TEOMAN
Akşam vakti her zamanki gibi kulübe gittim. Kulüp yavaş yavaş dolmaya başlamıştı. Bu aralar işler iyiydi.
Üst kata çıkıp ofisime geçtim ve müdürü çağırıp dün gecenin hasılat raporunu gözden geçirdim.
Müdür çıkarken odaya uzun boylu, boyalı kan kırmızısı saçlarıyla Duru girdi. Duru kulübün daimi müşterilerindendi.
Zengin babasının parasını her gece burada arkadaşlarıyla eğlenerek ezerdi.
Eh... Bazı geceler de beni ezmek isterdi. Sanırım bu da o akşamlardan biriydi.
Mini eteği, sütyen denebilecek kadar küçücük büstiyeriyle yanıma yaklaştı:
"Dün gece seni aradım ama erkenden gitmişsin."
Tekerlekli ofis sandalyemi geriye doğru kaydırarak ona doğru döndüm.
"Biraz işim vardı. Sana haber vermem mi gerekiyordu?"
Şuh bir kahkaha attı. Şimdi masanın arkasına gelmiş, hemen önümde dikiliyordu.
"Gerekmez tabii. Ama benim de seninle işlerim vardı."
Önümde diz çöküp pantolonumun kemerini hızla çözdü. Aletimi baksırımın üzerinden okşamaya başladı. Bir omzuna dokundum:
"Şimdi sırası değil Duru. Havamda değilim."
Sikimi baksırın içinden çıkarıp başına bir öpücük kondurdu:
"Ben seni havaya sokarım Teo."
Kadınlara kötü davranan bir adam değildim. Onları bir obje olarak da görmezdim.
Ama kadınlar kendi ayağıyla geliyorsa... Eh, ben de ihtiyaçları olan bir erkektim. Onlar da benim kadar mutlu ayrıldığı sürece benim için sorun yoktu.
Bugüne kadar hiç bir kadının peşinden koşmamıştım. Teklif hep karşıdan gelirdi. Ben de kabul ederdim, taştan yapılmadım ya?
Duru'nun sikimi bir yandan okşayıp bir yandan yalayarak sertleştirme çabasını izledim. Onun yüzüne baktığımda tek düşündüğüm vahşi kısrağımdı.
Duru'nun yerinde dün geceki gizemli kadının olduğunu düşününce sikim anında sertleşti. Duru bunu kendine yorarak inleyerek aletimi sonuna kadar ağzına aldı.
O beni yalayıp emerken içimde bir şeyler koptu. Bir şeyler yanlıştı. Dün geceki gibi zihnim burada değildi.
Omuzlarından tutup onu uzaklaştırdım. Bana küsmüş gibi baktı:
"Ne oluyor Teo? İstemiyor musun? İlk kez beni reddediyorsun!"
Derin bir nefes alıp iki elimin ayasıyla gözlerimi ovuşturdum.
"Çok yorgunum, işler canımı sıkıyor. Kusura bakma."
Duru tekrar aletime doğru hamle yapacaktı ki kapı dan diye açıldı ve Kazım içeri girdi. Ben kayıtsız bir şekilde aletimi yerine sokup kemerimi takarken Duru da ayağa kalktı.
"Merhaba Kazım! Arkadaşın bu akşam çok huysuz."
Kazım iri vücudunu ofis koltuğuna bırakarak güldü:
"O hep huysuzdur! Onu boşver de bu gece kimlerle geldin söyle bakayım?"
Duru ona da şuh bir kahkaha atıp kapıya yöneldi.
"Birazdan gel de tanıştırayım. İçlerinden biri jimnastik hocası."
Kazım'ın yüzü aydınlandı:
"Hadi be! Ulan ne esnektir o."
Duru çıkarken Kazım'a kaşlarımı çattım:
"Duru artık sana pezevenklik de mi yapıyor Kazım?”
Kazım teslim olur gibi ellerini havaya kaldırdı:
“Oğlum benim bir suçum yok! Masalarına gidip bir merhaba diyorum kızlar üstüme atlıyor. Bu kadar yakışıklıysam ben napayım?”
Kaşlarımı çatmaya devam etsem de haksız sayılmazdı. Kazım sadece yakışıklılığıyla değil, tatlı diliyle de tanıştığı her kızı kendine hayran bırakırdı.
Konuyu değiştirmek için aklımdaki soruyu sordum:
“Dün geceki adam ne oldu?”
Kazım köşedeki mini bara gidip kendine viski doldurdu:
“Ne olacak? Kolunu kanadını kırmışsın zavallının. Çocuklar hastaneye götürdü. Yaşananları unutması için de iyice tembihlediler. Ne yaptı o adam sana dün gece? Sen kimseyi böyle kendin benzetmezdin."
O pisliğin, dün gece ara sokakta kadının üzerine abanmış görüntüsünü hatırlayınca dişlerimi sıktım. onu sağ bıraktığıma şükretmeliydi.
"Dün gece buradan çıkan bir kadını ara sokakta sıkıştırıyordu. Ben adamı benzetmesem, adam kadına..."
Kazım şokla açılan ağzını yavaşça kapattı. Gözleri anlayışla bakıyordu:
"O zaman az bile yapmışsın it oğluna!"
Sakinleşip ayağa kalktım:
"O adam bana lazım."
Kazım viskisini yudumlayıp elini salladı:
"Merak etme, dedim ya çocuklar tembihlemiş. Tek kelime ötemez."
Ellerimi cebime sokup başımı yana eğdim:
"Ötüp ötmemesi umumda değil Kazım. O adamı bulup bana getir."
Kazım viskisini fondipleyip bardağı masaya bıraktı:
"Ne oluyor Teo? Ne yapacaksın adamı?"
"Getirince görürsün."
* * *
Birkaç saat sonra kulübün geniş bodrumundaydık. Eskiden burası yasa dışı boks maçları için kullanılırdı.
Ben bırakmadan önce...
Düşüncelerimi uzaklaştırıp içinde durduğum ringi adımladım. Ringin ortasında, bir sandalyede dün geceki tecavüzcü piç oturuyordu.
İçeri girdiğinden beri korkuyla bana bakıyordu. Yutkunup yalvarmaya başladı:
"Abi lütfen bırak beni. Zaten kolumu kırdın, cerrahlık hayallerim suya düştü."
Ceketimi çıkarıp ringin iplerine attım:
"Onu bir kadına saldırırken düşünecektin. Ne bileyim ben şimdi hastalarına da taciz etmeyeceğini ha?"
"Yemin ederim yapmam! Aklımı başıma getirdin. İstersen tayin isterim, şehri terk ederim. Lütfen beni bırak."
Gömleğimin kollarını sıvamaya başladım:
"Başka şehre git de, izini kaybedeyim. Sen de rahat rahat kendi halindeki karıyı kızı sokaklarda sikmekle tehdit et, öyle mi?"
Onun dün geceki kadına söylediği o sözler aklımdan çıkmıyordu. Kulaklarım öfkeden kızarmaya başlamıştı.
"Bu ringi görüyor musun... Adın neydi lan senin?"
"Hakan... Hakan abi."
Aniden çenesine bir yumruk indirdim. Sandalyeden düşerken yere kan tükürdü.
"Bu ringi görüyor musun Hakan? Burada kaç maç kazandım biliyor musun? Sadece tek yumrukla seni bitkisel hayata sokabilirim."
Sağlam elinden güç alarak dizlerinin üzerine kalktı:
"Abi lütfen. Ne istersen yaparım, n'olur bırak beni!"
İyice kıvama gelmişti. Doktor olması, ona yapabileceklerimi anlamasına yetiyordu.
"Ne istersem mi Hakan?"
Gözleri umutla ışıldadı:
"Ne istersen abi!"
Bir dizimin üzerine çöküp onunla göz göze geldim:
"Dün gece sıkıştırdığın kadın... Kim o?"
Şaşkınlığından kurtulması yarım dakikasını aldı:
"Kulüpte tanıştım abi. Önce yanaştı bana cilve yaptı, sonra işi bozdu. Ben de sinirlenip birazcık takılmak istedim sadece. Oynadı benimle sürtük..."
Son kelimeyi duymamla üzerine atılmam bir oldu. Ardı ardına vurduğum yumruklarımı kontrol ediyor, onu bayıltmamaya çalışıyordum.
"Sürtük sana derler lan piç herif!"
Yumruklarım devam ederken şerefsizin ağzı burnu kan içinde kalmıştı. Kontrolü kaybetmeye başlamış olmalıyım ki, ringin aşağısındaki bankta oturan Kazım yüksek sesle boğazını temizledi.
Adamdan güçlükle ayrılıp geri adım attım. Ağzındaki kanları tükürüyor, anlamsız sözler mırıldanıyordu.
Cebimden bir sigara içip yaktım ve sinirle üflerken pis kanının bulaştığı elimi silkeledim:
"Bana bak amına koduğumun oğlu. Şimdi o kadın hakkında bildiğin her şeyi tek tek anlatacaksın. Hiçbir detayı atlamayacaksın. Bir daha da o kadına asla yaklaşmayacaksın. Adını, yüzünü, varlığını unutacaksın. Beni anladın mı?"
Acı içinde böğüren Hakan başını salladı. Sonra da her şeyi anlattı.