KORKU

949 Words
"Seni bu kadar soğuk tahmin etmemiştim. Ama belki de sıcaklığını başka anlara saklıyorsundur, haksız mıyım?" NE? Ne demişti bu adam şimdi böyle? Acaba içkiyi biraz fazla mı kaçırdım diye düşündüm. Hayatımda ilk kez bir erkek benimle böyle teklifsiz konuşuyordu. "Affedersiniz, anlayamadım?" Anlaşılan utanması da yoktu bu doktor Hakan'ın. Yayvan yayvan gülümseyerek devam etti: "Anlaşılmayacak bir şey yok yavrum. Böyle soğuk görünsen de içinde bir ateş yanıyor, hissediyorum. Belki de buradan çıkıp bir otele gideriz, şu soğuk buzlarımızı eritiriz, ne dersin? İnanamayarak ona baktım. Gerçekten ciddiydi. Yardım ister gibi gözlerim Kerim'i aradı ama çoktan az önce konuştuğu kızla dans pistine doğru yürümeye başlamıştı. Ah Kerim, ah! Alacağın olsun. Güvenilir, iyi bir adam diyerek bana yamamaya çalıştığın şerefsize bak. Adam daha konuşalı 1 saat olmadan beni otel odasına götürecekti! Kaşlarımı çatarak sert olduğunu düşündüğüm bir ses tonuyla cevap verdim: "Bence ben sizi yanlış anlamış gibi yapıp susayım. Siz de şimdi beni iyice dinleyip, doğru anlayın. Ne sizinle, ne başkasıyla, hele de bir otel odasında işim yok benim!" Ağzını açıp bir şeyler söyleyecekti ki önce Doğa sonra da Sinem ve Nurbanu masaya geldi. Sinem ve Nurbanu hiçbir şeyin farkında olmasa da, Doğa yüz ifademden rahatsız olduğumu anlamış olmalıydı. Hakan'a ölümcül bakışlar atmaya başladı. Sanırım daha fazla dayanamayacaktım. Sırf iki yıldır hiç kimseyle ilişkim olmadı diye arkadaşlarımın önüne gelen kişiyi bana ayarlamaya çalışmasından gına gelmişti. Evet kötü niyetli değillerdi. Ama görüldüğü üzere bu işler böyle olmuyordu işte. Şimdi de bana randevu diye elin sapığını getirmişlerdi. Ani bir kararla telefonumu çantama atıp ayağa kalktım. Kızların bana zorla giydirdiği siyah, askılı, kalçamın hemen altında biten daracık elbiseyi sert hareketlerle aşağı çekiştirdim. "Ben kalkıyorum kızlar, lütfen siz devam edin." Sinem de benimle birlikte ayaklandı: "Aa? Nereye böyle aşkım, saat daha on bir bile olmadı!" Nurbanu da aynı şekilde şaşırmış bana bakıyordu. Onları huzursuz etmemek için gülümsedim: "Kızlar, yarın çocuklara sınav yapacağım. Yani daha eve gidip sınav sorularını hazırlamam gerek. Lütfen siz rahatsız olmayın, eğlenmenize bakın." Masamızdaki hareketliliği gören Kerim de dans ettiği kızı bırakıp masaya koşmuştu: "Kızlar, hayırdır? Ne oluyor?" "Aybike gidiyor." dedi Nurbanu surat asarak. Kerim bana hem şaşkın hem de biraz kızmış bir yüz ifadesiyle baktı. Acaba hanzo arkadaşı Hakan'ın bir suçu olabilir mi diye aklına bile gelmiyordu anlaşılan. "Aybike, ne oluyor? Daha yeni geldik sayılır. Otur allasen, beni delirtme!" Tahammül sınırlarımı zorluyordum. Daha fazla dayanamadım: "Arkadaşlar biliyorum hepiniz bana acıyor ve hayatımın bok gibi olduğunu düşünüyorsunuz. Ama bilmediğiniz bir şey var, ben hiç de öyle düşünmüyorum. Aldatan, döven narsist bir adamdan kurtulmuş olmak benim için yeterli bir mutluluk sebebi. Belki de bu yalnızlığın tadını çıkartmak istiyorumdur, ha? İlla mutlu olmak için önüme gelenle yatmam ya da sabahlara kadar anlamsızca içip dans etmem mi gerekiyor?" Kesinlikle bu çıkışımı beklemiyorlardı. Herkes bir anda sus pus oldu. Hakan ise kayıtsız bir ifadeyle bizi izliyordu. Doğa diğerlerine 'Ben size demiştim!' der gibi bakıyordu. Onların bu haline üzülüp gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım: "Özür dilerim, amacım