TEK GECE (+18)

2003 Words
“Hanımefendi sana bırakmanı söyledi.” Hakan benden uzaklaşıp adama döndü: “Ne diyorsun lan? Siktir git işine” Adam sigarasından bir nefes daha çekip izmariti bir fiskeyle duvar dibine fırlattı: “Yerinde olsam sözlerime dikkat ederdim.” Hakan bana döndü: “Bir yere kıpırdama sürtük! Seninle işim bitmedi.” Bunu söyledikten sonra adama doğru yürüdü: “Kimsin lan sen kız arkadaşımla arama giriyorsun?” Adam iki elini de cebine sokup rahat bir tavırla omuzlarını silkti. “Bana pek kız arkadaşınmış gibi gelmedi.” Çenesini bana doğru çevirdi, “Öyle misin?” Başımı hafifçe sağa sola salladım. Alnımdaki kanı elimle sildim. Başım çatlayacak gibiydi. Hakan bu sefer hızlı adımlarla adama yaklaştı: “Şimdi görürsün sikik herif!” Adam Hakan kendisine saldırana kadar tek bir hareket bile etmedi. Hakan’ın ilk yumruğundan sağa eğilerek kurtuldu. Ellerini cebinden çıkarıp Hakan’ın bir kolunu sıkıca tuttu ve arkaya doğru çevirdi. Hakan boğuk bir çığlık atarken adam bir ayağıyla Hakan’ın dizinin arkasına sertçe vurdu. Kırılan kemiğin sesini duymamla bir yaslandığım duvarda kayıp yere yığıldım. Adam çığlıklar atan Hakan’ın arkaya çevirdiği kolunu imkansız bir açıyla bükünce bir kemik sesi daha geldi. Hakan’ı bırakan adam yavaş adımlarla bana yöneldi. Hakan yerde böğürüyor, kırık kolu ve bacağıyla çarpılmış gibi caddeye doğru sürünüyordu. Adam bana yaklaşınca yüzünü seçtim. Dağınık koyu sarı saçlar, biçimli bir burun, kahverengi gözler. Fakat beni harekete geçiren adamın yüzündeki sert ifadeydi. Az önce iki hamleyle belki de Hakan’ı sakat bırakmış olan adam şimdi sinirli bir şekilde üzerime doğru geliyordu. Ok gibi yerimden fırladım ve ters istikamete koşmaya başladım. Arkamda hızlanan adım seslerinden adamın da koştuğunu anlayabiliyordum. Yolun sonuna ulaşmıştım ki bir çift kol beni belimden yakaladı. “Bırak beni, bırak!” Adamın kucağında debelenmeye, bacaklarına tekmeler atmaya başladım. Adam haykırdı: “Sakin ol, yaralısın, dur!” Ama sakin olamıyordum. Şiddetin alasını yaşamış olan ben bu gece travmalarımla yüzleşmiş gibiydim. Adam beni kendine çevirince yüzüne, göğsüne her yerine vurmaya başladım. Adam tekrar kükredi: “Vahşi bir kısrak gibisin… Dur artık!” Sonunda iki bileğimden tutup beni sertçe sarstı. Gözlerine bakakaldım. Alnımdan akan kan durmuş muydu bilmiyorum ama başım dönmeye başlamıştı. Ben geriye doğru düşerken son gördüğüm şey adamın gözleriydi. * * * Başımdaki ağrıyla uyandım. Hafifçe doğrulup elimi başıma götürdüm. Alnımda bir sargı vardı. Yaşananlar aklıma gelince endişeyle yataktan kalktım. Kimin yatağıydı bu? Evimde değildim. Tamamen yabancı bir yatak odasındaydım. Balkon kapısı açıktı, rüzgar perdeleri içeri doğru uçuşturuyor, ayın ışığı odayı aydınlatıyordu. Etrafıma göz gezdirdim. Geniş bir yatak, bir şifonyer, köşedeki şöminenin önünde iki tekli koltuk. Üzerime baktım, hala