Sabahın ilk ışıkları odayı usulca doldururken, gözlerimi araladım ve Demirkan’ın gözlerinin üzerimde olduğunu fark ettim. Yatağın kenarına yaslanmış, koluna başını dayamış bir şekilde beni izliyordu. Gözleri… O ela gözler, güneş ışığıyla parlıyor, sanki içine bakan herkesi büyülemeye yemin etmişçesine derin ve etkileyiciydi. O an, o bakışların sıcaklığı içime işledi ve sanki dünya daha yavaş dönmeye başladı. Gözlerim onun çıplak tenine kaydı. Güneş ışığı, karın kaslarının üzerinde dans ediyor, her bir çizgiyi daha da belirgin hale getiriyordu. Her nefesiyle kaslarının hafifçe hareket ettiğini fark ettim; adeta bir sanat eserine bakar gibiydim. Güçlü omuzlarından başlayarak karın kaslarına kadar inen her kıvrım, her detay, onun kusursuz fiziğinin bir kanıtı gibiydi. Güneş, tenine dokunuyor

