-Maya’dan- Çırağan Sarayı’nın o devasa, altın varaklı ve buram buram tarih kokan kapısının önünde duran siyah limuzinin içindeki hava, adeta sıvı oksijen kadar soğuk ve yoğundu. Sokak lambalarının ve gazetecilerin flaş patlamalarının ışığı camlardan içeri süzülürken, üzerimdeki derin vişne çürüğü rengindeki ipek elbisenin kumaşını parmaklarımın arasında sıktım. Sırtımdaki dekolteden süzülen hafif serinlik, kalbimin göğüs kafesimi yırtacak gibi çarpmasını engelleyemiyordu. Ve sol bileğimde... Yekta’nın annesinden kalan, o elmas işlemeli antika bileklik tül gibi tenime dokunuyordu. "Derin nefes al Maya," dedi yanımdaki ses. Yekta... Üzerinde kusursuz kesim siyah bir smoking, yakasında gümüş bir iğne ve o bozulmaz, çelik gibi duruşuyla yanımda oturuyordu. Buz mavisi gözleri üzerimde

