Erkeklerin askere gidince adam olduklarını söylerler. Harun'un zaten düzelecek bir tarafı yoktu, o kendini iyi yetiştirmiş, düzgün bir insandı. Ama askerden döndüğü hali kadar da durgun değildi. Annesi başta askerliğine bağladı oğlunun durgun hâllerini ama sonra işin içinde başka bir iş öldüğünü ana yüreği sezdi. Sezdi sezmesine ama dillendirmedi.
Harun, Balıkesir'e döndükten sonra yaklaşık on gün kadar ne evden, ne odasından çıktı. Gelen misafirlere ayıp olmasın diye beş dakika bir görünüyor, sonra rahatsız olduğunu öne sürerek odasına geri çekiliyordu. Kendine acı çektirmeye çalışır gibi, aynı anı hatırlayıp, duruyordu. O genç kızı defalarca hayal etmiş, defalarca kendisine sıkı sıkı sarıldığını, saçlarını kokladığını düşünerek çok defa uykuya dalmıştı. Genç kızın, başka birine sarıldığını görmek, kendi hayallerini başkasının yaşadığını düşünmesine neden olmuştu. Hakkı yoktu ama, sanki hayalleri elinden çalınmış gibi öfkeleniyordu.
Harun her ne kadar ince ruhlu ve duygusal biri olsa da, üzüldüğü bir durumdan dolayı kendini daha fazla koyveremeyeceğinin bilincindeydi. Oturup, sevmeye çok heves ettiği hâlde sevemeyeceğini anladığı genç kızın ardından kendini heba edeceğine, hayatını düzene oturtmaya, önüne bakmaya karar verdi. İş aramaya başladı. Balıkesir'de çok imkan olmadığı için, gözünü okuduğu memlekete, İstanbul'a dikti. Okuldan arkadaşlarıyla mektuplaştı, telefon görüşmeleri yaptı ve başvuru yapabileceği kurumlara PTT aracılığıyla özgeçmişini bir vesikalık fotoğrafla beraber gönderdi.
Kendini her ne kadar bir iş aramakla meşgul tutsa da aklı hâlâ İzmir'deki o genç kızdaydı. Bir gün, gözü önüne yine kızın, o delikanlıya sarıldığı an geldi. Kızın sol el yüzük parmağında yüzük yoktu. Evet, ümitlenmek için çok aptalca bir bahaneydi ama Harun'un daha tanımadığı kadına olan tutkusu için denemeye değerdi.
Aklına gelen bu detaydan bir gün sonra, uyanır uyanmaz otogara gitti. İzmir'e gidecek ve o genç kızla yüzleşip, olurları yoksa da o kızın ağzından duyacaktı.
İzmir'e vardığında yine ilk iş çiçekçiye gitti ve bir sardunya aldı. Sonra soluğu kitapçıda aldığında genç kızın kepenkleri yeni kaldırdığını gördü. Her zaman gördüğünün aksine, genç kızın yanında o ton ton ihtiyar yoktu bu sefer.
Genç kızın karşısına çıkmadan önce derin bir nefes alarak sakinleşmeye ve cesaret bulmaya çalıştı. En sonunda bütün medeni cesaretini toplayıp, genç kızın karşısına çıktı. Kendisini görünce şaşıran genç kızla bir süre göz göze bakıştıktan sonra boğazını temizleyip
"Günaydın. Kolay gelsin. Harun ben." diyebildi güçlükle.
"Buyrun Harun Bey. Size nasıl yardımcı olabilirim?"
Genç kız her ne kadar doğal davrabsa da, karşısındaki adamda bir tuhaflık sezmişti ve derdini anlamaya çalışıyordu.
"İsminizi bahşeder misiniz?" diye sordu Harun.
Genç kadın iyice şaşırdı ama kaba olmamak adına " Melike." dedi.
"Bir isim bir insana ancak bu kadar yakışır." diye büyülenmiş gibi fısıldadı Harun.
Daha sonra yaptığı şeyin farkına varıp "Yani, güzel isimmiş. Memnun oldum." dedi sıcacık ve insana güven veren bir gülümsemeyle.
Melike yavaş yavaş sinirlenmeye başlamıştı. "Size nasıl yardımcı olabilirim Harun Bey?" diye az önceki sorusunu tekrarladı ama bu sefer ses tonu sabırsızdı da...
"Melike Hanım, vaktiniz varsa bir kahve içebilir miyiz? Böyle ayaküstü nasıl söze girilir, bilm..." derken birden farkettiği detayla lafını yarıda kesti ve telaşla "Çenenize ne oldu? O iz daha önce yoktu." diye sordu Melike'nin çene kemiğindeki iyileşmek üzere olan yarasını ima ederek.
Melike şaşkınlıkla "Siz, beni daha önce gördünüz mü?" diye sordu. Harun bu soruyu es geçip ardı ardına "Çeneniz, çok acıyor mu? Neden oldu? Nasıl yani? Yoksa biri mi yaptı?" diye sorular yöneltti panikle.
Melike pesederek "Geçen gün evin bahçesinde yürürken ağaç dalı çizdi. Biraz kalın bir daldı. Önemli bir şey değil yani. Siz, bana cevap verecek misiniz artık?" dedi.
"Gördüm." diye cevap verdi Harun düz bir sesle. Sonra sesini yumuşatıp "Sizi daha önce defalarca gördüm hem de... Lütfen bana sadece bir kahve için zaman ayırın. Sadece bir kahve. O zaman her şeyi rahat rahat anlatabilirim." diye sözünün devamını getirdi.
Melike başa çıkamayacağını anlayıp dükkanın önüne attıkları iskemleleri gösterek "Buyrun oturun." dedi.
Harun afallayan yüzüyle "Efendim?" diye sordu.
Kahve teklifini pastane gibi bir yeri ima ederek yapmıştı fakat genç kızın yaptığı hamleyle umduğunu bulamadı.
Melike'nin "Kahve içmek istemediniz mi?" sorusu üzerine oturdu mecburen ama oturmadan önce elindeki saksıyı sevdiği kadına uzatarak "Bu size." dedi.
Melike şaşırmış olsa da kabalık yapmamak için çiçeği aldı ve "Nasıl içersiniz?" diye sordu.
"Sade lütfen."
Melike çaprazdaki çay ocağına seslenerek "Kamil abi bize iki sade kahve gönderir misin?" diye seslenerek yavaşça kendi taburesine oturdu ve önündeki küçük masaya çiçeğini bırakıp Harun'a döndü.
"Buyrun, dinliyorum.
" Harun'un elleri terlemeye başladı, kalbi hızlandı, nefesleri sıklaştı... Korkuyordu. Sadece reddedilmekten değil, genç kızı rahatsız etmekten, genç kız tarafından yanlış anlaşılmaktan korkuyordu. En sonunda derin bir nefes alıp söze başladı. "Ben..." dediğinde kahveler geldi.
Ali'ye teşekkür edip kahvelerin ücretini ve bahşişi Ali'nin cebine sıkıştırdıktan sonra Ali, Harun'u farkederek "Aaaa! Sen o abisin! Melike abla, sana o çiçeği gönderen abi bu abiydi işte." dedi heyecanla.
Melike zaten bugün eline tutuşturulan saksıdan dolayı tahmin etmişti ve şaşırmadı. Artık bu adamın derdi neyse anlatıp gitmesini istiyordu.
Ali'ye dönüp "Teşekkür ederim Ali. Kolay gelsin sana ablacığım." diyerek Ali'yi gönderdi.
Harun önündeki kahveleri gösterek kahve teklifini başka bir yeri ima ederek yaptığını belirtmek için "Burada olacağını düşünmemiştim." dedi.
İyice çileden çıkan Melike " Bakın Harun Be-" araya giren Harun'la lafı kesildi.
"Harun de lütfen. "
Melike derin bir nefes alıp devam etti. "Bak Harun. Ben burada çalışıyorum ve sen beni işimden alıkoyuyorsun."
Harun "Size yardım ederim, hiç sorun değil." diye yanıtlayınca Melike saçını başını yolacak raddeye geldi artık. "Ben sizden yardım istemiyorum. Benimle ne konuşacaksanız bir an önce konuşun lütfen." dedi bıkkın bir şekilde.
Harun artık kaçışı olamadığını anlayıp en başından yapması gerekeni yaparak söze girdi. "Peki. Şimdi... Daha önce hiç böyle bir konuşma yapmadım da... Melike Hanım, beni yanlış anlamanızdan çok korkuyorum. Şimdi ben aslında Balıkesirliyim. İzmir'e askere geldim. 23 gün önce tezkeremi aldım ve tezkeremi almadan birkaç hafta önce çarşı iznine çıktığımda sizi gördüm. Şu fırının önünde. Sonraki hafta iznimde sizi görme umuduyla fırına geldim ama yoktunuz. Bir süre bekledikten sonra sizi burada gördüm ve sonrasında da burada çalıştığınızı anladım. Her çarşı iznimde gelip sizi uzaktan izledim, gözlemledim. İnsanlara karşı tavrınızı, sokak hayvanlarına karşı merhametinizi, edebiyat bilginizi, iş ahlâkınızı, güzelliğinizi... Sizinle daha önce tanışamazdım çünkü tezkere almadan önce bir hanımla yakınlık kurmak yasaktı. Tezkeremi aldığım gün sizinle tanışmak istemiştim ama biz yaşlarda yakışıklı bir çocukla sıkı sıkı sarıldığınızı görünce cesaretim kırıldı. Elimdeki çiçeği sokakta oynayan bir çocukla size gönderip otogara gittim. İçim içimi yiyor günlerdir Melike Hanım. Sizin ona sarıldığınız an defalarca gözümün önüne geldi. Sonra bir şey farkettim."
Melike'nin sol eline doğru elini uzatıp "Müsaade eder misiniz?" diye sorarak Melike'nin elini tutmak için izin istedi.
Melike bir anlık şaşkınlıkla onaylayınca da Melike'nin elini tutup, işaret parmağını kızın yüzük parmağının üstünde hafifçe gezdirdi. İlk temaslarıydı, genç kız şaşkın, Harun'sa heyecanlı... Sonra Harun lafina devam etti "Burada yüzük yoktu. Bir umutla sabaha karşı otobüse atlayıp buraya geldim. Uzun lafın kısası eğer siz de isterseniz sizinle tanışmak, sevgiliniz olmak istiyorum. Zamanla anlaşırsak aramızdaki ilişki resmiyete de dökülebilir. Ben, dediğim gibi daha önce hiç böyle bir konuşma yapmadım. Muhakkak sürç-ü lisan etmişimdir, amacımı aşmışımdır. Eğer rahatsız olduysanız özür dilerim." dedikten sonra Melike'nin 23 gün önce sarıldığı çocuğu gördü sokağın başında.
"Bu çocuk..." diye fısıldadı. Az önce elini birkaç saniyeliğine tuttuğu kadını ellerinden alacak olan adam gelmişti.