AYBİKE
Akşam yemeğinden sonra bir ağrı kesici içip elime bir kitap alarak koltuğuma yerleştim. Kerim gün içerisinde beni defalarca aramış ve mesaj atmıştı. En sonunda yalnız kalmak istediğimi ve daha sonra onunla konuşacağımı söyleyen bir mesaj atınca aramaktan vazgeçmişti.
Ne kadar çabalasam da kitaba odaklanamıyordum.
Aklım hala dün gecedeydi. Cesaretim ve yaptığım çılgınlık aklıma geldikçe kendi kendime gülmekten kendimi alamıyordum.
Adamın koyu sarı saçlarını, bana arzuyla bakan kahverengi gözlerini düşündükçe içim kıpır kıpır oluyordu.
Hele o biçimli vücudu, karın kasları, ben kucağında zıplarken göğüslerime uzanmış gerilmiş güçlü kolları...
Bir elim kendiliğinden pijamamın içine kaymıştı. Kitabı kenara atıp kendimi külotumun üzerinden okşamaya başladım. Dün gece adamın bacak aramdaki halini hatırlayınca inledim.
Tam elimi külotumdan içeri sokacaktım ki kapım çalınca yerimden sıçradım.
Kendimi toparlayıp, umarım gelen Kerim değildir diye düşünerek kapıya koştum ve delikten baktım. Gelen Doğa'ydı.
Kapıyı açar açmaz içeri daldı:
"Aybike, Kerim beni arayıp bir şeyler saçmaladı. Neler oldu?"
Kapıyı kapatıp ona dönünce alnımı gördü ve endişeyle bana yaklaştı:
"O pislik mi yaptı yoksa bunu? Söyle çabuk!"
Omuzlarını tutup onu sakinleştirdim:
"Sakin ol canım, ben iyiyim. Adama kafa atmaya çalıştım ama beceremedim. Kendi alnımı patlattım."
Gergin bir kahkaha attım. Doğa hala endişeyle bana bakıyordu:
"Adam sana saldırdı mı?"
Başımı salladım. Doğa eliyle odamı işaret etti:
"Çabuk üstüne bir şeyler giy. Polise gidiyoruz!"
"Doğa dur bi sakin ol. Her şeyi anlatacağım. Ettiğini buldu zaten pis sapık."
"Adamı benzettin mi yoksa?"
Hüsranla başımı salladım:
"Maalesef. Resmen donakaldım. Dedim ya, kafa atmayı bile beceremedim, şu halime baksana. Tarık hoca çok kızacak."
"Boşver şimdi Tarık hocayı. Bana her şeyi anlat."
Tarık, doğa ile birlikte savunma sanatları dersi aldığımız hocamızdı. İki yıl önce boşandığımda, arkadaşlarım beş yıllık evliliğim boyunca şiddete uğradığımı ilk kez öğrenmiş ve şoka uğramışlardı.
Devam eden aylarda Harun beni rahatsız etmeye, orada burada karşıma çıkmaya başlamıştı. Bunun beni ne kadar korkuttuğunu gören arkadaşım Doğa, elimden tutup beni Tarık hocanın spor salonuna götürmekle kalmamış, bana destek olmak için derslere benimle birlikte katılmıştı.
Zaman ilerledikçe Doğa aldığı derslerden zevk almaya başlamış, benden daha başarılı bir öğrenci olmuştu.
Doğa'yla ikimize birer kahve yaptım ve diz dize koltuğa oturduk. Doğa ile aramızda farklı bir yakınlık vardı. O hep arkadaşlarımın içinde bana en anlayışlı ve destekçi kişi olmuştu.
Bu yüzden tek bir noktayı bile atlamadan bütün olan biteni analattım. Ağzı açık kalan Doğa elindeki fincanı sehpaya bıraktı:
"Siktir! Adamla seviştin ha?"
Gözlerimi devirdim:
"Tecavüzcüye şaşırmadın buna mı şaşırdın?"
Doğa kaşlarını çattı:
"O pislik neyse ki ettiğini bulmuş gerçekten. Keşke gebertseymiş adam onu. Neyse elime geçer bir gün o sapık benim!"
"Sakın Doğa! Bu iş burada kapansın istiyorum. Söylediğim gibi dün geceki adam zaten kolunu bacağını kırdı. Belki dersini almıştır."
Doğa kollarını kavuşturup her iki kolunu kaplayan dövmelerini gözler önüne serdi:
"Ben hala polise gitmemiz gerektiğini düşünüyorum."
"Olmaz Doğa. O zaman Hakan'ı bu hale kimin getirdiği de araştırılır. Bilmiyorum, belki zaten çoktan şikayette bulunmuştur. Ama adam belki de hayatımı kurtardı. Polise gidip onu da ele vermiş olmak istemiyorum."
"Anlaşılan sadece hayatını kurtarmamış. Eli değmişken bir yerlerindeki örümcek ağlarını da temizleyivermiş."
Gözlerimi açarak omzuna bir tane geçirdim:
"Ya Doğa! Anlattığıma pişman etme çok fenasın!"
Doğa elimi ittirip güldü:
"Yalan mı kızım? Şu haline bak parlıyorsun resmen. Sana iyi gelmiş dün gece, ha?" Bana göz kırparak gülümsedi.
Elimde olmadan ben de güldüm. Doğa öne doğru eğilerek fısıldadı:
"Ee? Nasıldı peki gizemli kurtarıcımız?"
Biraz utansam da gömlek pijamamın boynunu biraz açıp ona gösterdim. Morluğu görünce Doğa'nın kaşları saçlarına kadar kalktı:
"Oha! Bu ne kızım adam seni yemiş resmen!"
"Çok tuhaftı Doğa. Yaşadığım hiçbir şeye benzemiyordu. Hoş, bugüne kadar Harun'dan başka bir şey de yaşamadım ya... Sabahtan beri aklımdan çıkaramıyorum."
"Ya adam seni bulursa?"
"Hiç zannetmiyorum tatlım. Onun gibi bir adam eminim her gün başka bir kadınla takılıyordur. Beni çoktan unutmuştur bile."
Doğa bana muzipçe gülümseyip yeniden göz kırptı:
"İnşallah unutmaz."
*
*
*
Ertesi sabah, pansumanımı yenileyerek hazırlandım ve evden çıktım. Bugün okuldan sonra hastaneye gidecektim. Şu dikişleri bir de kendim göstermek istiyordum.
Oturduğum apartmana ait otoparka yürüyerek girdim ve arabama yanaştım. Tam binecektim ki ön camdaki bir şey dikkatimi çekti.
Ön camda, sileceğime sıkıştırılmış el kadar bir kese kağıdı vardı. Uzanıp alınca ağzının sıkıca yapıştırılmış olduğunu gördüm.
Dikkatle açarak elimi içine soktum ve içindekini dışarı çıkarmamla, kese kağıdının içine geri sokuşturmam bir oldu. Etrafıma bakıp beni gören kimse var mı diye kontrol ettim.
Tekrar kese kağıdının ağzını aralayıp içindeki küçük siyah şeye baktım.
Bu geçen gece adamın evinde unuttuğum külotumdu.
TEOMAN
Otoparkın karşısında motosikletimin üzerindeydim. Üzerimde siyah sürüş kıyafetlerim, siyah eldivenlerim ve botlarım vardı.
Başımdaki mat, siyah kaskın aynalı vizörü kapalıydı. Beni gören kimse tanıyamazdı.
Otoparka girip arabasına doğru yürümesini izledim. Bugün, üzerinde sarı minik çiçekler olan, dizlerinin bir karış üzerinde kısa kollu bir elbise giymişti. Elbisenin büzgülü göğüs kısmı dekoltesiz olsa da, dolgun göğüslerini öne çıkarıyordu.
Boynunda uçuk sarı bir fular vardı. Kaşlarımı çattım, boynunda iz bırakmış olmalıydım. Ona karşı daha nazik olmam gerekirdi.
Ama garip bir şekilde, bu kadın içimdeki zapt edilemez canavarı ortaya çıkarıyordu. O gece sırf ona sertçe sahip olarak canını yakmamak ve onu korkutmamak için üzerine çıkmak yerine onu kucağıma davet etmiştim.
Kahverengi saçları dalga dalga omuzlarına dökülürken, güneş gözlüğünü başının üzerine takmıştı. Bileklerine kadar çıkan, yazlık delikli bir bot giymişti.
Siktir... Çok seksiydi!
Bu kadın işe böyle mi gidiyordu? İçimi kaplayan, nereden geldiğini bilmediğim kıskançlık duygusunu bir kenara ittim. Ben böyle şeyler hissetmezdim.
Tam arabaya binecekken ona bıraktığım paketi fark etti.
Paketi ağır hareketlerle açıp içindekini çıkarıyordu ki hızla elini paketin içine geri soktu ve etrafına bakındı.
Hemen başımı motorun yan tarafına eğip pedalla ilgileniyor gibi yaptım.
Başımı kaldırdığımda elini paketin içine sokmuş, ateşli gecemizin hatırasını inceliyordu. Bu mesafeden bile nefeslerinin hızlandığını görebiliyordum.
Bir eliyle paketi göğsüne bastırıp, diğer elini alnındaki sargıya götürdü. O dikişlerin kontrol edilmesi gerekiyordu, bunu hemen ayarlamalıydım.
Ve belki de, yeterince iyileştiğinde ona nasıl düzgün kafa atılacağını öğretmeliydim. Bu düşünceyle gülümseyerek motoru gazladım.
Dakikalar içinde otobana çıkmıştım. Hızımı artırdıkça adrenalinim yükseldi, göğsüm bir heyecanla doldu. Hafifçe doğrulup kollarımı iki yana açtım ve rüzgarı bedenimle karşıladım.
Tekrar öne yaslanıp gidonu tuttum. Başımı iki yana sallayarak güldüm ve kaskımın içinde mırıldandım:
"Seni buldum Vahşi Kısrağım... Seni buldum Aybike!"