BÖLÜM 5: İLK GÖREV

1630 Words
Ertesi sabah, Cihan erkenden uyandı. Mazhar'la yaşanan gergin akşam yemeğinin etkisi hâlâ üzerindeydi. Pencereden baktı, köy yavaş yavaş uyanıyordu. Bir karar verdi: Bugün Aziz'i köyde gezdirip insanlarla tanıştıracaktı. Aşağı indiğinde, Aziz bahçede Sibel'le oturuyordu. "Günaydın," dedi Cihan. "Günaydın efendim." "Aziz, bugün seni köyde gezdirip insanlarla tanıştırmak istiyorum." Aziz şaşırdı. "Tamam. Hazırlanayım?" Sibel endişeyle baktı. "Baba, bu kadar erken mi? İnsanlar hâlâ..." "Hâlâ ne? Hâlâ şüpheci mi? Evet, öyleler. Ama şüphe, tanımamaktan gelir. Tanırlarsa, şüpheleri azalır. Altı ay çabuk geçer. İyi değerlendirmeliyiz." Kahvaltıdan sonra hazırlandılar. Cihan, Aziz'e Urfa'nın geleneksel kıyafetlerinden bir takım verdi: şalvar, gömlek, yelek. Aziz, bunları giymekte tereddüt etti. "Kendi kıyafetlerimle daha rahat olurum aslında," dedi. "Hayır," diye ısrar etti Cihan. "Burada, görünüş önemlidir. Bizim gibi giyinirsen, insanlar seni daha çabuk benimser." Aziz, kıyafetleri giydi. Aynada kendine baktığında... farklı görünüyordu... Sibel güldü. "Çok farklı görünüyorsun." "İyi mi, kötü mü?" "İyi. Yakıştı..." İlk durakları, köy meydanındaki kahvehaneydi. Sabah saatleriydi, içeride on-on beş yaşlı oturuyor, çay içip tavla oynuyordu. Cihan içeri girdiğinde, herkes ayağa kalktı. "Oturun, oturun," dedi Cihan. "Misafir getirdim. Artık, Aziz'i tanıyorsunuz. Sibel'in nişanlısı." Tüm gözler Aziz'e dikilmişti. Aziz, tedirgin bir şekilde gülümsemeye çalıştı. "Selamünaleyküm," dedi, şirin görünmeye çalışarak. Yaşlılardan biri, Hüseyin Dayı, ayağa kalktı. Yetmiş yaşlarında, sakalı bembeyazdı. "Aleyküm selam. Hoş geldin." "Hoş bulduk." Hüseyin Dayı, Aziz'i baştan aşağı süzdü. "Kıyafetlerimizi giymişsin. Beğendin mi?" "Evet, çok rahat." "Biraz rahatsız gözüküyorsun. Ama zamanla alışırsın." Diğer yaşlılar, yavaş yavaş normale döndü. Kimisi oyununa döndü. Bazıları Aziz'i çağırdı, yanlarına oturttu. Çay içtiler. Sohbet ettiler. Cihan, bir köşeye çekildi, olanları izledi. Hüseyim Dayı sordu: "Nerelisin genç adam?" "İzmirliyim." "İzmir... Deniz kenarı. Burada deniz yok. Sadece sıcak ve toz." "Evet, burası farklı. Ama güzel." "Güzel mi?" diye güldü Hasan Dayı. "Sen daha yaz sıcağını görmedin. Taşlar erir o sıcakta." Yaşlılar, Aziz'e sorular sormaya başladılar. Ailesini, mesleğini, İstanbul'da nasıl yaşadığını soruyorlardı. Aziz, açık yüreklilikle cevapladı. Yalan söylemedi, süslemedi. Bir saat sonra, kahveden ayrıldıklarında, Aziz rahat bir nefes aldı. "Çok baskı altında hissettim," dedi. "Ama başardın," dedi Cihan. "Hüseyin Dayı, seni sevdi." "Nasıl anladınız?" "Seni 'genç adam' diye çağırdı. Bu, iyiye işaret." İkinci durakları, köyün bakkalıydı. Onun da adı Hüseyin'di. Hüseyin'in dükkanı küçüktü ama her şey vardı. Hüseyin, kırklı yaşlarında, şişmanca bir adamdı. Cihan'ı görünce gülümsedi. "Reis, hoş geldin. Bugün ne alacaksın?" "Bugün alışveriş için değil, misafirliğe geldim. Bu, Aziz." Hüseyin'in yüzünde bir gölge düştü. "Ah, evet." Aziz, elini uzattı. "Memnun oldum." Hüseyin, elini sıktı ama soğuktu. "Ben de." Cihan, durumu anladı. Hüseyin, Mazhar'ın tarafındaydı. "Hüseyin, Aziz altı ay burada misafirimiz olacak. Aldıklarını... Ben aldım say." "Tabii ki Reis.." Ama Hüseyin'in ses tonu, sözlerinin tam tersini söylüyordu. Aziz, birkaç şey aldı: su, meyve, Sibel için çikolata. Hüseyin, Cihan'dan parayı alırken göz teması kurmadı. Dükkandan çıktıklarında Aziz, "Sanırım benden hoşlanmadı," dedi. "Evet. Ama önemli değil. Daha zamanımız olacak." "Sizce neden hoşlanmadı?" "Çünkü Hüseyin, Cemal'in yakın arkadaşı." Köy meydanına doğru yürüdüler. İnsanlar, onlara bakıyordu. Çoğunluk selam veriyor, bazıları ise bakışlarını kaçırıyordu. Tam o sırada, karşılarına Cemal ve iki arkadaşı çıktı. Cemal, Aziz'i görünce yüzü ekşidi. "Ne oldu Reis? Kuçu kuçunu mu gezdiriyorsun?" Cihan'ın yüzü gerildi. "Cemal, saygılı ol." "Neye saygı duyayım? Aşiretimize gelen yabancıya mı?" Aziz, öne çıktı. "Ben yabancı değilim. Sibel ile evleneceğim." Cemal, acı bir kahkaha attı. "Evlenecekmiş! Bak sen! Daha aşiretimize kabul edilmedin bile." "Bu benim ve Sibel'in kararı." "Hayır!" diye bağırdı Cemal. "Bu aşiretin kararı! Ve aşiret, seni istemiyor!" Etrafta insanlar toplanmaya başlamıştı. Cihan, durumun kontrolden çıkmak üzere olduğunu anladı. "Cemal, yeter. Yolumuzdan çekil." "Çekilmeyeceğim! Sen reis olabilirsin, ama benim de söz hakkım var! Ve ben diyorum ki, bu adam burada istenmiyor!" Cemal'in arkadaşları, onu destekler gibi başlarını salladılar. Kalabalık büyüyordu. Tam o sırada, bir ses duyuldu: "Ne oluyor burada?" Herkes döndü. Mazhar, kalabalığın arasından yürüyerek geliyordu. Yüzü asıktı. "Baba," dedi Cemal. "Reis, bu yabancıyı gezdiriyor. İyice içimize sokuyor. Buna izin veremeyiz." Mazhar, Aziz'e baktı. Gözlerinde bir nefret vardı. Sonra Cemal'e döndü "Zamanı değil. Eve git." Tekrar Cihan ve Aziz'e döndü. "Buraya aşiretimizi karıştırmaya mı geldin?" Aziz, sakince cevap verdi: "Hayır efendim. Sibel'i sevdiğim için geldim." "Sevgi!" diye tükürürcesine tekrar etti Mazhar. "Sevgi, her şeyi mazur gösterir mi? Bizim kurallarımız var. Geleneklerimiz var. Sen onları çiğniyorsun." "Niyetim çiğnemek değil. Geleneklerinize saygı duyuyorum." "Saygı, buraya gelmekle gösterilmez. Saygı, uzak durmakla gösterilir." "Amca, lütfen. Burada kavga etmeyelim. Herkes işine dönsün." Mazhar, Cihan'ın gözlerine baktı. "Tabii ki kavga etmek istemiyorsun, çünkü kaybedeceğini biliyorsun." "Kaybetmek ya da kazanmak değil mesele. Mesele aşiretin huzuru." "Aşiretin huzuru, senin kızın bu yabancıyı getirdiğinde bozuldu!" O anda, başka bir ses duyuldu: "Yeter!" Herkes döndü. Sibel, kalabalığın arasından ilerliyordu. Yüzü öfkeden kızarmıştı. "Sibel, geri dön," dedi Cihan. "Hayır baba. Burada olmalıyım." Sibel, Mazhar'ın karşısına dikildi. "Büyük Amca, Aziz benim seçimim. Onu seviyorum. Ve onunla evleneceğim." Mazhar, Sibel'e acıyarak baktı. "Kızım, sen aklını yitirmişsin. İstanbul, seni bozmuş." "İstanbul beni bozmadı. Beni özgürleştirdi. Ve ben, özgür bir kadın olarak, kimi seveceğime kendim karar veririm." Kalabalıkta homurdanmalar yükseldi. Bir kadının, böyle erkeklerin ortasında konuşması, birçok kişi için kabul edilemezdi. Tam o sırada, yaşlılardan biri, Mehmet Ali Dede, kalabalığın arasından çıktı. Bastonuna dayanarak yürüyordu. "Ne bu gürültü? Köy meydanını pazar yerine mi çevirdiniz?" "Mehmet Ali Dede," dedi Mazhar. "Reis, kuralları çiğniyor." "Ben, göreceğimi gördüm," dedi Mehmet Ali. "Ve duyacağımı da duydum. Ve sana soruyorum Mazhar: Sen ne istiyorsun? Kan mı?" Mazhar şaşırdı. "Kan değil. Adalet." "Adalet mi? Yoksa intikam mı? Sen, Cihan'ın reis olmasını hiç hazmedemedin. Çünkü sıra sendeydi, değil mi?" Kalabalıkta şaşkınlık dalgası yayıldı. Bu, herkesin bildiği ama kimsenin konuşmadığı bir gerçekti. Mazhar'ın yüzü bembeyaz oldu. "Bu... bu doğru değil." "Doğru," diye ısrar etti Mehmet Ali. "Sıra sendeydi. Ama aşiret, Cihan'ı seçti. Sen bunu asla unutmadın." Mazhar, konuşamadı. Sadece, Mehmet Ali'ye bakakaldı. Mehmet Ali, kalabalığa döndü. "Hepiniz dinleyin! Ben bu aşiretin en yaşlılarındanım. Ve diyorum ki: Cihan, iyi bir reis. Adil. Ve kızının mutluluğunu istemesi, onu zayıf yapmaz. Aksine, güçlü yapar." Kalabalık, sessizce dinliyordu. "Cihan, bu genç adam'a altı ay süre verdi. Ve ben, bu süreye saygı duyuyorum. Siz de duymalısınız. Eğer bu adam, altı ay sonra aşiretimize layık değilse, o zaman karar veririz. Ama şimdi değil. Şimdi, ona şans vermeliyiz." Mazhar, son bir direniş gösterdi: "Ama Dede..." "Sus Mazhar!" diye kesti Mehmet Ali Dede. "Yeterince konuştun. Senin öfken, aşireti bölüyor. Ve ben, bölünmeye izin vermeyeceğim." Mazhar, yenilgiyi kabul etti. Başını öne eğdi, döndü, uzaklaştı. Mehmet Ali, Cihan'a baktı. "Cihan, bu genci iyi yetiştir. Altı ay sonra, hala yaşıyor olursam, yüümü kara çıkarmayın..." "Teşekkür ederim Dede." Mehmet Ali, Aziz'e döndü. "Genç adam, sen de dikkatli ol. Burada her hareketin, her sözün izleniyor. Yanlış bir adım atma." "Atmayacağım," diye söz verdi Aziz. Kalabalık dağılmaya başladı. Cihan, Sibel'e baktı. "Neden geldin? Tehlikeli olabilirdi." "Baba, bu benim de savaşım. Ben de Aziz'in yanında olmalıyım." O akşam, Cihan aşiretin diğer ileri gelenlerini eve davet etti. Onlarla durumu değerlendirmek istedi. Akşam yemeğinde, sekiz kişi vardı: Cihan, Kadir, ve aşiretin önemli üyelerinden altısı. Hepsi, orta yaşlı, saygın adamlardı. Yemekten sonra, Cihan konuştu: "Bugün olanları hepiniz duydunuz. Mazhar Amca, açıkça bana karşı çıktı." Adamlardan biri, Mustafa, söz aldı: "Cihan, Mazhar yaşlı. Fikirleri değişmez. Ama onun peşinden gidenler az." "Kaç kişi?" "Belki on, on beş aile. Aşiretin geri kalanı, seninle." Diğeri, Ali, ekledi: "Ama dikkatli olmalısın. Mazhar, kendini haklı görüyor. Haklı görülmek istiyor. Dini kullanmaya devam ediyor. İnsanlara, senin dinsiz olduğunu söylemeye başladı." "Ben dindarım." "Biliyoruz. Ama Mazhar, yalanları gerçek gibi gösteriyor." Mustafa tekrar konuştu. "Sibel'in gelişinden önce yaptıkların unutuldu bile. Kim olduğunu tekrar hatırlat. Neden reis seçildiğini... Köydeki sorunları çöz. İnsanların dertlerini dinle. Onlara, senin onlar için çalıştığını göster. Ve ayrıca, Aziz'i de bu işlere dahil et. İnsanlar, onun çalışkan olduğunu görsün." Ertesi sabah, Cihan erken kalktı. Köyün etrafını dolaşmaya başladı. İnsanların sorunlarını dinledi. İlk durağı, köyün kenarındaki bir evdi. Yaşlı bir kadın, Havva Ana, kapısının önünde oturuyordu. Cihan'ı görünce ayağa kalkmaya çalıştı. "Otur Havva Ana, otur." "Reis, hoş geldin." "Nasılsın? Bir ihtiyacın var mı?" Havva Ananın, gözleri doldu. "Çatım akıyor Reis. Geçen gün yağmur yağdığında, içeri su sızdı." "Tamir ettirelim. Kadir'e söyleyeceğim, bugün gelsin." "Allah senden razı olsun Reis." İkinci durağı, genç bir çiftin eviydi. Ahmet ve Fatma, geçen yıl evlenmişlerdi. Cihan'ı görünce şaşırdılar. "Reis, buyurun." "Nasılsınız? Bir sıkıntınız var mı?" Ahmet, tereddüt etti. "Aslında... evet. Tarlamızın sulama suyu kesildi. Kanal tıkanmış." "Yarın, adam gönderirim temizlemeye." "Çok teşekkür ederiz Reis." Bütün gün böyle geçti. Cihan, köydeki her evi tek tek dolaştı. Sorunları dinledi, çözümler bulmaya çalıştı. Akşam olduğunda, yorgundu. Eve döndüğünde, Aziz onu bekliyordu. "Bugün neredeydiniz? Bütün gün sizi görmedim." "Köyü dolaştım. İnsanların sorunlarını dinledim." "Ben de yardım etmek isterim." Cihan, Kadir'i çağırdı. "Havva Ana'nın çatısı tamir edilecek." Aziz'e döndü. "Yarın Kadir'le git." Ertesi gün Aziz, çatı tamirinde ve birkaç ufak işte daha Kadir ve arkadaşlarına yardım etti. Sonraki gün, Cihan ve Aziz birlikte köyü dolaşmaya başladılar. İlk durakları, köyün okuluydu. Üç odalı, eski bir binaydı. İçeride, ilkokul öğretmeni, yirmi öğrenciye, anasınıfı öğretmeni de 8 öğrenciye ders veriyordu. Üçüncü oda boştu. Lojman ise depo olarak kullanılıyordu. İlkokul öğretmeni, Aylin Hanım, otuzlu yaşlarında, enerjik bir kadındı. Anasınıfı öğretmeni Hülya ise yirmilerinin başında gibiydi. Aylin öğretmen konuştu. "Reis, hoş geldiniz. Buyurun." "Aylin Hanım, sizi rahatsız etmeyelim. Sadece, size yardımcı olabilecek birini tanıştırmak istiyorum. Bu, Aziz. Bilgisayarlar hakkında yardıma ihtiyacınız olduğunu söylemiştiniz." Aylin, Aziz'i merakla süzdü. "Memnun oldum. Cihan Bey anlatmıştır. İlçeden aldığımız bilgisayarlar var altı tane. Eski... Bir bilgisayar sınıfı kurmak istiyoruz. Hem çocuklar için, hem de okul saati dışında köylünün kullanması için. Biz... Denedik ama beceremedik." "Bilgisayarcı değilim ama İstanbul'dayken iki sene yazları internet kafede çalıştım. Kesin yapabilirim demiyorum ama elimden geleni yaparım." Aylin, Aziz'e boş odayı gösterdi. Lojmanda depoladıkları bilgisayarları, ve hatta ıskartaya çıkmış eski akıllı tahtayı... "Bunlar benimle aynı yaşta" dedi Aziz tereddütle. Cihan, gülümsedi. "Kanıtla bakalım kendini. İhtiyacın olursa Kadir'i ara" Aziz, Aylin öğretmenden kağıt kalem istedi. Aklındaki bilgisayar sınıfını kabataslak çizdi. Gerekecek kabloları, uzunluklarını, üçlü, dörtlü ve beşli prizleri, ethernet kablolarını, tüm bu kabloların kalabalık gözükmemesi için gereken kablo yollarını hesaplamaya ve yazmaya başladı. Cihan, Aziz'i okulda bırakıp çıktı. "Gereken her şeyi yaz. Kadir'i gönderiyorum." Yirmi dakika sonra kadir geldiğinde Aziz de listeyi hazırlamıştı. İlk büyük görevini almıştı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD