KIZIL FIRTINA
3.BÖLÜM
-Survivor- Eye of the Tiger-

Şimdiye dek hiç hata yapmamıştım. Sadece tek bir hatam olmuştu. Ve ben bu hatayı nasıl yaptığımı düşünmekten beynim patlayacaktı. Siyah sporcu taytımı giymiş üzerime beyaz tişörtümün üzerine gri bir hırka geçirip saçlarımı topuz yapmış bir şekilde kulağımdaki müzikle uyumlu olarak koşuyordum. O kadar sinirliydim ki sinirim geçmiyor, öfkem durulmuyordu. Kulaklarımda çınlayan Eyes of the Tiger şarkısı ile daha çok öfkelenmiş daha hızlı koşmaya başlamıştım.
Nereye gittiğimi önemsemeden koşarken omzum bir grup halinde dolaşan adamlardan birine çarptı. Ne hayır ne hikmet ise sokakta kuş uçmaz kervan geçmez bir yerdeydi. Başıma bela çıkacağını adamların bakışlarından anlamıştım. Kulağımdan kulaklığın bir tanesini çıkarıp adamlara 'ne var?' dercesine baktım.
"Önünü mü göremiyorsun?" diye diklendiğinde kaşlarımı çatıp kulaklığın bir tanesi boynuma attım. "Önümü göremiyorum ne yapacaksın?" diye sorduğumda böyle bir çıkış beklemiyor olmalıydı ki kaşlarını kaldırdı şaşkınlıkla.
"Önüne baktırırız o zaman güzelim." Dediğinde adamlarda olay olsa da atlasak modunda oldukları için ellerini bellerine koyup hazır bir şekilde beklemeye başladılar.
"Allah Allah. Yalnız ben sizin önünüze baktırırsam ne olacak?" diye sorduğumda hep bir ağızdan kahkaha atmaya başladılar.
Bana yakın olan adamın yüzüne yumruğu geçirdiğim gibi yüzünü tutmaya başladı. "Ne o çok mu komik geldi?" diye öfkelendiğimde içimde olan siniri atabilecek olmamdan dolayı mutluydum. Adamlardan biri arkama geçip kollarımdan tuttuğunda ben size pabuç bırakır mıyım dercesine karşımdaki adama tekme atıp kendimi sola savurdum. Benim sola savrulmamla beraber arkadaki adamın dikkati dağılmıştı. Bundan faydalanıp adamın kolunu kırdığım gibi yerinde acı ile kıvranmaya başladı ve feryat figan bağırdı.
Başka bir adam tekrar kollarımdan yakalayıp yere yatırdığında ters dönerek kurtulmaya çalışmıştım ki Duman Holdingin müdürü Ares Duman şirketini bırakıp gelmiş olmalıydı ki olayın ortasına atlayıverdi. Üzerimdeki adamı alıp yumruklamaya başladığında diğerleri de kaçmıştı. Kolunu kırdığım adamın yanına gidip saçlarından yakaladım ve yüzüme bakmasını sağladım. "Bana bak bir daha kadınlara bulaşırsan laf atarsan bu kadar kolay kurtulamazsın boynun gider benden söylemesi." Diyerek adamın kafasını bıraktığımda Ares Duman'a baktım. Adam yumruklarından nasibini almış bir şekilde yüzü kan revan içindeyken gözlerini yumdu. Elini sallayarak adamın üzerinden kalktığında okyanus mavileri beni çıkılmaz bir girdaba sürükledi.

Yanıma gelip kolumdan sürüklemeye başlayınca 'sen kendini ne sanıyorsun?' diye düşünerek kendimi çektim.
"Sen ne yapıyorsun? Gitsene şirketinin başına, denetleyecek asistanların, yapacak işlerin vardır. Ben kendimi kurtarırım. Sana kalmadım." Diye konuştuğumda tek adımda yanımda belirdi. Uzun boyundan ötürü tepeden bakarken gözlerimi iyice açtım.
"Bana bak Ahenk Göktürk. Benimle iyi geçin istersen. Yolda önüme çıkma. Beni şirketimden yaka paça alıp sürükleme. Zira seni deşifre edebilecek şeyler burada." Diyerek şakağına vurdu. Yüzüne bakıp gülümsedim.
"Bana bak Ares Duman. Kuzeninin ıslak imza atmış olması kıskaçta olmadığın anlamına gelmez. Gözümü karartma ayağını kaydırırım." Diyerek soğukkanlılıkla gözlerine baktığımda okyanus mavileri adeta gülümsedi.
"Fazla iddialısın." Dediğinde gülümsedi. Dip dibe olmamızdan ötürü yanlış anlaşılabilirdik ama birbirimize öfke ile bakıyorduk. Nefretle bakıyorduk. Yanımızda bir araba durduğunda bakışları arabayı buldu. İçinden beyazlamış saçlarına inat dinamik bir adam bize gülümserken kaşlarımı çattım. "Baba nasılsın?" diye sorduğunda şaşkınlıkla gözlerim açıldı. Babası mı?
"Nasıl olduğumu bırak da bu güzel kızla beni tanıştırmayacak mısın?" diye sorduğumda işaret parmağımı göğsüme bastırdım. Beni mi diyordu?
Kolumdan tutup beni arabaya çektiğinde şaşkınla bakakaldım. Ne yapıyordu bu adam böyle? Beni arabada yanındaki koltuğa oturtup kolunun altına aldığında 'ne oluyor be!' diye öfke ile bağırmak istedim. Kolunun altından çıkmak için çaba sarf ettiğimde elini belime sertçe bastırdı ve hareketleriyle bana uy diye komut verdi. Gözlerine öldürücü bakışlar atarken kaşlarım çatıldı.
"Babacım seni Ahenkle tanıştırmamıştım değil mi? Pek güzel bir ortam değil ama Ahenk Göktürk, Ahenk babam Timur Duman." Diyerek tanıttı. Yüzümdeki hiçbir kas oynamazken bana ne bundan dememek için kendimi zor tuttum.
Adam memnun oldum derken bende nezaketen memnun oldum dedim.
"Siz ne yapıyordunuz yolun ortasında birbirinize dik dik bakarken?" diye sorduğunda konuşmak için ağzımı açmıştım ki Duman bozuntusu koca elini dudaklarıma kapattı. Benim yerime anlatırken saçma sapan bir hikaye kuracağını nereden bilebilirdim ki?
"Kızıl bana sinirlendi ve sinirini atmak için koşuyordu. Bir de baktım ki erkekler sarmış etrafını dedim siz ne yapıyorsunuz benim sevgilime nasıl yan gözle bakarsınız? Bende atladım daldım olaya tabi..." dediğinde gözlerim şaşkınlıkla açıldı. Ne sevgilisi? Odunlukla mastır yapmış olan ben ne sevgilisi pardon? Bu adam kesinlikle kafayı yemişti. Elini ısırdığımda çekmek zorunda kaldı.
"Aslında öyle bir şey yok. Yani biz sev..." diye devam ederken sözümü kesti. "Yani baba bana biraz öfkelendi diye hemen çevresini erkekler sardı. Hemcinslerim diye demiyorum bazılarını evire çevire dövmek gerek." Dediğinde tekrar konuşmaya başladım.
"Bakın öyle bir şey..." dediğimde tekrar sözümü kesti.
"Baba beni ne kadar seviyor görmüyor musun? Bak seni tanıdı diye konuşmayı unuttu sevgilim." Diye kurmaya devam ederken az daha salla diye sövdüm içimden.
"Siz bu adamın böyle söylediklerine bakmayın. Ne sevgilisi...?" diye sorduğumda yanağıma kondurduğu öpücük ile gözlerim yuvalarından fırlayacaktı.
Dirseğimle karnına vurduğumda acıdığını belli dahi etmedi. Sinirden dolayı derin bir nefes alıp açıklamaya başlayacağım sırada tekrar konuşmaya başladı.
"Baba aslında biz evlenmeyi düşünüyoruz." Dediğinde titreyerek baktım. Ne evlenmesi ne oluyor be? "Bak bu haberi bu kadar erken verdiğim için şoka girdi gördün mü?" diyerek önüme düşen saçlarımı çekerken yaşadığıma dair tepki vermek istiyordum. Derin bir nefes aldığımda kapıya ulaşmaya çalıştım zira biraz daha bu arada yolculuk edersem kendimi öldürebilirdim. Kapıyı açmaya zorlarken Duman kolumdan tuttuğu gibi yerime çekti. Lanet olsun hareket eden arabalar.
"Biri bana jilet uzatabilir mi? Rica etsem uzaya fırlatır mısınız? Allah aşkına açın şu kapıyı atlamak istiyorum." Diye bağırdığımda yerimde tepindim.
"Bak ne kadar heyecan yaptı aşkından görüyorsun değil mi baba?" diye sorduğunda adam bana bakıp gülümsedi. "Allah'ım neydi günahım?" diye başımı kaldırdım. "Rica etsem beni biri elektrikli sandalyeye oturtabilir mi? Ben yaşayacağım kadar yaşamışım, kurtaracağım kadar hayat kurtarmışım bundan sonra ölsem de olur." dediğimde adam yüzüme bakıp "Kızım doktor musun?" diye sordu. Benim neden silahım yanımda değildi sevgili dostlar?
*
Kurt'un evine gelirken sinir kusacaktım. Olmayan şeyler var gösteren Duman bozuntusu beni takip ediyordu. Kapıyı çaldığımda çatık kaşlarla eve girdim ve koltuğa kuruldum. Peşimden Duman da girerken sinirle konuştum.
"Kurt sana yalvarıyorum alma şu adamı içeriye." Diye öfke ile soluyarak konuştum. Duman gelmiş haylaz haylaz gülüyordu. Günahım neydi benim? Kime ne yapmıştım kimden beddua almıştım?
Yanıma oturduğunda savaş çıkarmak istercesine göz ucuyla ona baktım. Duman bana bakıp gülümserken yerimden kalktım. "Bu Duman bozuntusu bana ne yaptı haberiniz yok öyle dik dik bakın." Dediğimde birbirleriyle bakıştılar.
"Beni babasına sevgilisi diye tanıtıp yakın bir zamanda evlenmeyi düşünüyoruz dedi." Diyerek kendimi yerlere attım. Ares gülerken ona bakıp homurdandım. "Gülme Duman."
"Kurt kulun köpeğin olayım öldür beni. Beni öldürmek için ne kadar para istersin? Cidden bak tüm servetimi ayaklarının önüne dökmeye hazırım. Benim servetim senin köpeğin olsun ama öldür beni. Şu Dumanla aynı havayı solumak istemiyorum ne olursunuz ya." Derken omuzlarımı yorgunlukla düşürdüm. Kahkaha atarak bana bakıyorlardı.
"Gülün ulan gülün zamanı gelince bende size gülerim. Keser döner sap döner gün gelir hesap döner ama Kurt Bey, Bahar Hanım." Dediğimde sustular.
*
"Ya sen ne diye beni takip edip duruyorsun? Sapık mısın sen? Gitsene şirketine, gömülsene dosyalarına." Diye öfkelendiğimde kahkaha atarak yanımda yürümeye devam etti.
"Bak bağırırım taciz ediyorlar diye herkesi başımıza toplarım defol git." Diye göğsünden ittirdiğimde kolumdan tutarak beni kendine çekti.
"Bu klişe hareketler bende sökmez Duman Bey." Diyerek kolundan tutup arkasına geçtim. "Şimdi ne yapıyorsun? Bu sokaktan hızlıca ayrılıyorsun. Gidiyorsun o bilmem kaç dönümlük arazindeki şirketine çıkıyorsun odana kafanı bir güzel dosyalara gömüyorsun ve mümkünse hayatını orada devam ettiriyorsun. Anlaşılmayan bir şey?" diye sorduğumda geri geri adım atıp düşmeme neden olacağını düşünmüştü ki geri adım attı. Ama ben de geri adım attığımda sırtım soğuk duvara değdi. Ben ne oluyor dememe kalmadan okyanus mavileri gözlerimle birleştiğinde kollarını iki yanıma koydu.
"Ahenk Göktürk. Nam-ı diğer Kızıl. Ekibin en cesuru, en yüreklisi ve aynı zamanda en güzeli, hızıyla nam salmış olduğundan dolayı casusluk görevi yapıyor, bilgi sızdırıyor. Orijinal kızıllardan en sevdiğim. Delici yeşil bakışları var. Bir yetmiş boyu ile yere bastığında yer sallanıyor. Konuştuğunda yüreğim titriyor. Beni kendinden uzaklaştırmak için hamle yaparken dokunuyorsun ya kollarıma ellerime kan dolaşımım duruyor Göktürk. Sence bunu tıbbın hangi dalı açıklar?" diye sorduğunda kısa süreli şok yaşadım. Şimdiye kadar bana böyle şeyler söyleyen oldu mu? Oldu ama bu denli etkili cümleler sarf edip gözlerimin içine bakıp sanki ruhumu görür gibi konuşan olmadı. Duman'ı ilkten sayabilirdik. Sayabilirdim.
"Psikiyatri." Dediğimde derin bir şekilde gülümsedi.
"Bence kardiyoloji." Diye ısrar etti gözlerime bakarken.
"Delisin biliyorsun değil mi?" diye sorduğumda gülümsemeye devam etti. "Biliyorum. Doktorum olsana?" dediğinde ya sabır çekerek konuşmaya devam ettim.
"Azrail'in olsam olmaz mı?" diye sordum şirince. "Senin elinden ölüm bile güzel." Dediğinde derince nefes aldım. "Bana bak Duman. Benim asabımı bozma. Benim seninle uğraşacak zamanım falan yok. Bu numaralarını başka kızlara inandır. Hadi koçum yorma beni. Hadi o salaklar inansın sana uğurlar ola hadi." Diye öfkelendiğimde yüzüme baktı ve derin bir duygu dalgası geçti.
"İnanmıyorsun değil mi?" diye sorduğunda inanmıyorum dercesine gülümsedim. Yüzüme bakarak gülümsedi.
Kızıl fırtına okyanus mavileri ile çarpıştı her yer darma dağın oldu. Dudakları dudaklarımı kapatırken içimden bir ses beni durdurdu. "Belki o!" dedi içimdeki ses. "Belki hani odur. O filmlerdeki, romanlarda adamlardan biridir. Filmin başrolü, romanın kahramanıdır." Diye mırıldandı içimdeki ses. "Beklemiyordun ya hani, belki de odur. O adam Ares Dumandır. Okyanus mavilerinde kaybolman için yolladıkları adam belki de şu an seni öpüyordur." Diye güçlenerek konuştu. Başımı iki yana sallayıp durdurmak istedim. Onur'un yalnızlığı gibiydi duygularım. Duygularıma bir bilgisayar gibi format atmıştım, atmak zorunda kalmıştım. Dudaklarından kurtulmaya çalıştığımda ensemden yakaladı beni kendine bastırdı. "Belki odur." Diye mırıldandı ses güçsüz bir eda ile.
"Bir kere olsun düşünme Kızıl. Bir kere olsun." Diye sessizce konuştu ve tamamen yok oldu.
Düşünmedim, kendimi bildiğim bir hatanın içine ittim. Bile bile o hatayı yaptım. Hani düşünmüştüm ya hiç hata yapmadım diye Ares Duman'ı bulduktan sonra bu hatalar katlanmaya başlamıştı. Düşünmedim ve beni öpen, bana az önce güzel sözleri söyleyen adama kendimi kaptırdım. Dudaklarım dudakları üzerinde dans etti. Ruhum fırtınalı bir denizde kayboldu. Yüreğim şimdiye kadar hiç böylesine atmamış, hiç böylesine heyecan yapmamıştı.
Kimdi ki bu adam neydi? Nasıl olmuştu? Kızıl fırtına nasıl bu kadar dağıtmıştı ortalığı?
Ensesini kavrayıp derince öptüm. Gülümsediğini farkına varınca bende gülümsedim. Bir defa olsun içtenlikle gülümsedim. Düşünmeden, yaşadıklarımı sorgulamadan, bir defa olsun kimliğimi düşünmeden. Ahenk Göktürk demeden. Çünkü biliyordum kendi kimliğimi hatırlarsam bir defa dahi olsa mutlu olamazdım. İnsanların mutluluğu, huzuru ve sağlığı için baş koyduğum bu yolda kendimi hatırlarsam mutlu olamazdım. Tepetaklak olurdum. Ailemin beni kilisenin bahçesine gelişi güzel atıp gitmelerini aklımdan çıkarırsam bir defa da olsa mutlu olabilirdim. Kilise bahçesi tuhaf ama gerçek. Sanırım ailem Hristiyandı. Beni büyüten ise kilisenin papazıydı. Sonra doğru yolu gördüm, babamın yani manevi babamın insanların iyiliği için her yolu seçebilecek olduğumu söyledi. Beni tercihlerimde hür bıraktı.
İnsanların kimliğinin, dininde, özgür olduğunu söyledi ve beni de özgür bıraktı. Hayat bu kimin ne zaman ne olacağı belli olmazdı. Bir sağlıkçı olup yaralı bir Afrikalıya yardım etmezsen ırkçı olurdun. Çünkü insan canıydı. Ya da Çinli olup satış yapan birinden saat almazsan ırkçı olurdun. Herkesin seçme hakkı olduğunu öğretti bana. Şimdi onun söylediği sözler kulaklarımda yankılandı. "Kızılım. Ahengim. Güneşim, insanların hayatlarına güneş ol bir yıldız gibi. Korkma hiçbir şeyden, bir defa olsun kendini bırakacağın zaman vardır bu dünyada Tanrı bizi çok güçlü varlıklar olarak yaratmadı. Birbirimize bağlı varlıklarız biz erkekler ve kadınlar olarak. Ben gittikten sonra yalnız kalma olur mu? Tanrı senin kaderine senin hep yanında olacak bir erkek yazmış olsun. Ben Tanrı derim, sen Allah dersin. İnandığımız hep aynı Güneşim. Hep iyi bir insan ol olur mu?" dediğinde gülümsemiş ve eline derin bir öpücük kondurmuştum. İyi bir insan olmak için elimden geleni yapmıştım şimdi düşünmeme zamanıydı.
Dudaklarından ayrıldığımda alnını alnına yasladım. "Sana aşığım dersem inanır mısın?" diye sorduğunda bakışlarım onu buldu. "İnanmam." Diye mırıldandım. "İnan. Çünkü ben hayatımda ilk defa Ares Duman olduğum için bu kadar mutluyum. Ensemden tutup şirketin zeminine fırlatan o Kızılı gördüğümden beri içim kıpır kıpır." Dedi ve alnına derin bir öpücük bıraktı.
"İnanmıyorum sana Duman." Dediğimde dudaklarını dudaklarıma bir defa daha bastırdı. İnan dercesine, ben seni seviyorum dercesine. Alnını tekrar alnıma yasladığında gözlerimin içine okyanus mavileri derince baktı. Kızıl fırtına okyanus mavileri ile karışmış ölümcül bir silahı ortaya çıkarmıştı. Aşkı.
"İnanamam Duman. Ben böyle yetiştirildim. Birinin beni sevebilecek olması düşüncesi aklımın köşesinde bile bulunmazken inanamam." Dediğimde yanaklarımı avuçladı. "Yalnız olmak içime öylesine işlemiş ki kimi seversem gidecek diye hissediyorum. Aklım, zihnim, mantığım hep bu yönde çalışıyor." Dediğimde alnıma derin bir öpücük bıraktı. "Bırak yanında kalayım, bırak da seni bırakmayacak biri olduğumu göstereyim sana. Duvarlarını yıkmama izin ver, gardını benim için bir defa olsun indir Kızıl." Dediğinde kaşlarımı çattım. Ne söyleyebilirdim ki? Hiçbir zaman birine muhtaç olmadım. Yalnızdım, her işimi kendim yaptım. Güçlü olduğumu herkese göstermek zorundaydım zira göstermezsem herkes üstüme çullanırdı. Burası güçlü olanların hayatta kaldığı bir dünyaydı ve ben terk edilerek hayata bir sıfır geride başlamıştım. Öte yandan hiçbir zaman bu yokluğumu kimseye fark ettirmedim.
"Düşünmeliyim. Kafamı toplamalıyım." Dediğimde başını tamam anlamında salladı ve ellerini iki yana indirdi. "Beklerim ben." Dediğinde başımı salladım. Yan yana yavaşça yürürken ikimizin de aklından onlarca şeyin geçtiğini biliyordum. Düşüncelerimiz ile boğuşmamızı Duman'ın konuşması bozdu.
"Sana gidelim mi?" diye sorduğunda başımı kaldırdım. Kaşlarımı kaldırdım. "Bana?" diye sordum şaşkınlıkla. "Kötü bir maksadım yok. Seni ev halinle görmek istiyorum. Dışarıda her zaman güçlü bir kadın olduğunu yıkılmaz bir kale olduğunu gördüm evde de aynısı mısın görmek istiyorum." Dediğinde 'vur kadehe' der gibi bir kez olsun düşünme dedim. Başımı tamam anlamında sallarken arabamın olduğu yere geldik. Anahtara basıp açtığımda Duman'ın gözleri parladı. "Binmiyor musun? Peşimden koşarak takip edeceksen anlarım." Dediğimde gülümsedi ve arabaya bindi.
Eve doğru sürerken düşüncelerim arasında boğulmamak adına büyük bir savaş verdim. Eve geldiğimde garaja park edip arabadan indim. Duman sen burada mı yaşıyorsun dercesine bakıyordu.
"Hadi ama bende insanım. Bir plazada falan oturacağımı düşünmüyordun sanırım." Dediğimde gülümsedi ve başını iki yana salladı. Merdivenlerden çıkarken neden asansör kullanmadığımı sordu. "Asansörü sevmem. Önce hangi katta olduysa gelecek kapısı açılacak ben kapıyı açıp asansöre bineceğim, tuşa basacağım, kapı tekrar kapanacak kata çıkacağım, kapı açılacak, daha sonra tekrar kapıyı açacağım falan uzun iş. Ben merdivenleri koşarak çıkarım. İşim daima hızlı olmalı." Dediğimde kollarını birbirine bağladı. Cebimden anahtarımı çıkarıp kapıyı açarken konuşmaya başladım.
"Eğer evimi kirletirsen seni öldürürüm, bunu yaparım Duman." Diyerek işaret parmağımı sallayarak kapıyı açıp içeri buyur ettim. "Ne kadar da misafirperversin öyle?" dediğinde reverans yaptım. "Elbette öyleyim Duman." Diyerek dalga geçtim. Evimin kirlenmesinden hiç hoşlanmazdım. Tamam ajan olabilirim ama sonuç olarak bende bir kadındım değil mi?
İçeri girdiğinde dikkatli gözlerle salonu incelemeye başladı. Hani eve girince sıra sıra aile fotoğrafları göze çarpardı ya onu bekliyorsa es geçmeliydi. Zira şu zamana kadar üç tane fotoğrafım vardı. ve hepsi salonumun en kıymetli yerinde bana göz kırpardı. Önce o resimleri gördü ve yanına gitti. İlk resme bakarken kızıl saçlarımdan ben olduğumu anladığını tahmin ediyordum. Manevi babam Lucas'ın kucağındaydım ve iki yaşındaydım.
"Burası..." diye sordu. Başımı salladım. "Ben diğer insanlara oranla çok farklı yetiştirildim Duman. Ben farklıyım derken gerçekten farklıyım. Her şeyimle. Terk edilmem bile farklı. Ailem beni kilisenin bahçesine bırakıyor. Donmak üzereyken babam yani beni büyüten manevi babam Lucas beni buluyor. Kilisenin papazı. Boynundaki haç bundan ötürü. Ve gözlerinden anladığım kadarıyla hangi dine mensupsun der gibi bakıyorsun. Din ve inanç özgürlüğüne inanan biriydi ve beni de bu yolda özgür bıraktı. O Tanrı dedi ben Allah dedim ve buna bir kez bile olsun kızmadı." Dediğimde gülümsedi. "Farklısın bunu biliyorum Kızıl. Gözlerine baktığımda bile bu anlaşılıyor. Ben farklıyım dercesine parlıyor." Diyerek başını diğer resimlere çevirdi.
"O resim de lise mezuniyetinden. Okul ikincisi olarak bitirmiştim ve buna öfkelenip üniversitede birinci olacak benim kızım diyerek beni başarıya sürükledi." Dediğimde kırmızı mezuniyet elbisemi ve saçlarımı es geçerek diğerine baktı.
"O resim de de benimle hiç ilgilenmiyorsun dediği için göle gitmiştik. Barışı temsil etmemi istediği için hemen hemen her zaman bana sinirlendiğinde barış işaretini yapardım. Orada da benimle ilgilenmiyorsun dediğinden dolayı tatlı bir şekilde sinirlenmişti bende bizi çeken fotoğrafçıya bak diyerek barış işareti yapmıştım." Dediğimde gülümsedim. Gülümsediğim nadir anlardı. Babamın olduğu zamanlar.
Evi özellikle kırmızı koltuklarla dekore etmiştim. Beni simgeliyor gibiydi. Koltuklara bakarak konuştu. "Peki ya şimdi nerede? Yani baban." Diye sorduğunda belli belirsiz gülümsedim. "Vefat etti. Üç yıl önce." Dediğimde kaşlarını çattım. "özür dilerim."
"Barışı severdi. Dünya barışını korumamı istiyordu biliyor musun?" dediğimde gülümsedi. "Evi gezdirecek misin yoksa ben başlayım mı?" dediğinde zihnimde şimşekler çaktı. Yatak odam onunla ilgili belgelerle doluydu. "sen burada bekle. Benim odam pek müsait değil hemen toplayıp geliyorum." Diyerek koşar adımlarla odama geçtiğimde kapıyı kapatıp belgeleri tek tek toplamaya başladım. Camı açıp odayı havalandırdığım gibi tüm resimlerini topladım. Bilgisayar çıktılarını hızlıca belgelerin yanına koyup yatağımın altına yerleştirdikten sonra belimdeki silahı komodinin üzerine bırakıp şarjörleri de yanına koydum ve odadan çıktım.
Duman balkondan bakarken yanına gittim. Çok güzel bir manzarası olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. "Evi gezmek ister misin?" diye sorduğumda bana dönüp başını salladı.
Odaları gezdirirken gözleri ışıl ışıl parlıyordu. Sıra odama geldiğinde kapısını açıp içeri girdiğimde kapının pervazına yaslanmış bir şekilde kollarını birbirine bağladı. "Odaya gelmeyecek gibi duruyorsun." Dediğimde evet anlamında başını salladı. "Bir nevi vampir gibiyim hani onlar evlerine buyur etmeden giremezlermiş ya eve bende genç bir kadının odasına girme taraftarı değilim." Dediğinde başımı tamam anlamında salladım. Düşünceli bir davranıştı. Gözleri komodine koyduğum silaha ve şarjörlere odaklandığında kaşlarını çattı.
"Bir silahla burun buruna olmaktan korkmuyor musun?" diye sorduğunda sandalyelerden birine oturdum. "O silah benim zor zamanımda yanımda olan beni koruyan yegane şey. O benim yanımda olmayınca korkmam gerek asıl." Dediğimde derin derin silaha baktı.
"Ahenk tehlikeli bir hayatın var biliyorum bunu neden seçtin?" diye sorduğunda babamın kelimeleri zihnimde yankılandı. "Babam. Babam bildiğin gibi barış sevdalısı bir adam. Bende onun barışı koruyan kızıyım." Dediğimde başını salladı. "Kimseye belli etmeden varlığımı insanlara göstermeden yapabileceğim tek iş buydu Duman." Diyerek devam ettirdim. "Her ne kadar tehlikeli olsa da, her ne kadar yaralansam da, her ne kadar ölümle burun buruna olsam da ben babamın bana aşıladığı o asıl görevi yapmak zorundaydım. Çünkü ben ona bunu borçluyum." Dediğimde sandalyeden ayağı kalkıp karnımı açarken elini gözlerine tuttu.
"Burada o hareketi benim yapmam gerekirdi Duman. Merak etme soyunmuyorum. Gözlerini açabilirsin." Dediğimde gözlerini açtı ve karnım ile buluştu gözleri. "Kurşun izleri. Her ne kadar yaptığım meslek tehlikeli olsa da ölmedim Duman." Diyerek gülümsedim. Dudakları açık yanıma ulaştığında elleri titreyerek karnıma dokundu. Dokunmasından ötürü rahatsız olup elektrik çarpmış gibi hissederken bir adım geriye gittim. Gözlerime bakarak geriye gittiğim adımı kendisi attı ve yanımda belirdi.
Kurşun izlerinden en yenisine dokunurken gözlerimi kapadım. Birisine yaralarımı ilk defa böylesine gösteriyordum. Benden uzaklaşmalıydı. Ben uzaklaşamazsam eğer o bunu yapmalıydı. Kaçmalıydı benden.
"İki ya da üç görev öncesi aldığım kurşunun izi. Savaş'ın kucağında hastaneye getirildiğimde iki ünite kan kaybetmişim. Bizim ekipten Bahar vardı ya hani adımı sorduğun onunla beraber yaralanmıştık. Bizi Kurt kurtardı. Ayakkabıma yerleştirdiği takip cihazı sayesinde, tabi eğer bana ulaşamazlarsa diye onlara bir flaş bellekte video hazırlamıştım. Onu bulan ekipte benimle aynı görevi yapan Savaşmış. Sanırım bünyemin zayıf zamanına denk gelmiş olmalıydı ki tek bir kurşunla bayılmışım. Bahardan sonra hastaneye getirildim. Eğer Savaş biraz daha geç gelseydi ölebilirmişim. Bunu onlar bilmiyor ama doktor bana bunu söylemişti. Eğer bir santimetre daha mermi ilerlemiş olsaydı şimdi burada olmazdım." Diyerek tişörtümü indirerek karnımı kapattım.
"Bunları bana neden anlatıyorsun peki?" diye sorduğunda kaşlarımı çattım. "Benden git diye. Benden kurtul diye. Benim her nefes alıp verişim ölüme inat gibi. Benden kaçmalısın Duman. Arkana bakmadan benden kaçmalısın. Ben tehlikeliyim, tehlikenin içindeyim." Dediğimde gözleri öfkeyle koyulaştı. Okyanus mavileri karardı Prusya mavisi oldu.
"Gitmiyorum Ahenk. Ölüm herkesi her yerde bulabilir ama ben senin yanında aşkı bulmuşken ölüm var diye senden kaçmayacağım. Bana izin ver yanında kalayım ya da izin falan istemiyorum peşini bırakmıyorum." Dediğinde başımı eğdim. Yanlış yapıyordu.

"Gözlerimde, avuçlarımda, saçlarımda ölüm var Ares." Dediğimde gülümsedi. "Şimdiye kadar hep Duman diyerek seslenmiştin şimdi ise Ares dedin, adımı söyledin." Dediğimde başımı çevirip güldüm.
"Senin gözlerinde, avuçlarında, saçlarında ölüm var benim ise adımda ölüm var Ahenk. Benim adım Ares, Yunan savaş tanrısının ismini taşıyorum ben. Benim adımda ölüm var Ahenk. Gözlerin beni bu yüzden kendine çekti." Dediğimde benden bir adım uzaklaştı. "Vazgeçmeyeceksin değil mi benden? Bu tehlikenin içine atlayacaksın sırf ben varım diye." Diyerek sorduğumda başını salladı.
"Vazgeçmeyeceğim. Kızıl fırtına beni darma duman ettin bundan sonra asla vazgeçmem." Diyerek odadan çıktı.
•