Barlas'ın Anlatımından Devam
Arabaya bindiğimde telefonumu çıkarıp Mert'i aradım. Bir kaç saniye bekledikten sonra açtı telefonu. "Emredin komutanım."
"Isabelle bir isimden bahsetti. Nazım diye biri. Onu bulmamız lazım. Yapabilir misin?"
"Denerim komutanım."
"Uyku yok Mert. Sabaha o adamı istiyorum."
"Emredersiniz komutanım."
"İyi geceler."
Telefonu kapatıp gaza bastım. Sabah bir emlakçıya uğramıştım. Güzel de bir ev bulmuştum ama gezmeye fırsatım olmamıştı. Adam da asker olduğumu duyunca anahtarı vermişti. Şimdi gidip o eve bakacaktım. Sabaha karşı da otele geri dönüp planımı uygulamaya koyacaktım.
Bilerek karargaha yakın seçmiştim ki bir operasyon halinde hızlıca hareket edebileyim diye. Zaten günümüzün hatta günlerimizin çocuğunu karargahta geçirecektik de orası da ayrı mesele.
Eve vardığımda kemerimi açıp indim. Saat çoktan gece yarısı olduğu için sessizce kapımı kapatıp cebimden evin anahtarını çıkardım. Komşularla papaz olmak istemezdim ilk günden.
Bahçe kapısını açıp içeri girdim. Yan yana beş tane ev vardı. Hepsinin bahçesi de aynı yerdeydi. Benim için tek eksisi bu olabilirdi. Özel alandan bir haber olmalıydılar. Araya bir çit çekseler fena olmazdı.
Kapıya yaklaşıp anahtarı kapı deliğine sokup açtım. İçeri girdiğimde kapının yanındaki düğmeye basıp evi aydınlattım. Sabah pek görmeye fırsatım olmamıştı ama dayalı döşeli seçebileceğim en iyi ev buydu.
Anahtarı vestiyere bırakıp salona geçtim. Açılıp kapanan cam kapılar biraz rahatsız ediciydi. Bir duvar kısmı komple camdandı. Duvar dediğin taştan olurdu taştan. Camdan duvar mı olur?
Yine de eve şık bir hava kattığı için görmezden gelecektim. Ama bizim dağ ayıları eve gelse bütün camları indirirlerdi orası da ayrıydı tabi.
Salon gayet idealdi. Mutfağa geçtim. Küçüktü ama zaten yemek yapmayacağım için de sorun olmayacaktı.
Mutfaktan çıkıp banyoyu kontrol ettim. Tek sorun yoktu. Bu fiyata böyle bir ev bulduğum için şanslıydım.
Banyoyu kapatıp son odayı açtım. Evet, burası benim yatak odam olacaktı. Rahat rahat yatardım artık. Yine de şu örtüleri bir ara değiştirsem iyi olurdu.
Odanın kapısını kapatıp salona geçtim. Kendimi koltuğa bırakıp kapalı televizyona boş boş bakarken telefonum çaldı. Arayan Mert'ti.
"Efendim Mert."
"Komutanım, Nazım'ı buldum."
"Çok hızlısın her zamanki gibi."
"Ne demek komutanım. İşimiz bu."
"Anlat bakalım."
"Nazım terör örgütünün kilit parçalarından biri komutanım. Şehirde düzeni sağlıyor. Dağa hiç çıkmamış ama 2019 yılında bir bombalı saldırı yaptığı ispatlanmış. Hatta 2020 yılında ölü olduğu bilgisi geçilmiş ama yıllar sonra yüz tanıma sistemine takıldığı ortaya çıkmış. "
"Kendi öldü gösterip kim bilir daha kaç pisliğe bulaşmıştır."
"Öyle komutanım ama bunu şu an bilemiyoruz tabi ki."
"Başka bir şey var mı? Isabelle ile ilişkisi neymiş?"
"Komutanım Isabelle sınırdan malları alıp bir teslimat şirketi ile beraber Nazım'a iletiyor. Nazım da üstlerine yolluyor silahları ve tabiki sonra bu silahlar örgütün eline ulaşıyor."
"Biz bu Nazım'ı nerede bulacağız peki?"
"Sizin bunu soracağınızı iyi bildiğim için araştırdım komutanım ama pek de gerek kalmadı. Isabelle ile Nazım'ın telefon konuşmasını dinledik. Nazım yarın Isabelle ile görüşecek."
"Güzel. Görüşmelerine izin vermeyeceğiz."
"Anlamadım komutanım? Nazım'ı bulmak istemiyor muydunuz?"
"Nazım'dan önce büyük patronu bulmak istiyorum. Eğer onu bulursak diğerleri halledilir."
"Siz sanırım Isabelle'in konuşmasından bahsediyorsunuz."
"Aynen öyle. Isabelle'in hata yaptığını Nazım duymalı ve büyük patrona yetiştirmeli. Büyük patron denilen adam böylece ortaya çıkacaktır."
"Yalnız komutanım bu çok riskli olur."
"Denemeye değer. Bir sorun olursa tüm sorumluluğu üstlenirim ben."
"Anladım komutanım."
"Hadi, sen de uyu artık. İyi iş çıkardın."
"Sağ olun komutanım."
Telefonu kapatıp ayağa kalktım. Henüz parasını vermediğim bir yerde kalamazdım elbette. Bu yüzden biraz kestirmek için karargaha geçecektim.
Işıkları kapatıp kapıyı açtım. Evden çıkıp anahtarı cebime koyduktan sonra büyük bir takırtı duydum yan evden. Başımı çevirip karanlık eve baktım. Bu saatte o takırtı da neydi öyle?
Sanane Barlas. Milletin evinde çıkardığı sesten sanane.
Umursamayıp adımladığımda bir kez daha bir takırtı ve ardından bir kadın çığlığı duyulduğunda daha fazla dayanamadım ve yan eve yaklaştım. Evin mutfak tarafının penceresi açıktı. Hızlıca pencerenin pervazına basıp sessizce içeri girdim. Belimdeki silahı çıkarıp doğrultarak adımladım. Her yer karanlıktı ve az öncenin aksine hiç ses çıkmıyordu. Tek bir yer hariç.
Yatak odası olduğunu düşündüğüm yere doğru ilerledim. Kapı hafif aralıktı ama içeride ne olduğunu görecek kadar aralık değildi.
Sessizce kapıyı açtım. Yatağın diğer tarafında biri eğilmişti. Evlerimiz aynı plana sahip olduğu için silahı gördüğüm hareketliliğe doğrultup ışığı açtım. "Kaldır ellerini!"
Bir kadın çığlık atarak doğruluğunda hızlıca havlusuna tutundu. "Siz?"
"Sen? Senin ne işin var evimde?"
"Ben... Dışarıdan sesler duyunca bakmak istedim."
Azra nefeslenip havlusunu düzeltti. Yeni banyo etmişti anlaşılan. "İndir şu silahı ya!"
Silahı hâlâ ona doğrulttuğum farkında bile değildim. Hızlıca silahı indirip belime yerleştirdim. "Bir şey mi oldu? Dışarıdan sesler duydum."
Dolabını gösterdi. "Yukarıdaki kutular düştü. Biri başıma düşünce ben de bağırdım. Hepsi bu. Ayrıca birinin evine bu şekilde giremezsin."
"Kusura bakmayın ama tehlikede misiniz değil misiniz anlamam lazımdı."
"Gördüğün gibi hiç uygun bir durumda değilim ki çıplak bile olabilirdim. Bu evime pat diye gireceğin anlamına gelmiyor."
"Çıplak bir şekilde de başınız tehlikede olabilirdi. Size yardım etmeliydim."
Nefesini bıraktı. "Tamam, peki. Anlaşıldı. Ama gördüğün gibi tehlikede değilim."
"Doğru. Ben artık gideyim."
Arkamı döndüğümde konuştu. "Bekle. Yani şey bekleyebilir misin biraz?"
Kapı kulpunu tutup ona döndüm. "Bir sorun mu var?"
"Biraz beklersen konuşalım istiyorum. Müsait misin?"
"Benimle ne konuşacaksınız ki?"
"Siz salona geçin, ben üzerimi giyinip geliyorum."
Hâlâ anlamış değildim. Benimle ne konuşmak istiyordu ki? "Peki, olur."
Gülümsedi. "Kahve içer misiniz?"
Başımı salladım. "Olur."
"Beş dakikaya geliyorum."
Başımı sallayıp odadan çıkıp kapısını kapattım. Salona geçip koltuğuna oturduğumda bu durumu biraz garipsedim. Şimdi biz albayın kızı ile komşu mu olmuştuk?
Gerçi bu iyiydi. Ondan bir şeyler öğrenebilirdim. Babası ona da anlatmamıştı ama ısrar ederse öğrenirdi.
"Geldim."
Kahveleri önümüzdeki sehpaya bıraktığında doğruldum. "Teşekkür ederim."
Yanıma oturup gülümsedi. "Eee, ne var ne yok?"
Ne var ne yok? Anlaşılan sorgu modunu açmıştı. "İyi. Aynı her şey."
"Babam sizi ekibine alacağını söylemişti. Nasıl? Alışabildiniz mi?"
