-Bedri Bey’den- Sabahın altısından beri salonun ortasındaki antika Pers halısının üzerinde iz açmış durumdaydım. Adım bir: Sol ayakkabı gıcırtısı. Adım iki: Sağ eldeki yelpazenin tiyatral rüzgârı. Adım üç: Masanın üzerindeki çay kupasına atılan umutsuz bir bakış. "Gitti," diye mırıldandım salonun tavanındaki kartonpiyerlere bakarak. "Zarafet tarihimizin en büyük hezimetini yaşıyoruz. Bir leydi adayı yetiştireyim derken, 42. kata kendi ayaklarıyla yürüyüp sırra kadem basan bir komando yetiştirmişim!" Telefonu masaya ellinci kez fırlattım. Maya sabahın ilk ışıklarında o tek cümleyi söyleyip kapatmıştı: "Cinayet yok... Ama galiba ben yandım." Neydi bu simgesel laflar?! Ne demekti 'ben yandım'? Yekta Gençaslan kızı holdingin dökümhanesine mi atmıştı? Yoksa o buz adam, kızımın devas

