Ekimin son haftasıydı. Urfa'da sonbahar, kendini iyiden iyiye hissettiriyordu. Sabah serinliği, yerini öğlen saatlerinde hâlâ hissedilen ılık bir sıcaklığa bırakıyordu. Cihan, pencereden dışarı bakarken içinde tarifsiz bir huzur vardı. Ama aynı zamanda, yıllardır içinde taşıdığı bir ağırlık da vardı. Gülperi, yanına geldi. "Ne düşünüyorsun?" "Halfeti'yi," dedi Cihan. "Uzun zamandır gitmedim. Annemin mezarını ziyaret etmek istiyorum." Gülperi şaşırdı. "Gülistan nine'nin mezarı mı? Ama o burada, köy mezarlığında." "Biliyorum. Ama asıl memleketi Halfeti'dir. Oranın toprağında büyüdü, oranın suyunu içti. Bir parçasını oraya götürmek istiyorum." Gülperi, kocasının ne demek istediğini anladı. Halfeti, Fırat'ın kıyısında, sular altında kalmış eski bir kasabaydı. Baraj yapıldığında, birçok kö