giyiniktim. Sadece ayakkabılarım çıkarılmıştı. Rahat bir nefes aldım. Tekrar etrafa göz gezdirirken ayakkabılarımın şifonyerin dibinde olduğunu gördüm. Çantam yatağın yanındaki komodinin üzerinde duruyordu. Hemen oraya koşup çantamda telefonumu aradım. Allah kahretsin! Telefonumun şarjı bitmiş, kapanmıştı. Çantamın durduğu komodinin üzerinde ağzı bir peceteyle kapatılmış bir sürahi su, bardak ve yanında bir paket ağrı kesici gördüm. Bildiğim, her zaman kullanılan bir ağrı kesiciydi. Benim için bırakılmış olmalıydı. Ağrı kesiciden çıkarıp suyla içtim. Tam ikinci bardak suyu da içmiştim ki bardağı komodinin üzerine çarpıp başımı ellerimin arasına aldım: “Allahım ne yaptım ben? Tanımadığın bilmediğin yerde ilaç içilir mi kızım, salak mısın sen? Lütfen sandığım şey olmasın!” “Ne sandığını bilmiyorum ama sıradan bir ağrı kesiciydi.” Bir çığlık atarak arkamı döndüm. Balkon kapısında Hakan’ı haşat eden adam duruyordu. Uçuşan perde omzuna vuruyor, geri çekiliyor, göğsünü okşuyordu. Bunca zamandır balkonda mı bekliyordu? İlaç paketini gösterip bağırdım: “Ne verdin bana?” Ellerini cebine sokup sakin adımlarla yaklaştı. “Söyledim, basit bir ağrı kesici. Kutunun üzerinde ne yazıyorsa o.” Tekli koltuklardan birine oturup bir ayak bileğini diğer dizinin üzerine attı. İki kolunu rahat bir şekilde kenarlara uzatmıştı. “Kimsin sen? Ben neredeyim?” Adam alaycı bir şekilde güldü: “Belki de basit bir teşekkürle başlamalısın.” “Ne teşekkürü be delirdin mi? Beni kaçırdığın için sana bir de teşekkür mü edeceğim!” Adam sayıyormuş gibi sağ elini kaldırıp baş parmağından başlayarak kaldırmaya başladı: “Seni tecavüzden kurtardım, güvenli bir yere getirdim, başına dikiş attırdım…” “Başıma dikiş mi atıldı?” “Evet ama küçük bir şey, doktor endişelenecek bir şey olmadığını söyledi.” Tekrar başımdaki sargıya dokunup adama baktım: “Hastaneye mi gittim?” Adam bıkkınlıkla iç geçirdi: “Hayır! Seninle özel doktorum ilgilendi.” “Burası senin evin mi?” Adam gülümsedi: “Evet. Başka soru?” Ellerimi belime koyup bir adım attım: “Kimsin sen?” Ayağa kalkıp bana yaklaştı: “Kim olduğum neyi değiştirecek? Sana yardım ettim. Teşekkürünü et ve hayatımıza devam edelim.” Bir kahkaha attım: “Ne de yüce gönüllüsün! Artık gitmeliyim.” Çantamı alıp ayakkabılarıma yöneldim. Fakat adamın sesi beni durdurdu: “Saat gecenin üçü. Bu saatte hiçbir yere gidemezsin. Dinlen, sabah seni istediğin yere bırakırım.” Onu duymazdan gelerek ayakkabılarımı giydim. “Bak yardımın için teşekkür ederim ama bir yabancının evinde kalmayacağım. Gitmem gerek.” Birden adamın hemen arkamda durduğunu hissettim. Korkuyla karışık heyecana kapıldım. Konuşurken nefesi kulaklarımdaydı: “Israr ediyorum Vahşi Kısrak. Seni gecenin bir yarısı tekrar saldırıya uğra diye kurtarmadım.” Onunla yüzleşmek için döndüm ama bu berbat bir fikirdi. Şimdi başım göğsündeydi. Keskin, erkeksi kokusu içime doluyordu. Kokuyu ayırt edemiyordum. Belki tarçın? Ve biraz da nane? Ona bakmak için başımı kaldırdığımda o da aynı anda başını eğdi. O zaman nane kokusunun nefesinden geldiğini anladım. Saniyeler içinde deminden beri sergilediği rahat tavrı uçup gitti. Dudaklarını birbirine bastırmış, gözlerini gözlerime dikmişti. Göğsü inip kalkıyordu. Onunla birlikte benim de nefeslerim hızlanmıştı. Bu akşam ona ilk kez alıcı göz ile bakıyordum. Gördüğüm en yakışıklı adam olabilirdi. Bütün bir akşam arkadaşlarımın bana söylediği sözler beynimde tekrarlandı. Hatta neredeyse son iki yıldır söyledikleri sözler. Beni zorla randevuya çıkarmaları geldi aklıma. Hem de tecavüzcü bir sapıkla! İşte bu kadar aciz olduğumu düşünmüşlerdi belki de. Kendi başıma birini bulamayacağımı. Tek bir gece için bile. Tek bir gece mi? Belki de olması gereken sadece buydu. Sadece tek bir gece. “Yine kafanda neler kuruyorsun Vahşi Kısrak?” Alaycı tavrına geri dönmüştü. Ama ben artık orada değildim. Çantamı fırlatıp dudaklarına yapıştım. Adam ne olduğunu anlamaya bile çalışmadı. Öpücüğüme anında karşılık verip beni kalçalarımdan tuttu kucakladı. Bacaklarımı beline sardım ve ellerimle güçlü omuzlarına sıkı sıkı tutundum. Beni yatağa götürüp nazikçe yatırışıyla dudaklarımın üzerindeki sert öpücükleri bir tezat gibiydi. Beni yatağa yatırınca dudaklarıma daha da abandı. Dili dudaklarımı yalayıp araladı ve ağzımı buldu. El yordamıyla gevşek kravatını buldum ve söküp attım. Beyaz gömleğinin düğmelerini çözerken dudakları çeneme indi. Çenemi ısırıp benimle alay eder gibi güldü. Ben gömleğini çıkarırken çenemden boynuma kadar diliyle gezindi. Boynuma gelince minik bir ısırık bıraktı ve sonra ısırdığı yeri öyle güçlü emdi ki günlerce geçmeyecek bir iz bıraktığına emindim. Elleri omuzlarımdaki askılarıma gitti. Yavaşça indirip esnek elbisemi göğüslerimden aşağı indirdi. Elbisenin göğüslerinde kendi cup’ları olduğu için sütyen giymemiştim. Göğüslerim açığa çıkınca boğuk bir sesle inledi: “Off…çok güzelsin!” Bir mememi ağzının içine aldı. Diğer mememi eliyle okşayıp ara ara sertçe sıkıyordu. Artık başımın ağrısını hissetmiyordum. Artık sızlayan kadınlığım dışında hiçbir şey hissetmiyordum. İhtiyaçla yanıyordum. Her şeyi unutmuştum. Tekrar dudaklarıma gelip fısıldadı: “Bana adını söyle…” Onu cevapsız bırakarak dudaklarına uzandım. Derin derin öptüm, dilimle damağını okşadım. Alt dudağını emerek çektim ve birden bıraktım. Tekrar göğüslerime inerken elbisemi daha da aşağı indirdi. Dili iki göğsümün de uçlarında gezindikten sonra aşağı ilerledi. Elbisemi kalçalarıma kadar indirdi. Artık göbeğimi yalıyor, dişlerini sürtüyordu. Siyah esnek kumaşı biraz daha çekiştirince kalçamı kaldırdım ve çıkarmasına yardım ettim. Elbiseyi ayaklarımdan çıkarabilmek için yataktan kalktı ve çıkarır çıkarmaz kenara fırlattı. Orada öylece durup bir süre bana baktı. Artık önünde yalnızca