"İnsan, sevdiği adamın gözlerinin içine baka baka yalan söyleyebilir miydi?"
-Maya Yıldızhan-
Ben söyledim. Hem de bir kez değil... Defalarca. Her "Seni seviyorum" deyişimde boğazıma bir düğüm oturdu. Her gülüşümde biraz daha kendimden nefret ettim. Çünkü beni ona götüren şey aşk değildi; paraydı, çaresizlikti. Ve insan, çaresiz kaldığında kendine bile yabancılaşıyormuş.
Şimdi ise aynı adam tam karşımda duruyordu. Sessiz... Soğuk... O buz mavisi gözleri yüzümde dolaşırken nefes almayı unutuyordum. Keşke bana bağırsaydı, keşke öfkesini kusup çekip gitseydi. Ama Yekta Gençaslan, öfkesini bağırarak gösteren adamlardan değildi. O sustuğunda insanlar korkardı; ben de korkuyordum. Çünkü ilk defa bana bir yabancıya bakar gibi bakıyordu. Gözlerinde bana ait tek bir kırıntı bile göremiyordum. Sanki hiç sevmemişti... Sanki bana dokunan, beni kollarına alan, saçlarımı okşayan adam hiçbir zaman o olmamıştı. Aramızdaki sessizlik, söylenebilecek bütün cümlelerden daha ağırdı. Nefes almak bile suç gibi geliyordu.
Gözlerim yavaşça sol elimin yüzük parmağına kaydı. Parmağımdaki alyans, odadaki loş ışığın altında usulca parladı. Bir zamanlar mutluluğum sandığım o yüzük, şimdi işlediğim günahın en ağır kanıtıydı. Yekta tek kelime etmedi, sadece bana baktı. İnsan bazen bir çift gözün içine bakarak da mahvolabiliyormuş; ben o gece bunu öğrendim. Çünkü sevdiğim adamın sessizliği, duyduğum en acı çığlıktı. Ve o an anladım: İnsan, sevdiği adamı ona ihanet ettiği gün değil, gerçeği söylemeye cesaret edemediği gün kaybedermiş.
Üç ay önce...
"...Bir milyon dolar."
Söylediği rakam kulaklarımda yankılanıp kaldı. Kadına boş boş baktım. Hayatım boyunca bu kadar büyük bir parayı bırakın görmeyi, hayalini bile kurmamıştım.
"Tekrar eder misiniz?"
Kadın son derece sakindi.
"Bir milyon dolar."
İçimden acı bir kahkaha yükseldi.
"Sanırım yanlış kişiyi buldunuz."
"Hayır."
"Kardeşimle ilgili ne biliyorsunuz?"
"Bilmem gereken kadar."
İşte o an ilk defa ürperdim. Masanın üzerine bıraktığı siyah dosyaya baktım. Üzerinde yalnızca tek bir isim yazıyordu: Yekta Gençaslan. İsmi ilk kez görüyordum, henüz hiçbir şey ifade etmiyordu.
"Bu dosyayı aç."
"İstemiyorum."
"Aç."
Sesindeki otorite istemsizce elimin dosyaya gitmesine neden oldu. Kapağı araladığım an karşıma ilk fotoğraf çıktı. Buz mavisi gözleri olan genç bir adam... Doğuştan sarı saçlarının önüne düşen belirgin beyaz tutam, keskin çene hattı ve insanı rahatsız edecek kadar kusursuz yüz hatları... Fotoğraf olmasına rağmen bakışlarını üzerimden çekemiyordum.
"Kim bu?"
"Yekta Gençaslan."
"Ne yapıyor?"
Kadın hafifçe gülümsedi.
"İnsanlar onun ne yaptığını değil, ne yapabileceğini konuşur."
Dosyayı kapatıp önüne bıraktım.
"Benden ne istiyorsunuz?"
Kadın çantasından ince bir zarf çıkardı. İçinden tek bir fotoğraf alıp masanın üzerine bıraktı. Dünyam durdu.
"...Aras."
