerim irileşirken, "Sakın Ladin. Sakın tek bir kelime edeyim deme. Artık ağzından inkar cümleleri değil beni tatmin eden cümleleri duymak istiyorum." Yutkundum. "DNA testi yaptır istersen Erez. Madem bu kadar merak ediyorsun." "Bana sen söyle istiyorum Ladin. Teste rapora gerek kalmasın, ben sana gözüm kapalı güveneyim istiyorum." Sinirle güldüm, bakışlarımı kaçırırken. "Sen bana gözün kapalı güvenemezsin ki Erez. Bir daha güvenemem gözlerine bakamam diyen sen değil miydin? Şimdi ne değişti?!" Susakaldı. Dirseğimi dizlerime koyup yaklaştım. "Beni manipüle etmeye çalıştığının farkındayım." İç çekerek burun kemerini sıktı. Ardından elini sakalında gezdirerek serbest bıraktı. "Tamam." Başını bana çevirdi. "Her şeyi gözardı edip Gediz ile evlen ve yine git buralardan." Duraksadığımı görünce bakışları kısıldı. "Niye, yapamaz mısın yoksa?" "Benimle oynama." Yüz ifadesi değişti. "Sen bu saatten sonra ne Gediz ile evlenebilirsin ne de kızımızı benden uzağa götürebilirsin." Yüzüme yaklaştı. "Sabrettim sabrettim ama şu dakikadan sonra o şerefsizin kızıma kızım, Ahu'mun ona baba demesine göz yummam!" "Daha düne kadar kızın olduğunu bilmiyordun ya, ne bu sahiplenmeler?!" Kaşlarım çatıldı. "Bu kadar da eminsin yani kızın olduğuna?" "Sen beni gerçekten tanıyamamışsın Ladin ya da beni ikna etmeye çalışıyorsun. Sence ben yaş tahtaya basar mıyım?" Cebinden çıkardığı katlı kağıdı çıkarıp bana uzatırken bir kağıda bir ona baktım. "Ne bu?" "Aç da kendin öğren." Katları açarken avuçlarımın terlediğini, kalbimin hızlandığını hissettim. Yoksa DNA testi miydi? Benimki soruydu tabi bu olacaktı. Sözlerime güvenmeyen bir adamın kanıtsız sualsiz Ahu'yu sahiplenecek hali yoktu. Ama yanılmıştım. Yine. DNA testi değildi. Ahu'nun doğum belgesiydi. "8 Ekim 2017." Dolu gözlerimle Erez'e döndüm. "Saat 3:44. Washington'da dünyaya geldi. O gece deli gibi yağmur yağıyordu. Dolun yanındaydı sadece. Yalnızdın, acı çekiyordun doktorlar senin onca acıya dayanamayacağını, öleceğini söyleseler de sen vazgeçmedin. Ahu'mu dünyaya getirdin." Boğazım düğüm düğüm olurken kağıdı hızlıca katlayıp sehpanın üzerine attım. "Yeter bu kadar oyun!" "Oyun falan değil Ladin!" Ayağa kalktım. "Ne öğrenmek istiyorsan açık açık sor ya da söyle! Duygularımla oynama benim!" Peşimden o da kalkarken, "Derdim bu değil. Kaç defa söyleyeceğim sana!" "Derdin ne o zaman Erez!" Onu itekledim. "Ne! Söylesene! Derdin ne! Acı çektirmek değil! Duygularımla oynamak değil! Ne o zaman ne!" Hızla soluklanırken devam ettim. "Madem umrundaydı her şey! Neden gelmedin? Neden görmeye gelmedin bizi?!" Hızlıca beni kavrayıp sarılırken başım onun omzuna yaslıydı. Debelensem de çırpınsam da bir süreden sonra pes ederek ona sarıldım ve ağlamaya başladım. "Özür dilerim... O gün yanında olamadığım için. Acını azaltamadığım için." Hıçkırarak konuştum. "Giden sendin diyorsun bana ama beni bırakan da sendin!" Koluna vurdum. "Sendin!" "Şışşşt!" Elini saçıma koyup sıkıca bastırdı beni kendine. "Tamam... Tamam..." İlk kez uzun zamandan sonra sesinde şefkati hissetmiştim. Ve saçlarımın okşandığını da. "Geçecek hepsi..." Bir süre sarılı kalsak da ayakta duracak dermanım kalmamıştı. Nemli gözlerimle geri çekilip ona bakarken sarhoş gibiydim. "Şimdi sen söyle... Beni gerçekten aldattın mı?" Acı dolu baktım. "Üvey kardeşimle yattın mı?" Eli saçlarımdan ayrıldığında cevabın doğru olduğunu düşündüm. "Doğru..." Burukla gülümsedim. "Bana aldattın diyen adama da bakın siz... Demek doğru." Gözlerime sertçe bakış atarken geri çekildi. Mutfağa doğru gittiğinde ne yapmaya çalıştığını anlayamadım. Bağırdı. "Susmasana Erez! Bir şey de bana!" "Evet yattım." dediğinde gözlerim hızla doldu. "Senden nefret ediyorum!" Hışımla onun yanına gittiğimde yakalarına yapıştım. "Gözlerime bak gözlerime!" Yavaşça gözleri bana çevrildiğinde, "Senden nefret ediyorum!" Bir süre gözlerime baktıktan sonra, onu itekledim. "Ladin!" Evden bir hışım çıktığımda yürümeye başladım. "Gelme peşimden!" "Bekle!" "Gelme dedim!" Kollarımı bağlayarak adımlarımı hızlandırırken birden onun bana yaklaştığını hissettim ve koşmaya başladığımda çoktan bana yetişmiş beni kucaklamıştı bile. "Bırak!" Onu itekleyerek kucağından insem bile belimi sıkıca kavramıştı. "Gidemezsin... Bu sefer gidemezsin!" Yüzümü kaldırdığında, "Ladin... Şimal ile yatmadım. Karnındaki bebek benden değil." Yutkundum. "Ne?" İç çekti. "Asıf Karaca... Kim olduğunu biliyorsun artık. O benim ezeli düşmanım ve İzel onun kızı." "Anlamıyorum... Sen neden Şimal ile evleneceğim diyorsun o zaman?!" "Evlenmek zorundayım." Ondan uzaklaştım. Parmaklarımı saçlarımdan geçirirken öfkeyle konuştum. "Ne demek zorundayım? Ne demek ya?" Bir adım attım. "Bana doğruyu söyle Erez." Gözlerime tutuklu kaldığında, "Doğrular bunlar Ladin. Evlenmek zorundayım." Bakışlarım kısıldı. "Bunları neden ben ilk geldiğimde söylemedin de şimdi söylüyorsun?" "Ne değiştiğini mi merak ediyorsun?" Başımı salladım. "Evet." "Ahu... Sen bana Ahu'yu göstererek umut verdin Ladin." Histerikçe güldüm. "Bu yani öyle mi?" Hırsla ona bakış attım. "Seni aldattığımı ima ediyordun? Gediz ile yattığımı. Onunla beraber olduğumu. Seni kandırdığımı. Seni gerçekten sevmemişim ya ben. Sevmiş gibi yapmışım ya hani. Sen güvenmiyordun ya bana bu yüzden." diyerek her seferinde omzuna gövdesine vurduğumda baktı ki ben duracak gibi sakinleşecek gibi değilim, beni kolumdan çekerek dudaklarıma yapıştı. Donakalmış vaziyette elim ayağım buz tutarken Erez beni öpmeye devam ediyordu. Yavaş dokunuşla başlayan öpücüğü giderek hızlanırken dilini kullanarak beni emerek öperken inleyerek karşılık verdim. İstemsizce yaptığım bu hareketim onun hızlanmasına neden olurken beni boynumdan tutarak daha sert öpmeye devam ettiğinde ne kadar sürmüştü bilmiyordum. Geri çekildiğimizde nefes nefese birbirimize baktık. Bu kez nazikçe kısa bir öpücük koyduğunda, "Özlemişim..." dedi. 6 Sene Önce Bolu Beyaz farlar yüzünü alıyordu adamın. Yine de arabayı kapatmayarak direkt indi. Botları çamurlu yola saplanarak yürümeye başladığında etraf zifiri karanlıktı ve sessizdi. Sadece araba motorunun sesi işitiliyordu. Birkaç metre daha yürüdüğünde dev bir cüsse ile karşılaştı Erez. "Asıf Karaca!" O olduğunu biliyordu. Siyah palto ve fötr şapka. Adam yan döndüğünde gülümseyerek ellerini cebinden çıkarmadan bedeninin tamamını Erez'e döndürdü. "Erez Esen!" Artık ikisi de karşı karşıyaydılar. Erez ile neredeyse boyları eşit olduğu için birbirlerinin gözlerine direkt bakabiliyorlardı. "Beni gecenin bir vakti buraya çağırmanın önemli bir nedeni vardır umarım." "Biliyor musun Erez, sen çocukken de böyleydin," Asıf'ın gene başlayacağını anladığında Erez sabır çekti. "Her şey bir an önce olsun bitsin isterdin." "Bana bak orospu çocuğu, hiç bir şeyi dinlemem seni şu çamura yatırır sike sike öldürürüm!" Hışımla bir adım attı Erez. "Telefonda zırvaladıklarını açıkla!" Kahkaha attı Asıf. Erez'in etrafında tur atarak konuşmaya devam etti. "Sen de var ya... Konu Ladin olsa buralara gelmeye cüret ile edemezdin..." Erez, Asıf'ın aşağlayıcı lafına aldırış etmeden direkt adamın boğazına yapışarak sıktı. "Konu Ladin olsun, dünyanın öbür ucuna da giderim, seni şurada öldürmeye de cüret ederim!" "Aa hadi ama sen beni öldürürsen hapise girersin. Koskoca Asıf Karaca... Kimin öldürdüğünü bulamayacaklar mı sanıyorsun? Ladin de sana artık temiz iç çamaşırı getirir." Erez yumruk çaktığında Asıf gülerek yeri boyladı. Acı içinde kahkaha atmaya devam etti. Erez öfkeyle soluklandı. "Sen ruh hastasısın biliyorsun değil mi?!" "İltifat için teşekkürler." dedi Asıf yarı sersemlemiş halde burnunu silerken. "Konuş şerefsiz!" "Annenin kimin öldürdüğünü öğrenmek istiyor musun?" Erez şaşkınlıkla duraksadı. "Benimki de soru. Tabi ki de istiyorsun." "Kim?!" "Onu söylemeden önce benim," parmağıyla kısa işareti yaptı. "... küçük bir isteğimi yerine getireceksin." "Ne istiyorsun puşt herif?!" "Şimal'le evlenmeni." Erez'in gözleri irileştiğinde, "Ne diyorsun lan sen?! Seni gebertirim lan puşt!" diyerek yumruklarını sıkmıştı ki. "Şışşşşt!" Cebinden zorlukla telefonu çıkarıp birkaç tuşa bastığında, "Yoksa Ladin'in kafasına mermi yemesi an meselesi." Ekrandan Ladin ile onun arkadaşı Yaren'i gördüğünde duraksadı. Bir kafede, oturuyor konuşuyorlardı. Dışarısı soğuk ve karanlık olduğundan şömineye yakın bir masada oturmuşlardı. Sadece gördükleri de bu değildi. Kamerayı her kim tutuyorsa sadece kamera yoktu elinde, silahın da ucunu gördüğünde Erez hınçla Asıf'a döndü. "Sen..." Dişlerini sıktı. "Seçim senin Erez'cim." Bakışları kısıldı Erez'in. "Annemin kimin öldürdüğünü nereden biliyorsun sen?! Sana güvenir miyim sanıyorsun?" "O zaman git de araştır. Cahit Suhan. Bu işin arkasında o var mıymış yok muymuş öğren bakalım." Erez şaşkınlıkla duraksarken sertçe adamın yakalarını iterek bıraktı. "Yalnız... En ufak bir yanlışında Ladin'e mezar kazarsın haberin olsun." Erez uzaklara baktığında aklından tek bir cümle geçiyordu. "Cahit Suhan."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD