Barış çadırının üzerinden bir hafta geçmişti. İki aşiret arasında kurulan dostluk, her geçen gün biraz daha güçleniyor, kök salıyordu. Remzi'nin adamları artık köye rahatça gelip gidiyor, çarşıda pazarda birlikte alışveriş yapıyor, kahvelerde birlikte çay içiyorlardı. Gençler, neredeyse her gün futbol maçı yapıyor, akşamları birlikte türkü söylüyordu. Kadınlar, kooperatiflerde birlikte çalışıyor, birbirlerine yemek tarifleri öğretiyor, çocuklarının evliliklerini konuşuyordu. Ama Cihan, bunun yeterli olmadığını düşünüyordu. İçinde bir kıpırtı vardı, bir heyecan. Daha büyük, daha görkemli, daha kalıcı bir adım atılmalıydı. Öyle bir adım ki, yıllar geçse de unutulmasın, torunlar torunlarına anlatsın. Bir sabah, güneş henüz doğmamıştı. Cihan, gözlerini açtı, yanında Gülperi'nin mışıl mışıl u

