Barlas'ın Anlatımından Devam
Operasyon merkezinin kapıları açıldığında içeri girdik. Hepimiz tek sıra halinde dizildiğimizde bir adım öne çıkıp selam verdim. "Komutanım."
"Gelin gençler. Oturun şöyle."
Geniş masanın etrafındaki sandalyeleri çekip oturduğumuzda önümüzdeki dosyaları fark ettim. Üzerinde çok gizli yazıyordu.
"Dosyaları açın."
Yılmaz albayın dediğini yapıp dosyayı açtığımda Tefo'nun fotoğrafını gördüm. Bir kaç gece önce kafasını kestiğim adam...
"Kod adı Tefo. Azra Paşalı'yı kaçıran adam. Hepiniz kim olduğunu çok iyi biliyorsunuz zaten."
Başımı salladım. "Daha önce çatışmıştık ama elimizden kaçmıştı komutanım."
"Neyse ki artık Tefo yok. Fakat Tefo örgüt için önemsiz biri. Tefo'nun ipini tutan adamlar var. Kızımın kaçırılmasında da o adamların payı var. Yavaş yavaş, örgütün tüm mensuplarını ele geçireceğiz. Dağda olduğu kadar size burada da ihtiyacımız var. Çünkü en tepedeki isimler şehirde, halkımızın arasında. "
Albayı dinlerken sayfayı çevirdim. Daha önce hiç görmediğim bir kadının resmi vardı. Isabelle...
"Bir diğer sayfadaki kadın... Isabelle Moronne. Örgüt için önemli bir kadın. Silah teslimatından sorumlu ve eğer onu konuşturabilirseniz sizi örgüt liderlerine yönlendirecektir."
"Bu kadın mı silah teslimatını hallediyor gerçekten?"
"Şaşırtıcı ama öyle."
O kadar minyon tipli bir kadındı ki sokakta görsem ne kadar sevimli diye düşünürdüm. Belli ki her minyon da masum değilmiş.
"Bu kadını almanızı istiyorum. Bu akşam bir sevkiyat olacak. Sevkiyatı engelleyin ve kadını bir şekilde konuşturun."
"Emredersiniz komutanım."
"Şimdilik bu kadar, dağılabilirsiniz."
"Komutanım, bize hâlâ kızınızın neden kaçırıldığını söylemediniz?"
Gülümsedi. "Sen hep bu kadar meraklı mısındır Barlas Üsteğmen?"
"Üzgünüm komutanım ama ne olduğunu bilmek istiyorum."
"Söylediklerimi unutma ve sabırlı ol Barlas." Ayağa kalktı. "Herkes işinin başına."
Nefesimi bıraktığımda hep beraber operasyon merkezinden çıkıp dinlenme odasına doğru ilerledik. "Şimdi ne yapacağız komutanım?"
"Uysal kadını bulacak. Sevkiyattan önce kadını yakın takibe alacağız."
Kapıyı açıp odaya girdiğimizde kendimi koltuğa bıraktım. "Sevkiyatı nasıl önleyeceğiz?"
"Önlemeyeceğiz. Biz yapacağız sevkiyatı."
"O nasıl olacak komutanım?"
"Kırbaç ve Boğa. Siz sevkiyatı gerçekleştireceksiniz. Bir şekilde silahların olduğu aracın hakimiyetini ele geçirin. Ben de Isabelle ile olacağım. Tam sevkiyat gerçekleşirken kalanlar da üzerimize doğru ateş edecek."
"Olmaz komutanım, ben size ateş edemem."
"Gerçekten ateş etmeyeceksin herhalde Baykuş. Beraber çatışacağız ve sonra ben Isabelle'i alıp kaçacağım. Kadının güvenini kazanacağım yani."
"Komutanım yatarken nasıl böyle bir plan yaptınız, valla hayret ediyorum."
"Yatarken de düşünebiliyor normal insanlar Harun."
"Haklısınız tabi."
Kollarımı bağladım. "Uysal, şu kadının yerini bir bul bakalım. Gidip ziyaret edelim."
"Emredersiniz komutanım."
Operasyon merkezindeki görevli askerler de istesek bulurdu kadının yerini ama işimizi her zaman tek başımıza yapardık.
"Bu akşama kadar serbestsiniz. Önemli bir şey olursa haber veririm size."
"Ben gidip ev bakacağım. Hatunla çocuğu yanıma aldıracağım en yakın zamanda."
Kırbaç'a dönüp başımı salladım. "Valla ben de ev bakacağım. Olmaz böyle."
"Niye komutanım? Mis gibi yer işte, paranızı boşa harcamayın."
"Ozan ben buraya nasıl kız atayım oğlum? Yılmaz albay ecelim olur yemin ediyorum."
Gülüştüler. "Siz de kız atmayıverin o zaman komutanım."
"Benim bir seks hayatım var aslanlar, kıskanmayın. Ben sizin gibi iktidarsız bir adam mıyım?"
"Aşk olsun komutanım. Biz sadece sizin kadar dışa dönük değiliz o kadar."
Ozan lafa atladı. "Valla ben de dışa dönük olmak istiyorum. Komutanım, bana da öğretin. Bıktım şu yalnızlıktan artık. Kaç yaşına geldim yeter ya!"
"Hıı, bekle öğretirim. Dün geceden sonra bir daha seninle bir yere çıkmam."
"Ama komutanım daha kaç kere anlatacağım olayları?"
"İyi hoş aferin de senin yüzünden kızı orada bıraktım oğlum. Ben sorunsuz geceler istiyorum."
"Aşk olsun komutanım ya."
Doğruldum. "Neyse, Uysal sen bana adresi mesaj olarak atarsın. Ben hazırlanıp dışarı çıkıyorum."
"Emredersiniz komutanım."
Odadan çıkıp kendi odama geçtim. Burada bir süre Kerem ile beraber kalacaktık. Kendime bir ev bulduktan sonra ise rahattım.
Hızlıca üzerimdeki kamuflajları indirip siyah tişört ve siyah kot pantolonumu giydim. Silahımı belime yerleştirip ceketimi de alıp odadan çıktım.
Dışarı çıkıp arabama bindikten sonra kemerimi takıp telefonumu çıkardım. Bir süre arabanın içinde telefonuma bakındıktan sonra arabayı çalıştırıp gelişi güzel sürmeye başladım. Hem kısa bir Ankara turu yapıyordum hem de kafam dağılıyordu böylece.
Telefonum çalmaya başladığında cebimden çıkarıp açtım. "Efendim?"
"Komutanım, Isabelle'in yerini bulduk. Şu an bir restoranda yemek yiyor."
"Konumunu at."
"Hemen komutanım."
Telefonu kapatıp gelen mesaja baktım. Burayı az önce geçmiştim.
Hemen ilk yerden u dönüşü yapıp geri döndüm ve restoranın önünde durup arabadan indim. Gidip şu Isabelle ile tanışalım bakalım.
Restorana girdiğimde bir kadın karşıladı beni. "Hoşgeldiniz efendim, rezervasyonunuz var mıydı?"
"Yoktu ama bir arkadaşıma sürpriz yapmak için geldim."
"Anlıyorum efendim. Arkadaşınızın adını öğrenebilir miyim?"
"Isabelle Moronne."
Kadın listeden ismine baktıktan sonra başını kaldırıp gülümsedi. "Buyurun efendim, arkadaşınız içeride."
"Teşekkürler."
Dosyada gördüğüm fotoğrafı hatırlamaya çalıştım. Sarışın, büyük gözlü bir kadındı. Ve boya küpüne düşmüş gibiydi tabi. Umarım onu tanıyabilirdim.
Ve bingo. Isabelle yalnız başına yemeğini yerken karşısındaki sandalyeyi çekip oturdum. "Çok beklettim mi?"
Çatalını bırakıp ağzındaki lokmayı yutarken konuştu. "Tanışıyor muyuz?"
"Aşk olsun. Uzun zamandır ikimiz de bu anı bekliyorduk ve nihayet beraberiz."
"Beyefendi, sanırım yanlış kişiyle konuşuyorsunuz şu an."
Ellerimi masada birleştirdim. "Ben şu an doğru kadınla konuşuyorum. Benim hayatımdaki doğru kadın sensin."
Gülümsedi. İşte yavaş yavaş kendine geliyordu. "Çok tatlısınız ama sizi tanımıyorum."
Elimi uzattım. "Barlas ben."
Uzanıp elimi sıktı. "Isabelle."
Elini çevirip küçük bir öpücük bırakıp geri çekildim. "Memnun oldum."
"Anlamıyorum." elini çekip önündeki çatal ve bıçağı tuttu. "Birden bire nereden çıktın böyle?"
"Restoranın dışında yürüyordum ve birden gözlerim kamaştı. Başımı çevirdiğimde sizi gördüm ve güzelliğiniz yüzünden başım dönmeye başladı."
Tebessüm etti. "Gerçekten bir kadına ne söylemeniz gerektiğini çok iyi biliyorsunuz. Her kadına söylüyor musunuz bunları?"
Başımı olumsuzca salladım. "Hayır. Yalnızca çok güzel kadınlara söylüyorum. Sizin gibi."
Gülümsemesi giderek büyüdü. Kıvama geliyordu sonunda. "İnanılmaz birisin." nefesini bıraktı. "Sözlerin beni mutlu ediyor ama doğruyu söyle. Kimsin sen?"
"Şairim. Güzel kadınlar için şiir yazar dururum. Bir tanesini duymak ister misin?"
Başını salladı. "Zevkle."
Senin ben ebeni sikeyim Barlas. Kadını etkilemek için şiir nereden uyduracaksın şimdi?
Boğazımı temizledim. "Aslında o kadar da iyi şiir yazamam."
"Bunun yalan olduğunu biliyordum zaten."
"Yalan değil de tıkandım diyelim."
Güldü. "Bana gerçekten ne iş yaptığını söyle. Hadi."
"Pekala." masaya yaslanıp iyice yaklaştım ona. "Tır şoförüyüm."
"Tır şoförü mü?" Güldü. "İlginçmiş. Hiç öyle bir tip yok sen de."
"Fazla yakışıklı olduğumun ben de farkındayım."
"Ne taşıyorsun tır ile?"
Arkamı yaslandım. "Toz."
"Toz derken?"
"Çamaşır tozu."
Güldü. "Anlıyorum. Eminim çamaşır tozudur."
Nefesimi bıraktım. "İş mi konuşacağız hep böyle?"
"Ne konuşmak istersin?"
"Seni."
"Beni? Ne bilmek istiyorsun?"
"Çıplakken de bu kadar güzel misin mesela? Merak ettim."
"Bilmem. Bu gece gelip görebilirsin belki."
Dudaklarımı ıslattım. "Bayıldım bu fikre. O zaman bana numaranı ver."
Çantasından telefonunu çıkarıp bana uzattığında numaramı kaydedip çaldırdım. "O halde akşam kaçta buluşalım?"
"Akşam bir işim var. İşim bittikten sonra ben seni ararım."
Yüzümü astım. "İptal edemez misin işini?"
Heyecanla öne doğru atıldı. "Beni ikna edersen belki iptal ederim."
Hassiktir, iptal olmasın o iş de bir şekilde ben de onunla olmalıydım. "Sen bilirsin, böyle iyi sevişen bir adamı başka yerde bulamazsın."
"İyi sevişen..." dudaklarını ıslattı. "Çok cazip bir teklif ama bu akşamki işi iptal edemem."
"Ne işi bu, benden bile önemli olan?"
"Tam senlik aslında. Bir sevkiyat işi."
"Sevkiyat mı? Senin gibi narin bir kadın ne sevkiyatı yapabilir ki? Bak bizzat bu işin içinde olan biri olarak bazı sevkiyatlar tehlikeli olabiliyor."
"Eh, bizim işimizin de bazı zorlukları var tabi."
"Ne sevkiyatı peki bu?"
"Neden bilmek istiyorsun?"
"Çamaşır tozu sevkiyatı ise sorun yok ama başka bir şeyse belki de bir korumaya ihtiyacın olabilir?"
"Sen mi koruyacaksın beni?" kıkırdadı. "Nasıl koruyacaksın?"
"Bedenimle. Sana sımsıkı sarılacağım. Daha güvenilir bir şey bulamazsın."
"Hımmm... Baya cazip." tekrar öne doğru eğildi. "Peki bu beden kurşun geçirir mi?"
Oğlum... Kim bu kadını bu işlerin başına geçirdi ya? İki güzel söze tav olmuştu hemen. Her şeyi anlatacaktı neredeyse...
"Bu vücut kurşun geçirmez." Ben de ona doğru yaklaştım. "Ama gece sana bir şeyler geçirebilir. Kurşundan daha çok acıtan bir şey."
Dudaklarını yaladı. "Kahretsin. Bunu sevdim."
Ayağa kalktı. "Akşam seni arayacağım Barlas. Umarım beni bekletmezsin."
"Araman için sabırsızlıkla bekliyor olacağım."
Gülümseyip eğildi ve yanağıma bir öpücük bıraktı. "Görüşürüz Barlas."
Isabelle uzaklaşırken elimle yanağımı sildim. Güzel kadındı ama bir hainden olmazdı tabi. Bizim de bazı şartlarımız vardı sonuçta.
Ayaklanıp restorandan çıktım ve arabama bindim. Bir yandan da gözüm Isabelle'in üzerindeydi. Telefonu çıkarıp Harun'u aradım. Hemen açmıştı. "Emredin komutanım?"
"Harun, size bir numara atıyorum. Kadının telefon konuşmasını dinleyin. Sevkiyatı siz gerçekleştireceksiniz. Silahları alın bir şekilde."
"Emredersiniz komutanım."
Telefonu kapatıp hızlıca Isabelle'in numarasını Harun'a attım ve arabamı çalıştırdım. Akşama kadar en azından ev arayabilirdim.
~ ~ ~ ~ ~
Teslimatın gerçekleşeceği yere geldiğimizde Isabelle arabadan indi. Boğa ve Kırbaç ortalıkta yokken silahımı arabada bırakıp arabadan indim. Isabelle etrafta tur atarken yanındaki iki adam geldiğimi fark edip silahlarını çektiğinde ellerimi kaldırdım. "Hoppala! Ne oluyor be?"
"Barlas?"
"Bunlar kim? Sevgililerim deme bana."
Isabelle adamlarına emir verip silahlarını indirttiğinde yanıma yaklaştı. "Ne işin var senin burada? Beni mi takip ediyorsun?"
"Elbette hayır. Bir teslimat için geldim buraya. Seni görmek benim için de sürpriz oldu."
Kaşlarını çattı. "Teslimat mı? Ne teslimatı bu?"
Ellerimi kaldırdım. "Ben ne teslimatı olduğunu bilmem. Sormam da. Yap derler, paramı verirler ve yaparım."
"Tırın içinde ne olduğunu bilmiyorsun yani?"
"Bilmiyorum. Bizim elemanlar birazdan burada olur. Kontrol için geldim."
"Tuhaf. Hiç mi merak etmiyorsun ne olduğunu?"
Dudaklarımı ıslattım. "Merak etmiyorum. Dedim ya ben sadece paramın peşindeyim. Gerisi de beni ilgilendirmez."
Güldü. "Güzel. O halde bundan sonra bütün işlerimizi beraber yapalım."
"Senin gibi güzel bir kadınla çalışmak... Kulağa harika geliyor."
Güldü. İyice kıvama geliyordu. Ulan iki güzel söze de tav olmazsın ya...
Tır yaklaşmaya başlayınca Isabel'e iyice yaklaştım. Birazdan sahte bir çatışma olacaktı. Onu koruyor gibi davranmak için yakınında olmalıydım.
Tır durduğunda Kırbaç ve Boğa indi. Bize doğru yaklaştılar. "Abi, mallar geldi."
Sığır lan bu Boğa. Valla sığır. Sanki ben görmüyorum geldiklerini.
Boğazımı temizleyip cevap vermedim. Isabelle konuştu. "Biz bir kontrol edelim."
Yanındaki adamlar tırı kontrol ederken Kırbaç da onlara yardım ediyordu.
"Biz de yanlış olmaz Isabelle."
Gülümseyip bana döndü. "İşimi sağlama almayı severim."
Nefesimi bırakıp önüme döndüm. "Al bakalım."
Adamlar silahları kontrol ettikten sonra sahiplerine döndüler. "Temiz."
"Güzel." tekrar bana döndü. "O halde tır artık bizde. Arkadaşlarının teslimat parasını ödeyeceğim." aramızdaki mesafeyi kapatıp konuşmasına devam etti. "Seninkini başka türlü ödeyeyim? Ha yakışıklı?"
"Zevkle."
Bizim çocuklara döndüğümde ilk silah sesi duyuldu. Isabelle'in adamlarından biri vurulduğunda bağırdı. "Kahretsin!"
"Geç şöyle geç!"
Elini tutup tırın arkasına geçtik. "Kim bunlar?"
Başımı çevirip etrafa bakındım. Bizimkiler yaylana yaylana geliyordu. Tabi Isabelle'in adamlarını indirmeyi de ihmal etmiyorlardı.
"Türk askeri."
"Hay sikeyim! Nereden çıktı bunlar?"
"Şehrin göbeğinde silah teslimatı yapıyorsun, elbet çıkarlar!"
"Kahretsin!" çantasından bir silah çıkardığında elini tuttum.
"Ne yapıyorsun?"
"Kendimi koruyacağım."
Silahı çekip elinden aldım. "Ben hallederim. Arabama doğru gidebiliriz."
"Silah kullanmayı biliyor musun ki?"
"Biliyorum. Sen arabaya doğru koş. Ben bizim için koruma ateşi açacağım."
"Tamam."
Isabelle arkasını dönüp koşmaya başladığında ortaya çıkıp bir kaç el ateş ettim. Daha inandırıcı olsun diye Hayalet'e dönüp ateş ettim. Üzerinde çelik yelek vardı. Bir şey olmazdı ama yere yığılmıştı bile.
Isabelle arabaya bindiğinde arkamı dönüp koşarak arabaya yaklaştım. Bindiğim gibi arabayı çalıştırdım.
"Ne oldu?"
"Ne olacak? Kaçıyoruz işte."
"Umarım peşimize düşmezler."
Başımı olumsuzca sallarken ana yola çıktım. "Arkadaşlarından biri şehit oldu. Dikkatleri dağılacaktır."
Gülmeye başladı. "Bir köpek gibi öldü desene."
Aniden frene bastım. Bir köpek gibi?
"Ne oldu? Neden durdun! Peşimize düşecekler. Bas gaza."
Sakin ol Barlas. Bu kadına ihtiyacın var. Bu kadına ihtiyacın var Barlas.
"Sür şu arabayı!"
Derin bir nefes alıp arabayı tekrar çalıştırdım. "Ne yapıyorsun sen Barlas? Aklını mı kaçırdın?"
Boğazımı temizledim. "Bizim çocukları merak ettim. Tırdakileri. Kurtulabildiler mi acaba?"
"Ölmüşlerdir."
"Türk askeri silahsız kimseye ateş etmez."
"Çok biliyorsun ya sen. Onlar cani, onlar gaddar. Biz onlarla savaşıyoruz. Unuttun mu?"
Hayır şeytan diyor sık kafasına gitsin ama yok kardeşim. Yapamıyorum. Ama şu iş bitsin ben göstereceğim sana.
"Nereye gideceğiz?"
"En güvenli yere tabi ki. Evime."
"Silahlara el koydular. Sahipleri üstüne gelecektir. Evin güvenli olur mu sanıyorsun?"
"Haklısın. Çok kızacaklar." bana döndü. "O halde beni sana götür."
"Aklımı kaybetmedim. Yapamam."
"Neden?"
"Çünkü tehlikelisin belli ki. Seni yanımda tutamam."
"Beni böyle yalnız mı bırakacaksın?"
"Elbette hayır." başımı çevirip yüzüne baktım. "Otele gidelim. Bir süre ortalıklarda görünmemiş olursun."
Başını salladı. "Güzel fikir."
Tekrar önüme dönüp daha önceden ayarlanmış otele kadar sessizce arabayı sürdüm. Bu kadının daha fazla konuşmasını istemiyordum çünkü.
Otelden içeri girip danışmaya yaklaştım. "Bize bir oda verir misin? Tek gece için." Küçük bir oteldi. Öyle çok iş de yapmıyordu. Sessiz olduğu için bilerek burayı seçmiştim.
"Tabi efendim." arkadan 218 numaralı odanın anahtarını uzattı. "Buyurun efendim."
Anahtarı alıp Isabelle'e uzattım. "Sen odaya geç. Ben ödemeyi yapıp geliyorum."
Isabelle anahtarı alıp uzaklaşırken ben de hızlıca ödemeyi yapıp elemanın yanından uzaklaştım. Telefonumu çıkarıp Kerem'i aradım. Hemen açmıştı. "Emredin komutanım?"
"Bırak komutanı falan. Nasılsın? Merak ettim seni."
"İyiyim komutanım. Kurşun çelik yeleğe isabet etti zaten."
"İyi bari. Çocuklar ne yaptı?"
"Silahları teslim ettik. Şimdi merkeze geri dönüyoruz."
"İşin gerisi ben de. Siz dinlenin."
"Tamamdır komutanım."
Telefonu kapatıp arkamı döndüm. Gidip şu kadını konuşturalım bakalım.
218 numaralı odaya geçip kapıyı tıklattım. Bir kaç saniye sonra elinde telefonla kapıyı açıp yatağa doğru adımladı.
"Türk askeri nasıl buldu bilmiyorum. Bir açık vermedim. Dikkat ediyorum diyorum ya sana Nazım."
Nazım. İlk isim Nazım.
Kapıyı kapatıp yatağa oturduğumda etrafta turluyordu.
"Söyle büyük patrona benim bu işle ilişiğim yok. Eğer gerçekten suçum varsa ne sen ne başkası. Beni bizzat cezalandırsın. Ama dediğim gibi bu işte hiçbir alakam yok."
Büyük patrona bir yem vermemiz gerekiyordu o halde. Bu yem de Isabelle olacaktı.
"Sikeyim seni Nazım! Bir alakam yok diyorum!"
Bir kaç saniye karşı tarafı dinledikten sonra telefonu fırlattı. "Sik kırığı! Sen kimsin de bana emir veriyorsun!"
"Ne oluyor?"
Öfkeyle yatağa oturup nefesini bıraktı. "Tepedekiler sinirli. Teslimat başarısız olduğu için beni cezalandıracaklarmış. Ama kimin açık verdiğini bulup onu cezalandıracağım."
"Birinin açık ettiğini mi düşünüyorsun?"
"Evet. Asker yoksa nasıl baskın yapsın? Ya aramızda bir köstebek var ya da biri takip edildi." nefeslenip bana döndü. "Yoksa sen mi?"
"Ne?"
Güldü. "Şaka yapıyorum canım."
Nefesimi bırakıp konuştum. "Sen baya gerginsin. Biraz uyu istersen."
"Benim çok daha iyi bir fikrim vardı aslında."
"Ne gibi?"
Kollarını boynuma doladı. "Biraz eğlenelim mi? Bence ikimiz de bunu hak ediyoruz."
"Çok isterdim ama benim ufak bir işim var."
"Ne işiymiş bu?"
"Adamlar yakalanmış. Bizim de başımız belada. Hesap vermem gereken insanlar var Isabelle."
"Sonra versen olmaz mı?"
Başımı olumsuzca sallayıp ayağa kalktım. "Olmaz, bunu hemen halletmem gerekiyor. Bir kaç saat içinde dönerim. Sen uyu."
Bıkkınlıkla nefesini bıraktı. "O halde sabah kahvaltıdan önce senin tadına bakacağım. Beni fazla bekletme."
Başımı salladım. "Tabi. Daha sonra görüşürüz."
Başını salladığında odadan çıkıp nefesimi bıraktım. Bir kaç saat oyalanıp gelsem iyi olurdu. Bir haini koynuma alacak değildim.
~ ~ ~ ~ ~