siyah, önü dantelli külodum ve siyah topuklu ayakkabılarımla kalmıştım. Elimi ayağıma atınca ayak bileğimi tuttu: “Sakın! Ayakkabılar kalıyor.” Ayak bileğimi öperek dilini dışarı çıkardı ve baldırım boyunca ilerledi. Dizimden geçip uyluğumu emerek ilerlemeye başladığında tekrar inledim. Yavaşça kasığıma ulaştı, gözlerime bakarak külodumun dantelinin üzerinden kadınlığıma dudaklarını bastırdı. Başımı geriye atıp çığlık attım. Yavaşça külodumu kenara çekip beni yalamaya başladı. Başını kaldırıp bana tekrar baktı: “Bana adını söyle!” Cevap olarak inledim. Tekrar amımı yalamaya döndü. Dilini yılan gibi kıvırıyor, daha önce var olduğunu bile bilmediğim noktalarımı dudaklarıyla okşuyordu. Bir parmağını yavaşça içime itti. “Çok darsın… Uzun zaman mı oldu Vahşi Kısrağım?” İnlemelerimin arasından mırıldandım: “İki… belki daha fazla…” Parmağını hareket ettirmeye başladı: “İki ne? Yıl mı?” Konuşamadan onayladım: “Hıı-hımmm…” “Siktir, çok seksisin!” Dili klitorisime dokunduğunda artık başka bir gezegendeydim. O sırada içime giren ikinci parmağı beni zorladı. Yavaş hareketlerle parmaklarını iterken amımı esnetti, ıslaklığımı her yana yaydı. Dili hiç durmuyor, uyuşmuş klitorisime saldırıyordu. Yaklaştığımı anlayınca gırtlaktan gelen bir hırıltıyla güldü: “Evet Vahşi Kısrağım… Gel…” Dudakları klitorisimi emmeye başladı ve parmakları hızlandı. İçimdeki iki parmağını kıvırıp G noktama vurduğu an parçalandım. Parçalarım odanın dört bir yanına dağıldı ve saniyenin binde biri bir hızla geri toplandı. Başımı eğip ona baktım, içimden çıkardığı parmaklarını gözlerime bakarak ağzına soktu ve tek tek yaladı, emdi: “Hımmm… Kısrağımın tadı çok güzel…” Üzerime uzanıp beni öptü ve nefesini ağzıma vererek konuştu: “Bana adını söyle!” Gözlerinin içine bakarak gülümsedim ve şehvetle baktım. Dudaklarım yavaşça kıpırdadı: “Vahşi Kısrak.” Kıkırdayarak ayağa kalkıp kemerini çözerken vücuduna bir kez bakmam tekrar hazır hissetmeme sebep oldu. Buğday teni, sert göğüs kaslarıyla bir heykel gibiydi. Karnında altılı kası her nefesinde şişip iniyordu. Pantolonuyla birlikte baksırını da indirince karnından kasıklarına inen V şeklindeki adonisine baktım ve dudaklarımı yaladım. Gözlerim kasıklarını takip ederken aletiyle göz göze geldim. Büyüklüğü beni şaşkınlığa uğratmıştı. Bir elini aletine atıp beni izleyerek okşamaya başladı. Diğer elinde bir prezervatif paketi tutuyordu: “Beğendin mi güzelim?” Dudaklarımı yalayarak başımı salladım. Yavaşça geri giderek tekli koltuklardan birine oturdu. Bir eli hala aletini okşarken dişleriyle paketi yırttı ve gözlerini bana dikerek prezervatifi aletine geçirdi. “Gel de al o zaman…” Hipnotize olmuş bir akıcılıkla yataktan kalktım ve külodumu indirip çıkardım. Topuklu ayakkabılarım yerdeki ince halının üzerinde tok sesler çıkardı. Ben ona yaklaşınca, koltukta iyice geriye doğru kaykıldı. Kalçası neredeyse boşluktaydı şimdi. Bir bacağımı, bacaklarının üzerinden atarak aletinin üzerine oturmaya başladım. Topuklularımın üzerinde iki ayağım da yere basıyordu. Kendimi erotik bir filmin başrolü gibi hissediyordum. Aletinin birazını almıştım ki acıyla inleyerek kalktım. Çok büyük ve kalındı. Bense iki yıldan fazla süredir sevişmemiştim. Ondan önce de gördüğüm şey bu adamınkiyle kıyaslanamazdı bile. Tekrar kendimi üzerine bıraktım. Yarıya kadar aldığımda yine acıyla tısladım. Gözlerime bakıp inledi: “Ohh… Hepsini alabilecek misin bebeğim?” Nedense bunu bir meydan okuma olarak kabul ettim. Acıyla karışık zevkle inleyerek kendimi ona bastırdım. Tamamı içime girdiğinde gözlerim yuvalarından çıktı. “Sikeyim… Çok güzelsin güzelim. Sadece seni izleyerek boşalabilirim.” İki eliyle belimden tutunca ondan aldığım güçle yavaşça inip kalkmaya başladım. Sikine alışmaya başlamıştım, iyice esnemiştim. O iki eliyle memelerimi kavrayıp uçlarını sertçe çekince daha hızlı zıplamaya başladım. Ellerimi arkama uzatıp dizlerinden güç aldım. Artık deli gibi zıplıyordum. Başımı yukarı çevirmiş anlamsız sesler çıkarıyordum. Bir kez daha orgazm beni parçalarken dizlerim tutmaz oldu. Belimden çekip beni göğsüne yasladı. Çaresizce omuzlarına tutundum. Kalçalarımı iki yandan tutup ayırarak s****i alttan içime gömmeye başladı. “Ohh… Sen gerçekten de vahşi bir kısraksın!” Burunlarımız birbirine değerken nefeslerini dudaklarıma vererek yüksek sesli bir ohhh çekti ve titreyerek boşaldı. Aletindeki prezervatife rağmen spermlerinin sıcaklığını hissettiğimi fark ettim. Beni hafifçe yerimden oynatıp içimden çıktı. Alnıma yapışmış birkaç tutam saçı çekti ve iki eliyle yüzümü kavradı: “Bu… Vahşi Kısrağım, yaşadıklarımın en iyisiydi.” Bir kez sertçe dudaklarımdan öptü ve beni kaldırıp karşısındaki tekli koltuğa oturttu. Saçlarımı son kez okşayıp banyoya gitti. Açılan suyun sesini duyunca kendime geldim. Aceleyle üstümü giyindim, ay ışığıyla aydınlanan odada çıkarıp attığım külotumu bulamadım, ses çıkarmamak için topuklularımı elime aldım. Kapıyı yavaşça açıp dışarı çıktım ve merdivenlerden indim. Ön kapıya gidiyordum ki, kapının yanındaki pencereden ön kapının dışında birden fazla takım elbiseli adam gördüm. Bu da neydi böyle? Nasıl bir evdi burası, bunlar kimdi? Ses çıkarmadan sağıma soluma baktım. Sağdaki koridorun sonunda mutfak görünüyordu. Mutfağa girdim, bir tarafı arka bahçeye bakan komple camdan oluşuyordu. Oraya gidip cam kapıyı yavaşça geçebileceğim kadar kaydırdım. Ses çıkarmayı göze alamayarak tekrar kapatmadım. Çimenlerin üzerinden sekerek geçtim. Bahçenin tamamı yüksek duvarlarla çevriliydi. Az sonra köşede küçük demir bir kapı gördüm. İçeriden sürgüsü çekilmişti. Sürgüyü açıp kapıyı açtım ve dönüp son kez üç katlı villaya, özellikle de ikinci kattaki balkon kapısına ve uçuşan perdelere baktım.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD