AYBİKE
Önümdeki çocuklar sınav sorularını çözerken gözlerimi güçlükle açık tutuyordum.
Sabaha karşı ancak beşte eve gelebilmiştim. Adamın evinden çıktıktan sonra onun biraz şehir dışında kaldığını fark etmiştim. Telefonum da kapalı olduğu için uzun süre yürümüştüm.
Bir mahalleye yaklaşınca rahat bir nefes alıp, gördüğüm ilk taksi durağına yönelmiştim.
Saat beşte eve gelmiş, hızlı bir duş alıp bugünkü sınav sorularını hazırlamaya başlamıştım. Hiç uyumadan okula gelmiştim.
Sınavın bitmesine on dakika kala öğrencilerim yavaş yavaş kağıtlarını bana teslim edip çıkmaya başladılar. Az sonra zil çalınca eşyalarımı topladım ve müdürün odasına gittim.
Kendimi iyi hissetmediğimi, sınavı tamamladığımı ama diğer derslere giremeyeceğimi söyleyecektim. Çalıştığım kolejin müdürü benden birkaç yaş büyüktü. Onunla muhatap olmaktan hiç hoşlanmazdım.
Odasına girer girmez ayağa kalktı:
"Hoş geldin Aybike, hayırdır alnına ne oldu? İyi misin?"
Odanın ortasında durdum:
"Teşekkür ederim Ekrem Bey. Ufak bir ev kazası." Bu adamın bana böyle senli benli hitap etmesi sinirimi bozuyordu.
"Aslında ben de bu yüzden gelmiştim. Sınavı tamamladım ama diğer derslere girebileceğimi zannetmiyorum. Eve gidebilir miyim diyecektim?"
Ekrem Bey yanıma yaklaşıp çıplak kolumu okşadı:
"Tabii Aybike'ciğim. Git dinlen."
Dokunuşundan tiksinerek kolumu geri çektim. Pislik herif, bir de evli ve iki çocuk babasıydı.
Cevap vermeden odasından çıktım ve eve gittim. Üzerimi değiştirirken aynanın önünde durup, boynuma bağladığım fuları çözdüm.
Adamın dün emdiği yer mosmor olmuştu. Parmaklarımla hafifçe okşayınca acıyla inledim. Pijamalarımı giyip yatağa yattığımda, saat 10:30'du. Dün gecenin hatıraları zihnime doldu.
Hayatımda ilk kez böyle bir şey yapmıştım. Hangi cesaretle bunu yaptığımı bilmiyordum ama büyük bir parçam pişman değildi.
Dün gece daha önce hiç yaşamadığım bir zevki tatmıştım. Üstelik hiç tanımadığım, adını bile bilmediğim bir adamla! Daha fazla düşünmeyi bırakıp gözlerimi kapattım.
Olanların tek iyi yanı, adamın da beni tanımaması ve bir daha karşılaşmayacak olmamızdı.
TEOMAN
Telefonun çalmasıyla uyanıp gerindim. Telefona bakınca Kazım’ın aradığını gördüm. Aramayı reddedip saatin 10:30 olduğunu gördüm.
Yataktan kalkıp giyinirken kendi kendime gülümsedim. Dün gece çok ateşli geçmişti.
Birçok kadınla, defalarca, başka erkeklerin aklına bile getiremeyeceği deneyimler yaşamıştım.
Ama dün geceki…
Gizemli Vahşi Kısrağımla yaşadığım şey olağanüstüydü. İlk kez sevişirken sadece bedenimle değil tüm zihnimle oradaydım.
Yeşil gözleriyle bana bakıp inlerkenki görüntüsünü, amının tadını, diri göğüslerinin avucuma nasıl da oturduğunu unutamıyordum.
Dün gece duştan çıktından sonra beni boş bir yatak odası karşılamıştı. Ürkek güzel ben duş alırken kaçıp gitmişti.
Çoraplarımı giymek için yatağın ucuna oturdum, elimdeki çorap yere düşüp yatağın altına yuvarlandı.
Eğilip çorabımı alırken gözüme bir şey çarptı. Uzanıp alınca gülümsemem genişledi. Elimdeki gizemli güzelin minicik, yarısı dantel, yarısı saten siyah külotuydu.
Tekrar yatağa oturup külotu bir avucumun içine sıkıştırdım ve hayvani bir iç güdüyle burnuma bastırıp kokusunu içime çektim.
Kapattığım gözlerimi açıp ufak bir kahkaha attım:
"Seni bulacağım vahşi kısrağım!"
Giyinmemi tamamlayıp yatak odasından çıktım ve ofisime geçtim. Aceleyle bilgisayarımı açıp dün gecenin görüntülerini tekrar tekrar izledim.
Bu evde sadece yatak odalarında kamera yoktu. Vahşi kısrağım elinde ayakkabıları, dağınık saçlarıyla parmak uçlarında yürüyor, önce ön kapıya yöneliyor, sonra adamlarımı görmüş olacak ki mutfaktan bahçeye çıkıyor ve çalışanların malzeme girişi için kullandığı küçük kapıdan geceye çıkıyordu.
Onu bir şekilde bulacaktım. Yaşadıklarımız sadece tek bir geceyle kalamazdı...
AYBİKE
Öğleden sonra uykumu almış bir şekilde uyandım. Bir kahve içip bir şeyler atıştırdım. Banyoya gidip alnımdaki sargıyı kaldırdım ve dikişlerimi kontrol ettim. Dikişler alnımın sol tarafında, saçlarımın bittiği yerdeydi.
Küçüktü, ama iz kalacağı kesindi. Vücudumun değişik yerlerinde birden fazla iz vardı. Hepsi de eski kocam Harun'un bana bıraktığı hatıralardı.
Fakat Harun asla yüzüme dokunmaz; insanların psikopatlığını anlaması riskini almazdı. Onunla evli kaldığım beş yıl boyunca sayısız kez hastaneye gidip "Ev kazası" yalanını atmak zorunda kalmıştım.
Her seferinde özürler diler, kendini kaybettiğini ve bir daha asla olmayacağını söyleyip yeminler ederdi. Ama hep bir daha olurdu.
Bazen parfümünü koyduğu yerde bulamadığı için, bazen giymek istediği gömlek makinede olduğu için, bazense sokakta yanımızdan geçen bir adam bana bir saniyeden fazla baktığı için...
Geçmişi kafamdan atmak ister gibi silkelendim ve ecza dolabından malzemeleri çıkarıp dikişlerin üzerine pansuman yaptım ve yine kapattım.
Oturma odasına döndüğümde telefonum çalmaya başladı, arayan Kerim'di. Her ne kadar açmak istemesem de aramayı kabul edip iç geçirdim ve cevap verdim:
"Efendim Kerim?"
"Aybike, nasılsın canım?"
"İyiyim Kerim, evdeyim izin aldım. Ben de tam alnıma pansuman yapıyordum."
Kerim endişeyle sesini yükseltti:
"Ne pansumanı kızım ne oldu?"
Derin bir nefes alıp konuşmaya başladım. Eninde sonunda olanları duyması gerekiyordu. Ne kadar erken o kadar iyi...
"Kerim'ciğim, dün kulüpten çıktıktan sonra Hakan beni takip etti. Beni bir ara sokakta sıkıştırıp saldırdı."
Kerim bir an sessiz kaldı. Sonra hayretle konuştu:
"Sen çıktıktan sonra seninle konuşmak istediğini söyleyerek arkandan çıkmıştı. Ne saldırısı Aybike? Yanlış anlamış olmayasın?"
İşte şimdi zıvanadan çıkmıştım. Hep kadınlar yanlış anlardı zaten, değil mi? Bağırmaya başladım.
"Kerim! Adam bana 'Seni bu ara sokakta sikeceğim!' diyordu. Resmen bana tecavüz etmeye kalktı.Ben de ona kafa attım. Alnım yarıldı."
"Aybike ne diyorsun sen? İyi misin şimdi? O sana..."
"İyiyim, bir şey yapamadı. Yani yapacaktı ama bir adam gelip beni kurtardı."
"Bir adam mı? Kimmiş ki?"
Buradan sonrasını olduğu gibi anlatamazdım. O yüzden gerçekleri gizlemeye karar verdim:
"Bilmiyorum Kerim. Adamın biri geldi, kadını rahat bırak gibisinden bir şeyler söyledi. Hakan adama saldırdı, ben de fırsattan yararlanarak kaçtım. Zaten alnım yarılmıştı, yaralıydım."
"Ah Aybike, neden bizi aramadın?"
"Telefonumun şarjı bitmişti, kapanmıştı." En azından bu yalan değildi. "Bir dikiş attırıp eve geldim." İşte bu yalandı.
"Şimdi iyi misin? Bir şeye ihtiyacın var mı?"
"Kerim'ciğim ihtiyacım olan tek şey, bir daha doğru düzgün tanımadığınız adamları bana ayarlamaya çalışmamanız." Bunu söylerken benim hiç tanımadığım bir adamla dün gece sevişmiş olmam komik bir tezattı.
Kerim biraz daha sustuktan sonra beni delirtecek o sözleri söyledi:
"Peki Hakan'a ne oldu görebildin mi? Bu sabah işe gelmedi de..."
"Gerçekten inanılmazsın Kerim! Ne biçim bir arkadaşsın sen? Hala o sapığı mı merak ediyorsun!"
"Sakin ol Aybike! Bak sana inanmak istiyorum, tamam mı? Ama zor şeyler atlattın ve Hakan bu söylediklerini yapacak biri değil. Adam koskoca doktor yahu! Acaba Hakan'ın sana yaklaşmak istemesini farklı yorumlamış olabilir misin?"
İnanamıyordum! Resmen tecavüz girişimini yanlış anlamış olabileceğimi söylüyordu. Sinirle bağırıp çağıracaktım ki vazgeçip telefonu suratına kapattım.
Kerim benim çocukluk arkadaşımdı. En çok onun bana inanıp arkamda durması gerekirken benden böyle şüphelendiğine inanamıyordum.
Resmen o bana karşı Hakan'ı savunurken, hiç tanımadığım elin adamı dün gece gelip sorgusuz sualsiz Hakan'ı pişman edip beni kurtarmıştı.
Arkadaşımı hiç mi tanıyamamıştım? Neyse, bunu daha sonra düşünecektim. Hatta arkadaşımla oturup ciddi bir konuşma yapacaktım.
Sapığın biri bana tecavüz etmeye çalıştı diye özür dilemeyecektim.