"Dağdan indik şehire, ee biraz tuhaf haliyle."
"Orman çocuğu gibi konuşma. Şehirin nesi kötü?"
"Kötü değil de işte alışmış değiliz ya."
"Sen nerede doğdun Barlas?"
"İstanbul'da doğdum."
"Asker olmaya nasıl karar verdin peki?" kahvesinden bir yudum alıp bağdaş kurdu.
"Çocukken karar verdim."
"Taa çocukken mi? İlginçmiş."
"Aslında ilginç değil. Şartlar böyle gerektirdi diyelim."
"Hangi şartlar?"
Nefesimi bırakıp kahvemden bir yudum aldım. "Benimle konuşmak istediğin şey bu muydu?"
"Hayır. Aslında başka bir şeydi ama merak ettim işte. Laf lafı açtı." derin bir nefes aldı. "Söylesene. Neden asker olmaya karar verdin?"
Bardağımdaki kahveye bakıp yutkundum. "Bana ne sormak istiyorsan sor hadi."
"Anlaşılan anlatmak istemediğin şeyler var. O zaman sorumu sorayım."
Başımı çevirip yüzüne baktım. "Sor bakalım."
"Babamla hiç konuştun mu? Beni neden kaçırdıklarını sana söyledi mi?"
"Sen bilmiyor musun?"
"Hayır."
"Bu konuyla ilgili bir şey söylemem doğru değil. Ama içini rahatlatacaksa ben de bir şey bilmiyorum."
Yüzünü düşürdü. "Bu sefer ki başkaydı sanki. Sadece video çekerken babamı ikna etmek için itip kakıyorlardı. Vuruyorlardı bazen ama kamera kapandığı an bir telaşla iyi olup olmadığımı kontrol ediyorlardı. Onlar için belli ki çok değerliyim. Aslında ben değil de babamdan istedikleri şey belli ki çok değerliydi. Ama bunun ne olduğunu bilmiyorum."
Albay kızı olduğu için ona elbette iyi davranacaklardı ama albayın sır gibi sakladığı şey neydi merak ediyordum. Bunu bizden saklaması tuhaftı. "İnanın ben de bilmiyorum Azra hanım. "
" Azra hanım mı? Şu hanım muhabbetini ortadan kaldırsak mı?"
"Olmaz. Babanızla bir alt üst ilişkimiz var."
"Babamla var. Benimle değil. Azra diyebilirsin."
"Albay kızı olmak da önemli bir rütbe Azra hanım."
"Off, gerçekten bir daha hanım dersen kötü olacak Barlas bey. Sadece Azra diyebilirsin. En azından yalnızken."
"Babanızın yanında Azra hanım derim ama."
Elini uzattı. "Anlaştık."
Uzanıp elini sıktım. "Anlaştık."
Elini bıraktığımda tekrar konuştu. "Senin ne işin var peki burada? Benim için mi geldin?"
Başımı olumsuzca salladım. "Aslında yan evi kiraladım. Kontrol etmek için gelmiştim."
"Yan evi mi? Vay be, gölge komutanım ile komşu mu olduk şimdi?"
Güldüm. "Sanırım."
"Ne zaman taşınacaksın?"
"Ev dayalı döşeli zaten ama bir kaç gün içinde geçerim tabi." yarın ki operasyona bağlıydı her şey. "Hem sizi de korumuş olurum. Bir sıkıntı oldukça bana gelebilirsiniz."
"Hâlâ siz diyorsun Barlas ya. Sen demeye alış. Ve teşekkür ederim. Bir sıkıntım olursa gelirim yanına."
"Yarın okulun var mı?"
"Var evet." kahve bardağını bırakıp ayağa kalktım.
"O halde ben artık gideyim. Sen de sabah erken kalkacaksın, uyusan iyi olur."
Gülüp ayağa kalktı. "Emredersiniz komutanım."
"Sonra görüşürüz."
"Görüşürüz Barlas. Bu sefer kapıdan çık."
"Olur tabi." kapıya kadar bana eşlik ettikten sonra bahçeden çıkana kadar bakmıştı da. Arabama bindiğimde kapısını kapatıp içeri girdiğinde saate baktım. Çoktan saat bir olmuştu. Gidip uyusam iyi olacaktı.
~ ~ ~ ~ ~
"Şimdi komutanım ben anlamadım. Kadını direkt alacak mıyız?"
"Evet." Silahımı belime yerleştirip saçlarımı düzelttim. "Ben şimdi gidiyorum. Kızı alacağım. Dışarı çıktığımızda etrafımızı çevirin. Nazım bizi izliyor olacaktır. Kelepçeyi ben takacağım ama. Nazım yanında bir askerle takıldığını görsün de büyük patron harekete geçsin."
"Komutanım ya kızı önemsemezlerse?"
"Önemserler. Bir avuç adamlar zaten. İlla ki hata yapanı cezalandırmak isteyeceklerdir."
"Anladım komutanım."
"Hadi siz hazırlanın. Ben otele geçiyorum."
"Tamamdır komutanım."
Karagahtan çıkıp arabama bindiğimde telefonum çaldı. Arabayı çalıştırdıktan sonra telefonu açıp kulağıma götürdüm. "Efendim?"
"Barlas, neredesin sen?"
Isabelle'di bu. Yeni uyanmış olmalıydı. "Geliyorum. Beş dakikaya oradayım."
"İyi, bekliyorum. Sabah kahvaltısı niyetine seni yiyeceğim. Bilmiş ol." güldüğünde yüzümü buruşturdum.
"Tamam geliyorum."
Telefonu kapatıp ofladım. Onu tutukladığımda kim kimi yiyecek görecektik.
Gaza basıp beş dakika sonra otele vardığımda hızla odaya çıktım. Anahtar bende olduğu için kapıyı açıp içeri girdiğimde çıplak bir Isabelle ile karşı karşıyaydım. Yatağın üzerinde uzanırken elini uzattı. "Yanıma gel."
Beni sikseler asla bir terör yandaşı ile yatmazdım. Hele de dün ki söylediklerinden sonra. "Olmaz Isabelle. Hemen gitmemiz gerekiyor. Çabuk giyin."
Kaşlarını çattı. "Neden?"
"Yerimizi bulmuşlar. Hemen çıkarsak bizi yakalayamazlar."
Doğrulup yataktan kalktı. "Nasıl ya? Yoksa takip mi edildin? Aptal! Bir işi bile beceremedin mi?"
"Nereden bileyim ben! Belki de senin telefonunu takip etmişlerdir. Dün kaç kere konuştun unuttun mu?"
"Olmaz, yapmazlar. Yapamazlar bunu." kıyafetlerini giyerken çantasını bana uzattı. "Silahımı al, lazım olabilir. Bir kaç asker ya da polis daha indirmende bir sakınca yok değil mi?"
Silahını alıp belime yerleştirirken konuşmadım. Bir kaç dakika daha... Sana bir kaç dakika daha sabretmek zorundaydım. "Gidelim artık."
Tamamen giyindiğinde başını salladı. "Ön kapıdan mı çıkacağız?"
"Evet. Korkma, gelselerdi fark ederdik."
Kapıdan çıkıp elini uzattığında mecburen tuttum elini. Merdivenleri hızlıca indikten sonra otelin dışına çıktığımızda silahlar üzerimize doğrultuldu. İşte benim aslanlarım be... "Aptal! Hani gelmemişlerdi!"
"Nereden bileyim ya ben? Hem Türk askerinden kaçılabilir mi sanıyorsun?"
"Ne bu sendeki Türk sevdası?"
"Sevmek ne kelime... Bu vatanın her bir köşesi için, her bir insanı için kan dökerim ben."
Elimi bırakıp başını çevirdi. "Ne diyorsun sen? Barlas ne diyorsun?!"
"Komutanım, kelepçeniz var mı?"
Güldüm. "Yok oğlum, yanımda kelepçe mi taşıyorum sanki."
"Ah komutanım ah." Kerem bir tane kelepçe fırlattığında yakaladım.
"Barlas sen! Sen asker misin?"
"Evet askerim." ellerini sertçe tutup kelepçelerden birini geçirdim önce. "Bir köpek gibi öldü demiştin değil mi?" diğer bileğine de taktım. "Ulan bir köpek bile sizden değerli lan. Sizin gibi vatansız or*sbu çocukları kim oluyor da benim askerime laf ediyor lan!"
"Seni öldüreceğim! Buradan çıkar çıkmaz seni öldüreceğim. Milletim bunu yanınıza bırakmaz."
Isabelle'i ittirdiğimde Baykuş gelip onu aldı. "He canım he, öldürürsün."
"Komutanım?" Baykuş uzaklaştığında Hayalet yanıma geldi. "Biz etrafı iyice taradık ama Nazım'ı göremedik. Ya Isabelle'in askerle çalıştığını görmediyse?"
"Ya o ya adamları... Mutlaka görmüşlerdir. Boşuna toplum içinde almadık onu."
"Anladım komutanım. Şimdi ne yapacağız?"
Nefesimi bıraktım. "Karargaha gidiyoruz. Yapmamız gereken çok şey var."
Evet, çok şey vardı ve biz yeni başlıyorduk.
~ ~ ~ ~ ~