Emre Aydın & Alıştım Susmaya
Tuğkan & Yazık
"K-kızınız mı..."
Herkes şaşkınlıkla bize bakarken benim gözlerim tek bir kişideydi.
Erez.
N'olur bir kere dinle beni. Dinle Erez.
Kaşları çatıldı önce. Adım atacak gibi oldu ama atmadı o adımı. Erez hiçbir zaman bana o adımla gelmedi. Bakışları anlamlandırmaya çalışıyordu. Boğazıma dizildi o bakışlar. Onu aldattığıma dair şüphesi varsa bile hep, şu an o şüphe kesin bir yargıya dönüşmüştü. Onu sevmediğimi düşünüyor olabilirdi.
Hadi ama Ladin... Gerçekten mi?
Gözlerimi yumduğumda bir gözyaşı yanağımdan kayıp aktı, Gediz elimden tutarak beni gerçek dünyaya döndürürken yan profiline baktım. "Yakında evleneceğiz." Diye ortaya yeni bir bomba attığında gözlerim irileşti.
"Ne demek oluyor bu Ladin?!" babam esip gürleyerek yerinden kalkarken yanımıza varması çok sürmemişti. "Evlilik nereden çıktı?! Bu çocuk nereden de çıktı?!"
"Baba..."
"Suat Bey-"
"Sen sus!" babamın Gediz'e bir hışım işaret parmağını sallaması ile Gediz duraksadı. "Gelmiş bir de konuşuyorsun pişkin pişkin!" Babamın tüm yönü Gediz'deydi şimdi. "Utanmadan yüzümüze söylüyorsun!"
"Anne..." Ahu karnıma bacaklarıma sarıldığında içimde bir şeyler koptu sanki. "Bu adam benim babam mı?" Başımı kızımdan kaldırıp Gediz'e baktığımda, Gediz de bakışlarını Ahu'dan koparıp bana dönmüştü. Yutkunduğunu ademelmasının titremesinden anlamıştım. Ona ne yaptın dercesine bakarken babama döndü. "Kızınıza ve torununuza sahip çıkacağımı söylüyorum,"
Bu babamı daha da öfkelendirmekten öteye gidemedi. "Ulan ben senin!" Elini kaldırıp Gediz'e saldırmaya çalıştığında babamı durdurmaya çalıştılar ama nafileydi. Cahit Suhan masanın başından, "Yeter bu kadar tiyatro!" diye bağırarak kalkarken herkes ona baktı. "Zeynel! Kızı ve valizleri al konağa taşı."
"Emredersiniz beyim!"
Zeynel abi valizleri alırken Dolun yanıma yaklaştı, ona bakış atarak kızıma doğru çömeldim. "Ahu, annecim..." Ellerinden tutarak öptüm. "Sen şimdi teyzenle eve girin, üstünüzü değiştirin, yemek yiyin, dinlenin tamam mı? Biz büyükler konuşup geleceğiz." Ahu gülümseyip uysalca başını sallarken Şimal kollarını bağlamış vaziyette, "Gören de otele geldiler sanır." Dediğinde ona döndüm. Sert sert bakarken bana aldırış etmeden omuz silkti. Dişlerimi sıktı.
Dolun, "Hadi teyzecim biz gidelim annen de gelecek." Dedi Ahu'nun elinden tutarak bize sırtlarını dönerken. Onlar gittiğinde babam da bir sandalyeye çökmüş, eli başında sakinleşmeye çalışıyordu. Arzu da hemen baş ucunda elini omzuna koymuş babamı sözde sakinleştiriyordu ama tam tersiydi, yangına körükle gidiyordu. "Hayatım sakin ol... Kalbine zarar vereceksin."
Hah.
Hızla Arzu'nun karşısına dikildim. "Sen yaptın değil mi?" dedim içimdeki sezgilere yüzde yüz güvenirken. "O manşetler... Fotoğrafları gazeteye veren sendin değil mi?!"
"Ne saçmalıyorsun sen Ladin? İşim gücüm yok, sizin öpüşmenizi seyredip bir de üstüne fotoğrafınızı mı çekeceğim?!"
"Hatta onu da magazini arayarak haber yapılmasını sağlayacaksın... Sende ne şeytanlıklar vardır Arzu, bilmez miyim ben seni?"
"Aaa sen de beni iyice kötü biledin! Anladık, annenle babanın ayrılmasını beni sorumlu tuttun yıllarca, ama bu kadarı fazla! Ben senin kötülüğünü istemem." Sinirle güldüm. "Hala yalan konuşuyorsun ya hala yalan konuşuyorsun!" Üzerine atlayacak gibi olduğumda Gediz bana mâni olmaya çalıştı ama onu umursamadım. "Sen ne yılan kadınmışsın be Arzu!"
"Orada dur bakalım!"
Yanılmışım...
Gediz değilmiş.
Başımı sağ tarafa çevirdiğimde Erez ne ara yanımda yanımızda bitmişti anlamamıştım. "Bir büyüğüne el kaldıracak kadar mı alçaldın sen?" Havada duran kolumu bileğimden tutup bir hışım yere atar gibi indirirken dudaklarım alayla kıvrıldı. "Ne o? Erez Esen şimdi de müstakbel kayınvalidesini mi koruyor?"
"Korurum." Dedi sertçe üstüne basarken. Bakışları dikti. "Sen de dedin... Müstakbel kayınvalidem." Yüzüm tiksinçle büründü. "Senden nefret ediyorum." Birkaç saniye birbirimize bakışırken, "Duydun mu? Senden. Nefret. Ediyorum."
Dik bakışları anlık sekteye uğrarken, "İstersen beni öldür Ladin. Nefret etmen de duyguların da... Umurumda değil." Duydun mu Ladin, umurunda değilmişsin.
Gözlerim dolacak gibi olduğunda, ani bir hızla belki de kararla arkama dönüp babamın karşısında durdum. Gediz'in elini sıkıca kavrayarak, "Baba kabul et ya da etme... Ahu'nun babası Gediz. Ve biz evleneceğiz." Yutkundum. Anneciğim affet daha fazla kalamayacağım burada. "Gerekirse gideriz buradan da." Gediz'e döndüm. "Amerika'ya döneriz."
Gediz gözlerini yumup açarken babam birden yerinden kalktı. "Gediz kızını yeni mi öğrendi Ladin?" diye dan diye farklı bir soru attığında şaşkınlıkla babama baktım. "Gediz yıllarca buradaydı. Nasıl oluyor da sen gelir gelmez ilişkiniz oluyor?!"
"Suat Bey, biz hep bir iletişim halindeydik zaten. Sadece aramızda görünmez bir duvar vardı. Ladin çekindi, cesaret edemedi, ben de üstüne gitmedim, kurcalamadım. Her şey Ladin buraya dönünce başladı."
"Ben buraya dönmedim Gediz..." diyerek düzelttim onu. "Ben buraya geldim." Babama döndüm. "Ben buraya ziyarete geldim. Burada kalıcı değildim bunu sen de biliyorsun baba. Her ne kadar kabullenmesen de benim buraya ait olmadığımı biliyorsun."
"Ladin-"
"Hiçbir zaman olmayacağım, yabancı kalacağım, sırıtacağım dışardan hep." Bir adım attım. "Herkes de şahit olsun... Ben bir Suhan olmadığımı biliyorum baba." Babamın yüzü mosmor kesilirken üzerine fazla mı gittim diye düşünemeden edemedim. Geri çekildim. "Annem için geldim buraya ve yine annem için gideceğim."
Herkese tek tek bakıp en son Erez'e döndüm, ona da baktıktan sonra arkamı dönüp konağa doğru ilerledim. Çok geçmeden Gediz'in de peşimden geldiğini anladım. "Ladin!" diye seslense de ona dönmedim asla. Merdivenlerin başına geldiğimde beni yakaladı. "Ladin dinle beni!"
"Neyini dinleyeyim ben senin?!"dedim aniden tepki verirken. Kolumu ondan kurtarıp öfkeyle baktım. "Biz böyle konuşmamıştık Gediz!"
"Biliyorum ama o an tamamen seni kurtarmak içindi!"
"Hah," dedim sinirle gülerken. Ellerimi saçlarımdan geçirdim. "Ya pardon da neyden kurtarmak için? Neyden kurtarmak için Gediz! Benim kurtarılmaya ihtiyacım mı var?!"
"Babandan... Dedenden... Arzu Hanım'dan... En çok da... O adamdan."
Yutkundum. "Kurtarmasaydın ne olacaktı, ölecek miydim ki ben Gediz? Ben böyle de öldüm ki. Hiçbir şey değişmedi benim tarafımdan. Bak cesedimi görüyorsun işte."
"Deme öyle Ladin."
"Öyle ama! Sen sadece yük aldın kendine. Bu sorumluluğu ne kadar taşıyacaksın bilemiyorum ama-"
"Elbette ki sen de izin verirsen sonuna kadar taşıyacağım!" Bakışları gözlerimde geziniyordu. "Kolay kolay vazgeçmeyeceğim, sıkılacağımı falan düşünüyorsan eğer-"
"Gediz... Hayatın bana harcanacak kadar değersiz mi? Hiç mi hayalin ya da ne bileyim hedefin yok? Amacın yok mu Gediz?! Ben kimim ki benim uğruma harcayabiliyorsun?!"
"Sensin işte Ladin. Sevdiğim insan. Sevdiğim kadın... Bu net bir cevap değil mi?"
"Kafa karıştırıcısın." Dedim tok sesle, kollarımı bağladım. "Biz diye hiçbir zaman olmayacak Gediz, bunu daha önce demediğim için özür dilerim."
"Dilemene gerek yok çünkü bir beklenti içinde olmamam gerektiğini söylemiştin zaten." Yutkundum başımı sallarken. "Neyse Ladin, sonuçları ne olursa olsun ben yanında olacağım. Hep."
"Gediz abi!"
Koştura koştura gelen, Nevra ablaya baktık ikimiz de. "Leyla ana!"
Kollarımı çözdüm gözlerim endişeye bürünürken. "Ne oldu leyla anaya?!"
"Bayıldı! Tansiyonu düşmüş olmalı?!"
"Ne?"
"NE!"
Bu kez Gediz ve ben önde üçümüz koşturarak mutfağa giderken, masanın başındaki sandalyeye oturtulmuştu Leyla Ana. Kızlardan biri tansiyonuna bakarken, diğeri de eliyle yelpaze yapıyorlardı. Şalını açmışlardı. "Anne!"
"Leyla ana!"
Gediz, Leyla Ana'nın baş ucuna vardığında Leyla ana geldiğini hissetmiş gibi kapalı gözlerini araladı ve bir hışım yerinde dikleşti. "Anne iyi misin-"
Gediz'in cümlesi yarım kalmıştı çünkü, Leyla ana yanağına tokadı indirmişti. Mutfakta derin bir sessizlik oldu.
"Yazıklar olsun sana..."
"Anne."
Leyla ana bana döndü. "Ladin?.."
Ona boynumu bükerek baktım. "Doğru değil... Değil mi kızım?"
Bakışlarım Gediz'e kaydı. Bana dümdüz baksa da bakışları çok şey anlatıyordu. İç çektim. "Maalesef... Doğru."
Yerinde sendelediğinde kızlar çığlık atarak tuttular onu kolundan. Yeniden sandalyeye oturttuklarında ne bana ne de oğluna bakıyordu şimdi. Yüzünü kara çıkarmıştık, öyle görünüyorduk ve benim içim gidiyordu. Leyla Ana'dan yıllarca hiçbir şey saklamayan ben, ona ilk kez yalan söylemiştim. "Leyla ana..." dedim doğruları söylemek için adım atarken.
Sadece elini kaldırdı kafasını bile çevirmeden. "Git..."
"Leyla ana..." dedim sesim titrerken. "Bak ben..."
"Hadi Ladin," dedi Gediz koluma dokunurken. Kolumu ondan kurtardım. Arkamı dönüp mutfaktan çıkarken durdum. Gediz de peşimden geldi. Ona döndürdüm bedenimi. "Leyla anaya gerçekleri söyleyeceğim ben Gediz. Ondan hiçbir şey saklamadım bugüne kadar, bundan sonra da saklamayacağım."
Bu kez konuşmayı bitirip yukarı çıktığımda odama girdim. Dolun kıyafetleri yerleştirirken Ahu da yatağın üzerinde bebeği ile oynuyordu. Elim kapı kolunda kalırken sesim şefkatle seslendi kızıma. "Ahu..."
Ahu başını kaldırdı gülümseyerek bebeğini bırakarak yataktan zıpladı, koşarak yanıma geldi. "Ane..."
Çömelerek kızımı kollarımın arasına aldım. "Annem!" Bedenine sıkıca sarıldım, saçlarını kokladım. Çok özlemiştim. Nasıl uzak kalabilmiştim bu kokudan evladımdan anlayamıyordum. "Abla? Konuşmamız lazım."
Ahu'yu kucaklayarak Dolun'un karşısına geçtim. "Evet, Seni dinliyorum."
"Bak tamam, buraya gelmekle hata etmiş olabilirim ama inan başka çarem kalmadı."
Kaşlarım çatıldı. "Ne oluyor Dolun?"
"O... Amerika'ya geldi."
"NE?!" hızla Ahu'yu indirdim kucağımdan. "Ne demek Amerika'ya geldi delirtme beni!"
"Geldi işte abla. Ben de anlamadım nereden buldu da biz olduğumuzu anladı da..."
"Ahu? Ahu'yu gördü mü?"
"Sanırım hayır. Görse gelmemiz mümkün olmazdı diye düşünüyorum."
Endişeyle ellerimi saçlarımdan geçirdim. "Nasıl olabilir bu nasıl?! Allah'ım sen aklıma mukayyet ol."
"Zaten Türkiye'ye gelecektik ben sadece hızlandırmış oldum."
Bir süre sessiz kaldığımızda pencerenin önüne doğru yürüdüm. "Burası da tekin değil artık. Babam bu işin peşini bırakmayacaktır. Hora'ya gitmemiz lazım."
"Avustralya'ya gideriz olmaz mı abla? Babamın yanına." Duraksadım. "Dünyadan uzak, kimse bulamaz bizi orada."
"Kanun kaçağı gibi sürekli yer değiştirmekten yoruldum."
"Abla," dedi Dolun yanıma gelip koluma dokunurken. Manzarayı izlemeye başladım. "Tekirdağ'da kalamayız. İstanbul'a da dönemeyiz. En iyisi buradan gitmek."
"Harun amcanın haberi var mı?"
"Haber veririm ben ona. Emin ol bizi gördüğüne sevinir." Gözlerimi yumdum. "Sevinir biliyorum Dolun ama mesele bu değil. Nasıl dikkatsiz olabilirsin bu kadar?"
"Elimden bu kadarı geliyor, ne yapabilirim daha?!" Oflayarak arkama döndüğümde anlık duraksadım, odanın içinde gezindi bakışlarım. "Dolun.... Dolun, ahu nerede?!"
"Burada... Yanımızda değil miydi?"
"Yok..." Aralık kapı odadan çıktığını gösteriyordu. Bir hışım odadan çıkarken katı dolaştım. "Abla sakin ol konağın içinde bir yerlerdedir."
Ona aldırış etmeden tüm odaları gezdim kattaki. "Bu katta yok."
"Abla."
"Ne abla? Konağın içindedir diyorsun ama koca konak." Gözlerimi yumdum saçlarımı geriye atarken. "Allah'ım..."
"Çok gerginsin sakin ol. Buluruz şimdi. Çıkar bir yerden." O an işte patladım kardeşime. "Kedi mi bu Dolun?!"
Hızla sarmal merdivenlerden inmeye başladığımda, bakışlarım anlık küçük köşegen camdan dışarıya kaydı, herhangi bir basamakta duraksadım. Ahu. Dışarıdaydı. Süs havuzun hemen yanında elinde bebeği ile duruyordu. Ama yalnız değildi. Yanında Erez vardı.
Erez.
Kaşlarım çatıldı.
Siyah takım elbisesi ile çömelmiş, kızımla konuşuyordu!
O an merdivenleri hızla inip dışarıya fırlamam saniyelerimi almadı. "Ahu!" İkisinin de bakışları bana dönerken ahu gülümsedi, canım kızım benim güler yüzlü kızım. Hızla ona sarılıp kucağıma alırken birkaç adım geriye kaçtım. Erez ise yüzündeki merhamet dolu ifadeyi silerek doğruldu. "Aklım çıktı... İnsan haber verir!"
Ne saçmalıyordum ben?
"Neyin haberini?" dedi Erez kısık bakışlarıyla ellerini pantolonun ceplerine sokarken. "Ahu'nun dışarıda olduğunu." Bakışlarımı kaçırdım. "Odada göremeyince panikledim."
Erez benim aksime sakin ses tonuyla konuşmaya devam etti. "Tek başına dışarı çıkacak hali yoktu ya Ladin. Hem merak etme adamlar arazinin dışına çıkmasına izin vermezlerdi." Doğru, koruma devriye gezen güvenlik çoktu. "Hıhım." Dedim sadece. Ahu yere inmek istediğinde, "Bir daha haber vermeden bir yere kaybolmak yok tamam mı?"
"Özür dilerim anneciğim."
Gülümsedim. "Tamam affettim."
O da gülümsedi.
Ahu koşarak eve giderken Erez ile yalnız kalmıştık. Ben de ona sırtımı dönüp gidecektim ki, "demek adı ahu..."
Dudaklarımda acının tebessümü yeşerirken bunu bozup boş bakışlarımla ona döndüm. "Evet ne olmuş?"
"Bir şey olmamış." Dedi alayla. "Çok düşündün mü bu ismi?"
Yutkundum. Bir süre sessizlikten sonra, "Ya sen..." dedim onun gibi yaparak. "İzel'i çok düşündün mü?" Sinirle düşünerek başını salladı. Ona doğru yürüdüm. Tam karşısında durduğumda aramızda sadece bir iki adım vardı. "Söylesene! Ne gülüyorsun?!"
"Komiksin."
"Ya, ben gülmüyorum ama." Dedim kollarımı bağlarken. "Demek ki komik değil."
"Komik olan baştan aşağı sensin. Ahu ile İzel'i mi kıyasladın sen şimdi?"
"Doğru, kızlarımız kıyas konusu bile olamaz."
"Kızlarımız..." bana baktı uzunca. "Sadece bize ait kızlarımız olabilirdi bu... Ama bu kızlarımız başka anne ve babalardan..." Boğazımdaki acı nüksederken, sırtını dönüp arabaya doğru yürüyordu ki bağırdım. "Şimal'le gerçekten yattın mı?!" Adımları durdu. Başı yana düştü. Ellerini yumruk yaptığını görmüştüm. "Eve gir Ladin."
Başka bir cevap vermeden arabaya yürümeye devam ettiğinde yineledim sorumu başka şekliyle. "Beni gerçekten Şimal'de mi unuttun?!" Bu kez duracak gibi oldu ama durmadan devam etti, arabayı açarak şoför kapısını açtı. Hızla peşinden giderek ben diğer tarafa bindiğimde bana baktı ters bakışlarıyla. "Ne yapıyorsun?!"
"Konuşacağız. Bu kez konuşacağız. Cevaplanmayan sorulardan çok sıkıldım artık. Kafamın içinde dolanıp durmasından çok sıkıldım!"
Başını çevirdi. "İn aşağı!"
"İnmiyorum!"
"Sana in dedim Ladin!"
"Ben de inmiyorum dedim! Sağır değilsen yola devam edelim." Gözleri gözlerimi buldu. "Hadi!" dedim emniyet kemerimi de bağlarken. İç çekerek arabayı çalıştırdığında Zeynel abi bizim için kapıyı açtı ama şaşkınlıkla benden tarafa baktığını biliyordum yine de bakışlarını umursamadım ve yola koyulduk. Uzun sürmeyen birkaç dakikanın ardından ıssız sahil yolundan Malkara'ya doğru gittiğimizi anladım. Yol hayli uzun olacaktı. Neyse önemi yoktu.
Ama Erez hiç konuşmuyordu.
"Neden konuşmuyorsun?" Hiçbir tepki vermedi. Tek odağı yoldaki şerit çizgileri olmalıydı. "Arabaya konuşmak için bindim!"
"Binmeseydin..."
"Erez sana bir soru sordum."
"Sorunun cevabı bende yok Ladin." Çatık kaşlarla yan profilini izledim. "Kaçıyorsun..." bu dediğimde bile bakışlarını kaçırmıştı, ön camdan diğer cama bakıp tekrar ön cama döndü. İstemsizce yapardı bu hareketi bilirdim. "Neyden kaçıyorsun Erez?!"
"Bir şeyden kaçtığım falan yok."
Birden yükseldim. "Aptal aptal davranma! Böyle konuşma! O kadar belli ki bir şeylerin yolunda gitmediği! O kadar belli ki bir şeylerin saklanıldığı!"
"Ladin bak senin saçmalıklarınla uğraşacak vaktim yok-"
"Şimal'in bebeği senden değil. Ve kimden olduğunu gayet iyi biliyorum." Ani fren ile duraksadı, bu kez gerçekten hayret verici şaşkın bakışlarıyla bana dönmüştü. "Ne dedin sen?"
"Şimal'le yatmadığını biliyorum." Cebimde duran telefonumu çıkardığımda ona videoyu izlettirdim. "Hepsi bu video ile başladı." Bakışları bir saniye videoya bakıp ardından bana dönerken, videodan çıktım, ona diğer belgeleri gösterdim. "Hepsini biliyorum Erez." Sesim bu kez sakindi.
Ama benim anlamadığım Erez bunu normal karşılaşmıştı.
Yüzünde şaşkınlık yoktu.
"Bir şey demeyecek misin?"
"Ben zaten biliyorum bunları Ladin, hepsinden haberdarım." Merak dolu bakışlarım hüsrana dönüşürken elimde telefon ile kalakaldım. "Yani Şimal ile evlenmek istemen bilinçli." Başını çevirdi. "Evet..."
"Evet mi?.. NE yani onunla gerçekten evlenecek misin?"
Cevap vermedi. Omzuna vurmaya başladım. "Bana cevap ver artık susma konuş artık buna bir son ver artık!"
Birden kollarımı ikinci kez bileklerimden tutup durdururken yüzlerimiz arasındaki mesafe yok denecek kadar azdı. "Peki sen... Sen evleneceğin adamı aldattığın eski sevgiline mi değişiyorsun?!" Gözlerim dolu dolu olurken beni bileklerimden ittirdi. "Ben... ben seni aldatmadım Erez." Yüzü alaylı ifadeye büründü. "Eminim öyledir Ladin." Arabadan bir hışım indiğinde ben de peşinden indim. Kapıyı sertçe vururken kaputun etrafında dönerek karşısında dikildim. "Bana bak..."
"Bana bak bana!" Yüzünü sıvazlayıp döndü birden. "Ne... NE! NE ladin ne! Sen benden ne istiyorsun?!"
"Aptalsın sen." Dediğimde gözlerime saplanıp kaldı. İşaret parmağımı beyaz gömleğinin üstünden kalbine bastırdım. "Benim seni deli gibi severken aldatacağımı düşünecek kadar aptalsın."
"Öyle mi... Sen beni aldatmadın? Öyle mi..."
"Öyle..." dedim gözlerimden yaşlar dökülürken. "O yüzden mi tanışma yıl dönümüzde seni Asıf Karaca ile öpüşürken gördüm?!"
"Ne..." dediğimde yüzüne bakıp kaldım. "Sen... Asıf'ı nereden tanıyorsun?"
"Ha doğru yani?!" diye bağırdığında yutkundum, endişeyle ellerim ona ulaşmak istediğinde benden uzaklaştı. "Eve dön ladin."
"Bu ıssız yolda nasıl dönmemi beklersin?!" Arabaya bindiğinde ona yetişemeden gazı kökleyip asfalta çıktı. "Erez... EREZ!"
Arkasından koştuğumda çok geçmeden durdu ve camı indirdi. Aynadan bana baktığını biliyordum. "Bin." Diye bağırdığında gülümsedim. Bu kez sakince yürüyerek arabaya vardığımda yavaşça bindim ve daha kapıyı kapatmama olanak tanımadan yola çıktı. "Yavaş ol!"
"Sen de kaplumbağa gibi davranma o zaman!"
"Seni sinir etmişim harika." Diye güldüğümde bana baktı ters ters. "Ne?" omuz silktiğimde cevap vermedi. Yola devam etti. Ben de cama dönerek yolu izledim. Kıvrık dudaklarımla.
Bir dağ evine geldiğimizde buranın sıradan bir dağ evi olmadığını anladım.
Burası bizimdi.
Arabadan inip kapının girişine doğru yürüdüğümde Erez de arkamdan gelmişti. Yanımda durdu. "Madem konuşmak istiyorsun... Nefret ettiğin bir adam ile."
Ona döndüm. Bakışlarındaki kırgınlık hakimdi bu kez. Ne o sert dik bakan bakışlar vardı ne de tiksinç bakan bakışlar... "Seninle bir yolculuğa başlayalım Ladin. 6 sene öncesine gidelim."