Fotoğraftaki kardeşimdi. Yüzü kan içindeydi, bilekleri arkadan bağlanmıştı ve gözlerinin altında morluklar vardı. Fotoğrafın arkasında tek cümle yazıyordu: Üç gün. Kalbim sıkıştı.
"Bunu nereden buldunuz?"
"Ben bulmadım."
"Kim yaptı bunu?"
"Bu sorunun cevabı seni ilgilendirmiyor."
Sesim titremeye başlamıştı.
"Kardeşim nerede?"
"Şimdilik güvende."
"Şimdilik mi?"
"Evet."
Sandalyeden kalktım.
"Polise gidiyorum."
Kadın ilk kez güldü. Öyle bir güldü ki tüylerim diken diken oldu. "Polis mi?"
"Ne var bunda?"
"Polise gidersen kardeşini bir daha göremezsin."
Ayaklarım yere çivilendi. Boğazımdan tek kelime çıkmıyordu. Kadın çantasını kapattı, sonra bana doğru eğildi. "Aras Yıldızhan'ın bir milyon dolarlık borcu var."
"...İmkânsız."
"İnanmak zorunda değilsin."
"Benim kardeşim öyle bir parayı nereden bulacak?"
"Bulamadı zaten."
"Nasıl oldu?"
"Yanlış insanlara güvendi."
Başımı iki yana salladım. Hayır... Bu olamazdı, Aras böyle bir işe bulaşmazdı.
"Beni neden çağırdınız?"
"Çünkü kardeşinin hayatını kurtarabilecek tek kişi sensin."
"Ben mi?"
"Evet."
"Nasıl?"
Kadın tekrar siyah dosyayı önüme itti.
"Yekta Gençaslan'ın hayatına gireceksin."
Kaşlarım çatıldı.
"Ne?"
"Onun güvenini kazanacaksın."
"Neden?"
"Çünkü senden bunu istiyorum."
"Ben sizin emir verdiğiniz biri değilim."
"Hayır." Duraksadı. "Sen çaresiz bir ablasın."
Bu cümle canımı acıttı çünkü haklıydı; çaresizdim.
"Tam olarak ne yapacağım?"
Kadın tek tek konuştu:
"Yekta'nın karşısına çıkacaksın. Onun hayatının vazgeçilmez kadını olacaksın. Ve sonunda... Yekta Gençaslan sana âşık olacak."
İçimden istemsizce güldüm.
"Delirmişsiniz."
"Olabilir."
"Ama bu imkânsız."
"Ona bunu söyleyen ilk kadın sen olmayacaksın."
"Ben oyuncu değilim."
"Olacaksın."
"Ya kabul etmezsem?"
Kadın masasındaki telefonu çevirip ekranı bana uzattı. Canlı görüntü açıldı. Aras... Bir sandalyeye bağlanmıştı ve başını kaldıramayacak kadar bitkin görünüyordu. Gözlerim doldu.
"Ne istiyorsunuz benden?"
Kadın ilk kez yüzündeki gülümsemeyi sildi. "Altı ay. Altı ay boyunca Yekta Gençaslan'ın hayatında olacaksın."
"Sonra?"
"Sonrası sana bağlı."
"Ya başarmazsam?"
Kadın ayağa kalktı, ceketini düzeltti ve hayatımı ikiye bölecek cümleyi kurdu:
"Başaramazsan kardeşin ölür."
O an anladım... Bazen insanın hayatını değiştiren şey büyük aşklar değilmiş, tek bir cümleymiş: "Başaramazsan kardeşin ölür."
Cümle havada asılı kaldı. Kulaklarım uğulduyordu. Sanki bulunduğum kafenin içindeki bütün sesler bir anda çekilmişti. Garsonun tabakları toplarken çıkardığı ses, kahve makinesinin uğultusu, camlara vuran yağmur... Hepsi sustu. Geriye yalnızca kalbimin düzensiz atışları kaldı. Kadının gözlerinin içine baktım. Tek bir mimik yoktu; ne tehdit eder gibiydi ne de acıyormuş gibi. Sadece sonucu söylüyordu.
"Ya benim kabul edeceğimden bu kadar eminseniz?"
"Dün akşam saat yirmi iki kırk yedide üç farklı bankadan kredi başvurusu yaptın."
Boğazım düğümlendi. "Nesine güveneceğini bilemediğin iki arkadaşını aradın. Bugün sabah dokuzda çalıştığın şirketten avans istedin."
Nefesim kesildi. Beni araştırmışlardı, hem de en ince ayrıntısına kadar. "Evinize haciz gelmemesi için son taksidi de dün ödedin."
Parmaklarım istemsizce yumruk oldu. "Yeter..."
Kadın durmadı. "Annenle baban yıllar önce vefat etti. Kardeşinden başka kimsen yok. Ve o kardeşini kaybetmeyi göze alamazsın."
Masaya öyle sert vurmuştum ki fincandaki kahve taşarak tabağa döküldü.
"Beni takip ettiniz."
"İşim bu."
"Bu yaptığınız suç."
"Olabilir." Sesi hâlâ aynı sakindi. "Ama suç, kardeşinin hayatını geri getirmez."
Dudaklarımı birbirine bastırdım, nefes alamıyordum. Çaresizlik insanın boğazına dolanıyormuş, o an öğrendim. "Ben neden?"
Kadın ilk defa dosyayı kapatıp arkasına yaslandı.
"Çünkü Yekta Gençaslan güzel kadınlardan hoşlanmıyor. Onların çoğunu yapmacık buluyor."
Kaşlarım çatıldı.
"Ne?"
"Senin dosyanı aylarca inceledik."
Mideme bir yumruk yemiş gibi oldum.
"Dosyam mı?"
"Sen plansız hareket etmiyorsun. Kolay güvenmiyorsun. Borçlarını zamanında ödersin. Yalan söylemeyi beceremezsin."
Acı acı güldüm.
"Komik."
"Nesi?"
"Beni yalan söyleyemediğim için seçip... Bir adama yalan söylememi istiyorsunuz."
Kadın da ilk kez hafifçe gülümsedi.
"İşte tam da bu yüzden başaracağına inanıyorum."
Başımı iki yana salladım.
"Hayır, ben böyle bir şey yapamam." Dosyayı önüne doğru ittim. "Bir insanın duygularıyla oynayamam."
Kadın ayağa kalktı. Ben de rahat bir nefes aldım, konuşma bitmişti. Tam çantamı alacakken önümde duran siyah telefon titredi. Kadın ekranı bana çevirdi.
Canlı yayın... Aras. Bu kez yalnız değildi, siyah giyinmiş iki adam arkasında dikiliyordu. Kardeşimin yüzü mosmordu, dudağının kenarında kurumuş kan vardı. Gözlerini güçlükle açtı. "...Abla." Sesini duyduğum an dizlerimin bağı çözüldü.
"Aras!"
"Beni buradan çıkar..."
Görüntü bir anda kesildi, telefon yeniden karardı. Kadın ekranı sessizce çantasına koydu.
"Bana bunu neden yapıyorsunuz?" İlk kez sesim titriyordu.
"Çünkü başka seçeneğin yok."
Gözyaşlarım istemsizce yanaklarımdan süzüldü. Hayatım boyunca ağlarken bu kadar utandığımı hatırlamıyordum. Çünkü ağlamamın sebebi korku değildi; kaybetmekti. "Kabul edersem... Aras yaşayacak mı?"
"Borcu tamamen silinecek."
"Ve bir daha peşimize düşmeyecekler mi?"
"Eğer kurallara uyarsan..."
"Kurallar?"
Çantasından ikinci bir zarf çıkardı. Kalın, siyah bir dosyanın içine yerleştirilmişti. Üzerinde yalnızca altın varaklı iki kelime yazıyordu: GİZLİ SÖZLEŞME
Kadın dosyayı yavaşça bana uzattı. "Şimdi asıl oyunu konuşacağız."
Parmaklarım titreyerek dosyaya uzandı. Henüz kapağını bile açmamıştım ama içimde tarif edemediğim bir his vardı. Bu dosyayı açtığım an... Hayatım bir daha asla eskisi gibi olmayacaktı.