-Maya’dan- Yağmur, zırhlı SUV’un simsiyah camlarını döverken aracın içindeki sessizlik, Boğaz’ın dibindeki bir batığın sessizliği kadar ağır ve karanlıktı. Yekta yanımda oturuyordu. Siyah deri eldivenli eli, sağ elimi hâlâ bir kelepçe gibi sıkıca kavramıştı. Parmaklarından yayılan o dondurucu soğukluk, kalbime kadar işliyordu. Bakışları ön camdan süzülen damlalara çivilenmişti; ama o gözlerde ne İstanbul vardı ne de bulunduğumuz an. O gözlerde, otuz yıl öncesinin yangını tütüyordu. "Yekta..." dedim fısıltıyla. Sesim motorun hafif uğultusunda kaybolup gidecek gibiydi. "Leyla Karadağ kim?" Yekta başını yavaşça bana doğru çevirdi. O buz mavisi gözlerdeki fırtına o kadar şiddetliydi ki, bir an nefesimin kesildiğini hissettim. Elimi biraz daha sıktı ama canımı yakmadı; sanki bu dünya

