Not: Bölüm 5000 kelimeyi geçtiği için yayınlatmadı platform. O yüzden ikiye böldüm.
Keyifli okumalar...
🌹 🌹 🌹
"Şahin Usta'm bize oradan iki porsiyon Sibel gönderir misin?!"
...
Fikret dahil, lokantadaki herkes bir an donup kaldı. Çünkü bu siparişi vermeye ne Bahadır'ın ne de Şafak'ın ciğeri yeterdi. Fikret'in yanında böyle bir manyaklığı yapsa yapsa ancak Azer yapardı. Nitekim yapmıştı da...
"Lan..."
Fikret duyduklarını idrak etmek için duraklasa da... sağır değildi. Gayet de duymuştu her kelimeyi. Usulca başını omzunun üstünden arkaya çevirip alev alev yanan gözlerini Azer'in olduğu masaya dikti. Lokantada ölüm sessizliği sürüp giderken delikanlı çoktan ayağa dikilmiş, biraz sonra çıkacak olan kavga için Fikret'i bekliyordu.
"Sibel yok! Kalmadı."
Fikret boynunu kütletti ayağa kalkarken. Bilerek ya da bilmeyerek... Azer'in dün inkâr ettiği şeyi bugün savunur gibi Sibel'in adını taşıyan tatlıyı istemesi kafasını karıştırmıştı. Nereden bakılırsa bakılsın şüpheli bir durumdu onun için.
Hiç konuşmadan uzanıp soğuk içecek dolabının yanındaki duvara yaslı duran kırık fırın küreğini eline alırken aşırı soğukkanlı oluşu Bahadır'ı ürkütmüştü.
"Fikret... Abi sakin ol gözünü seveyim."
Ortamdaki gerginlik her geçen saniye biraz daha artarken Serkan her zamanki gibi ghost modunu açmış, kavgayı naklen takip edebilmek için kasadan tarafa yanlarken; Fikret çoktan elindeki fırın küreğiyle beraber adımlarını Azer'in masasına yöneltmişti. Yüzünde korkutucu bir ifade vardı.
"...Onun yerine sana bir porsiyon Fiko verelim?!"
"Olur olur, yeriz yeriz!"
Ve... Dananın kuyruğu koptu.
Fikret gözü dönmüş vaziyette Azer'in üstüne doğru hücuma kalkıp kuvvetli bir ÇAT sesi eşliğinde elindeki fırın küreğini delikanlının omzunda ikiye kırdı. Azer acı çektiğine dair hiçbir emare göstermeyince de hırslanıp yakasına yapıştığı gibi kafasını tüm gücüyle esmerin burnuna geçirdi bu sefer.
"Şerefsizin evladı!"
Fikret aslında çok direnmişti ama her şey bu kadar üst üste gelince dayanamayıp fidesten atmıştı sonunda. Ve artık kendini durdurmayacaktı. Babasına verdiği sözün de ta ebesinin nikahına kadar yolu vardı. Diyetse diyet... ödeyecekti.
"Def ol git ulan hayatımdan! Irz düşmanı!"
Yumruklar başta tek taraflıyken, biraz sonra karşılıklı olmaya başladı. Azer de ona vuruyordu şimdi.
"Asıl sen def ol git lan! Kıskanç köpek!"
Bu lafla daha da kuduran Fikret ellerini Azer'in boğazına yerleştirip sıkmaya başlayınca, iki genç boğuşa boğuşa lokantanın açık kapısından çıkıp arnavut kaldırımlarla döşeli sokağa yuvarlandılar. Ölümüne bir kavgaydı bu. Adeta askerlik boyunca edemedikleri bütün kavgaların telafisi niteliğindeydi. Aylarca birbirini görmeyen iki sevgilinin dudaklarına benziyordu yumrukları. Fakat tek bir farkla... Onlarınki aşk değil, ölüm kokuyordu.
"Her şey bitti, şimdi de kız kardeşime mi göz diktin puşt!"
Yerde yuvarlanırlarken Azer'in üstüne çıkıp kuvvetli bir yumruk daha savurdu Fiko. Gözlerinin beyazı kan çanağına dönmüş, biraz evvel Azer'in yüzüklü elinden gelen yumruk sol elmacık kemiğini çizmişti.
"Seni yaşatmam oğlum bu mahallede! Yaşatmam!"
Fikret kükrerken tükürükler saçmayı umursamadı. Aylardan sonra ilk defa kendi gibi hissediyordu. Kanını kaynatıp onu uçurumlara sürükleyen bu tanıdık heyecan, bu kavga; birbirlerine attıkları düşmanca bakışlardan, imalı konuşmalardan kat kat daha iyi gelmişti.
"Azer! Dayan kardeşim!"
Şafak "Yettim abeyy..." dercesine Fikret'in omuzlarına yapışıp onu kendine çektiğinde, Azer ağzına dolan kanı tükürüp düştüğü yerde
iki büklüm oturdu kaldı. Göğüs kafesi ciğerlerine batarken soluk almakta zorlanıyordu ama umrunda değildi. Ne yaparsa yapsın Fikret'e başka türlü yakın olamayacağını biliyordu. Bu yüzden kendini hiç kandırmadı. Onların gerçeği buydu. Bu yüzden, biraz zorla da olsa eski düzenin geri gelmesi içten içe mutlu etmişti onu.
"Bırak lan Fiko'yu!"
Bahadır da dahil olmuştu şimdi kavgaya. İlk icraatı da Fikret'i zapturapt altına almaya çalışan Şafak'ı ensesinden tuttuğu gibi tek hareketiyle yere çalmak olmuştu. Tabi akabinde boşa çıkan Fikret de hemen soluğu Azer'in yakasında almıştı.
"Sana 'Yeminliyim." dedim! "Burnumun dibine girme.' dedim! Kardeşimden uzak dur dedim! Eceline mi susadın lan? İt!"
Yüzüne bir yumruk daha patlatıldığında Azer kanlı dişlerinin arasından gıcık bir kahkaha savurdu. Patlayan dudağının acısını hissetmiyordu bile. Fikret ise ona baktıkça kafayı yiyecek gibiydi:
"Bunca derdimin arasında bir de senle mi uğraşacağım ben şerefsiz?! İki porsiyon Sibel'miş! Oyun mu sanıyorsun sen bunu yavşak? Yakarım oğlum seni! AZEER! YAKARIM..."
Delikanlı sustu, cevap vermedi. Her ne kadar kendine itiraf edemese de onunla yumruk yumruğa dövüşürken, boğuşurken, kollarında can çekişirken mutluydu. Bu uğurda canı yansa da... "Aşkın vurduğu yerde çiçekler açar." felsefesinden bir adım şaşmıyor, zevk naraları atarken inadına sırıtıyordu Fikret'e karşı. Hâliyle bu görüntü, zaten öfkeden gözü dönmüş Fikret'i daha da delirtiyordu.
"BAHADIR! A benim salak oğlum! Şafak'la dövüşeceğine şunları ayırsana! Öldürecekler birbirlerini!"
Şahin Usta polis çağırmış, endişeyle kavgayı ayırması için oğluna seslenirken siren sesleri çoktan mahalleyi sarmıştı. Esnaf kaplarının önüne çıkıp oğlanları ayırmak için harekete geçtiyse de polis havaya iki el ateş açınca herkes olduğu yerde kalakalmıştı.
"AÇILIN ARADAN!! AÇILL!"
Polisler kavga mahalline geldiğinde bütün esnaf bundan sonraki süreci çok iyi biliyordu.
Bu iki serseriye aylar sonra yine nezaretin yolları görünmüştü.
——— • 🌹 • ———
Bölümü iki parta böldüm. Devamı için kaydır. ;)