Kerem, telefonu kulağından indirdiğinde avuç içi terlemişti. Ekranda yazan adresi tekrar okudu: _Arslan Holding, 42. Kat._ Levent’teki o cam kule. Televizyonda gördüğü, yanından geçerken camlarına tüküresinin geldiği o plaza.
“Dalga mı geçiyor bu kadın?” diye mırıldandı kendi kendine. Annesi öksürüyordu yan odada. İlaç saati gelmişti. Cebindeki son yüz lirayla önce eczane, sonra sanayi. Planı buydu sabah. Şimdi planının ortasına bir evlilik teklifi düşmüştü.
Telefon tekrar çaldı. Aynı numara. Kerem açmak istemedi ama parmağı kendi kendine yeşil tuşa gitti.
“Alo?”
“Adresi aldın mı?” Mine’nin sesi düzdü. Duygu yoktu. Sanki sekreterine toplantı saatini hatırlatıyordu.
“Sen kimsin abla?” dedi Kerem, sesindeki öfkeyi gizlemedi. “Dün gece köprüde intihar edecek sandın, bugün holdinge çağırıyorsun. Tefeciden kaçıyorum ben. Başka derdim yok.”
Mine’nin tarafında bir saniyelik sessizlik oldu. Sonra, “Tefeci borcun biter,” dedi. “Bir milyon. Peşin. Annenin ameliyatı, evin ipoteği, hepsi. Karşılığında bir imza. Bir yıl evli kalacağız. Kağıt üzerinde.”
Kerem’in boğazı kurudu. Annesinin ameliyatı. Doktor üç aydır söylüyordu. Kalp kapakçığı. Devlet hastanesi altı ay sonraya gün veriyordu, özel hastane ise dört yüz bin istiyordu. Kerem’in dört yüz bini bırak, dört bini yoktu.
“Sen deli misin?” dedi yine de. Gurur, midesinden daha büyüktü. “Para için kendimi satmam ben.”
“Buna satmak denmez,” dedi Mine. Sesi buz gibiydi. “Buna anlaşma denir. Benim şirkete, sana da paraya ihtiyacım var. Duygusallık yok. İmzalar atılır, bir yıl sonra herkes yoluna.”
Kerem, annesinin öksürüğünü dinledi. Duvarlar inceydi. Her öksürükte ciğerlerinin parçalandığını duyabiliyordu.
“Yüz yüze konuşalım,” dedi Kerem, istemsizce. “Telefonda olmaz bu işler.”
“Öğleden sonra üçte,” dedi Mine ve telefonu kapattı.
Kerem bir süre ekrana baktı. Sonra kalktı, yüzünü yıkadı. Dolaptan en temiz gömleğini çıkardı. Ütü gerektirmeyen, lacivert, düz. Yıllar önce babasının cenazesinde giydiği gömlekti. Başka temiz gömleği yoktu.
Annesine, “Sanayiye gidiyorum, geç gelirim,” dedi. Kadıncağız, “Dikkat et oğlum, uykusuzsun,” diye tembihledi. Kerem’in uykusuzluğu yeni değildi. Borç varken uyku haramdı.
Taksisine bindi. Yıldız Taksi. Babasından yadigâr. Kontağı çevirirken eli titredi. Levent’e gidecekti. 42. kata.
Saat üçe çeyrek kala Arslan Holding’in önüne park etti. Güvenlik, taksiyi görünce kaşlarını kaldırdı. “Hayırdır usta?”
“Randevum var,” dedi Kerem. “Mine Arslan.”
Güvenliğin yüzü değişti. Hemen telsize sarıldı. İki dakika sonra takım elbiseli bir adam geldi. “Kerem Bey?” dedi. “Buyurun, sizi bekliyorlar.”
Kerem, aynadan kendine baktı. Sakalları vardı. Saçları düzgündü ama gömleğinin yakası biraz solmuştu. Boş verdi. Satılık değildi ya, görüşmeye gidiyordu.
Asansör 42. kata kadar hiç durmadan çıktı. Kulakları tıkandı. Kapı açıldığında karşısında dün geceki kadın duruyordu. Ama farklıydı. Islak değildi, perişan değildi. Siyah pantolon, beyaz gömlek, saçları toplu. Makyajsız ama yüzünde o aynı mağrur ifade.
Mine, Kerem’i tepeden tırnağa süzdü. Gömleği temizdi. Yüzü yorgun ama dikti. Gözleri… gözleri hâlâ gecenin kendisi gibi siyahtı ve içinde bir meydan okuma vardı. İyi. Kolay lokma olmayacaktı. Mine kolay lokma sevmezdi.
“Gel,” dedi sadece ve cam bir toplantı odasına geçti. Masada bir dosya vardı. Yanında da bir avukat. Elli yaşlarında, kır saçlı bir adam.
Kerem oturmadı. Ayakta kaldı. “Önce sen anlat. Niye ben? Sokaktan geçen ilk taksiciyi mi evlenmeye ikna ediyorsun?”
Mine, avukata başıyla işaret etti. Avukat Erdem, dosyayı açtı. “Kerem Bey, müvekkilim Mine Hanım size bir yıllık sözleşmeli evlilik teklif ediyor. Şartlar…”
“Şartları ondan duymak istiyorum,” diye böldü Kerem. Gözlerini Mine’den ayırmıyordu.
Mine, koltuğa oturdu ve bacak bacak üstüne attı. “Babamın vasiyeti,” dedi, lafı dolandırmadan. “Şirketi alabilmem için bir yıl içinde evlenmem gerekiyor. Abim Emre, paralı bir kızla nişanlanmak üzere. O benden önce evlenirse, holding ona kalacak.”
Kerem kaşlarını çattı. “E bu Berk denen herif vardı. Dün gece ağlıyordun onun için.”
Mine’nin yüzünde bir kas bile oynamadı. “Berk, en yakın arkadaşımla yatıyordu. Konu kapandı. Şimdi konumuz sensin.”
Dürüsttü. Kerem bunu sevdi. Yalan dolan yoktu.
“Sana niye güveneyim?” dedi Kerem. “Bir milyon vereceksin, sonra boşanacağız. Bu kadar basit mi?”
“Basit,” dedi Mine. “Maddeler burada.” Avukat dosyayı Kerem’e çevirdi.
Kerem oturdu ve okumaya başladı.
1. Evlilik, basına ve aileye duyurulacak, ancak detay verilmeyecek.
2. Aynı evde yaşanacak fakat yatak odaları ayrı olacak.
3. Fiziksel temas, duygusal yakınlık yasak.
4. Her iki taraf da bir yıl boyunca sadık kalacak, skandal yaratmayacak.
5. Bir yılın sonunda anlaşmalı boşanılacak.
6. Kerem Yıldız’a evlilik cüzdanı imzalandığı gün 1.000.000 TL ödenecek.
Kerem’in gözü altıncı maddeye takıldı. Peşin. İmza anında.
“Annem hasta,” dedi Kerem, sesindeki sertlik ilk kez kırılmıştı. “Ameliyat olması lazım. Dört yüz bin.”
“Parayı alınca halledersin,” dedi Mine. “Karışmam.”
“Ya sen cayarsan? Ya bir yıl dolmadan boşanmak istersen?”
Mine ilk kez gülümsedi. Soğuk bir gülümsemeydi. “Caymam. Arslan Holding’i abime bırakmaktansa, şeytanla bile evlenirim.”
Kerem’in hoşuna gitti bu cevap. Netti.
“Son bir şartım var,” dedi Kerem. Avukat şaşırdı. Mine ise kaşını kaldırdı.
“Söyle.”
“Annemle yaşıyorum. Onu bırakamam. Evlendiğimizde o da bizimle gelecek. Kendi odası olacak. Ona karışmayacaksın.”
Mine bir an durdu. Planlarında yaşlı bir kadın yoktu. Ama adamın gözündeki o ifadeyi gördü. Pazarlık edemezdi.
“Kabul,” dedi. “Ama evin kurallarına uyacak.”
“Annem kimseye yük olmaz.”
Anlaşmışlardı.
Avukat Erdem, kalemi uzattı. “O zaman ön sözleşmeyi imzalayabiliriz Kerem Bey. Asıl nikah yarın. Aile cüzdanı için nüfusa gideceğiz.”
Kerem kalemi aldı. Bir milyon. Annesinin hayatı. Bir yıl.
Kağıda imza atarken eli titremedi. Soyadını yazdı: _Yıldız._
Mine de imzaladı: _Arslan._
İki soyadı yan yana. Biri gökten, biri yerden.
Mine ayağa kalktı. Elini uzatmadı. “Yarın sabah dokuzda nikah dairesi. Geç kalma. Takım elbise giymene gerek yok. Zaten sevmiyorsun belli.”
Kerem de kalktı. “Sen de gelinlik giymeyeceksin herhalde.”
“Hayır.”
Bakıştılar. Aralarında sözleşme vardı ama elektrik yoktu. Daha yoktu.
Kerem dönerken Mine seslendi. “Kerem.”
“Efendim?”
“Bugünden sonra ‘abla’ yok. ‘Mine’ de deme başkalarının yanında. Kocanıza nasıl hitap edersiniz?”
Kerem’in dudaklarının kenarı kıvrıldı. İlk kez. “Anlaşılırsa, Mine Hanım.”
Ve çıktı.
Asansör 42’den 0’a inerken Kerem’in cebindeki telefon titredi. Hesabına 1.000.000 TL yatmıştı. _Arslan Holding_ açıklamalı.
Kerem, asansörün aynadaki yorgun yüzüne baktı.
“Sarı Taksi, Siyah Stiletto,” diye mırıldandı. “Hadi hayırlısı.”