sizi kırmak değildi. Lütfen sadece... Sadece bırakın evime gideyim ve siz de eğlenmenize bakın olur mu?" "En azından seni evine bıraksaydık?" dedi Kerim. Hala beni düşünen arkadaşıma gülümsedim: "Sorun yok canım, hemen köşede taksi durağı var. Benim yüzümden gecenizi bölmeyin." Böylece hepsiyle kısaca vedalaştıktan sonra insan kalabalığının içinden geçerek gece kulübünden dışarı çıktım. Taksi durağına gitmek yerine, ters tarafa doğru yürümeye başladım. Tek istediğim biraz düşünmek ve yürümekti. “Aybike, bekle lütfen!” Duyduğum sesle arkama döndüm. İnanılmaz, gerçekten mi? Hakan koşar adımlarla arkamdan geliyordu. “Böyle gitme ne olur. Bana bir şans ver. Senden gerçekten etkilendim.” “Üzgünüm Hakan. Sadece evime gitmek istiyorum.” Ona arkamı dönüp yürümeye başlamıştım ki hızla bileğimden tutup beni hemen yandaki karanlık ara sokağa soktu ve duvara yasladı. Bu hareketi beynimde silmek istediğim ama asla unutamadığım anıları canlandırdı. Harun'un bileklerimi tutuşu. Beni duvarlara çarpması. Yanağıma inen tokatlar. Bu anıların getirdiği şokla hiçbir tepki veremeden ona baktım. Hakan şimdi burnundan soluyordu: "Bana bak küçük sürtük! Sana kibar davranmaya çalıştım ama şansımı zorluyorsun. Seni gördüm, beğendim. Ve ben istediğim şeyi alırım." "Ne diyorsun sen? Çek ellerini, bırak beni!" Nabzım hızla atıyor, korku siyah bir sıvı gibi damarlarıma hücum ediyordu. Hakan'ı itmeye çalıştım ama daha çok güç uygulayarak beni duvara bastırdı. "Ben senin gibileri iyi bilirim kızım. Hem 'Gel beni sik!' diyen bir elbise giyip, gece kulübüne geliyorsun, hem de zor kadını oynuyorsun öyle mi? Sana insan gibi davranıp otele götürecek ve unutulmaz bir gece yaşatacaktım. Ama bu inadın yüzünden bu pis sokak arasında sikeceğim seni!" Gözlerim dehşetle açıldı. Onu itebilmek için ellerimi kurtarmaya çalıştım ama bileklerimi başımın üstüne kaldırıp tek eliyle tuttu. Dişlerimin arasından yüzüne tükürükler saçarak konuştum: "Bırak beni pis sapık!" Bu sözlerim ona daha da keyif vermiş gibi sırıttı. Bileklerimi tek eliyle tutup diğer eliyle sertçe çenemi kavradı: "Bu iş karşılıklı olsun isterdim. Ama artık senin zevk alman umurumda değil. Şimdi seni domaltıp sikeceğim ve yoluma gideceğim. Belki bu da sana bir ders olur sürtük!" Sıktığı bileklerim acımaya başlamıştı. Korkudan nefes almayı bile unutmuş gibiydim. Bir şey yapmalıydım. Hakan dudaklarıma doğru eğilirken ani bir refleksle ona kafa attım. Ama korkunun ve acemiliğin de yardımıyla burun kemiğine atmam gereken kafayı alnına atmıştım. Şimdi o sadece sersemlemişken benim başım dönüyor ve alnımdan gözlerime kan sızıyordu. "Orospu!" "Bırak beni pislik herif!" Bir eliyle boynumu sıkıp beni duvara daha da sert bir şekilde sıkıştırdı. "Bırak dedim, hayvan!" "Hanımefendi bırak dedi." Güçlü, tok bir ses ikimizi de yerimize sabitledi ve bakışlarımız sokağın başına döndü. Gözlerimin önüne sızan kan görüşümü bulanıklaştırıyor, sesin sahibini göremiyordum. Tek görebildiğim iri yarı, bir elini cebine sokmuş diğer elindeki sigarayı ağır ağır içine çeken bir adamdı. Sokağın aydınlık tarafında durduğu için siyah bir pantolon ve beyaz bir gömlek giydiğini görüyordum. Göğsüne kadar gevşetilmiş kravatı hafif esintide sallanıyordu. Sigarasından bir nefes daha üfleyerek başını yana eğdi ve bu sefer tane tane konuştu: "Hanımefendi sana, bırakmanı söyledi."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD