Küçükken en özendiğim şeylerden biri de babalarının ellerinden tutup köyün içinde dolaşan yaşıtlarımdı.Annesizlik zaten başlı başına çok zorken babasızlığın da canımı o kadar yakmasına hazırlıklı değildim o yaşlarda.Meğer babasızlıkta çok yakıyormuş insanın canını. Babasızlığın ne olduğunu ilk defa o yaşlarımda öğrenmiştim ben.Daha küçücük bir çocukken babaları tarafından prenses gibi sevilen kızlara uzaktan uzağa bakardım.Yere düşen bir kız çocuğunun dizini öpen adamın 'baba' olduğunu öğrenmiştim.
Benim bir babam yoktu.Yere düşüp yaralandığımda dizlerime üfleyen, her baktığımda masallarda anlatılan kahramanlar gibi beni koruyacak biri yoktu hayatımda.Masalları da bilemezdim zaten o yaşta.Büyüyünce öğrenmiştim ne olduğunu.
Yani kendi kendimi korumayı öğrenmiştim ben.Düşünce de tek başıma kalkmış, yaralarımı da kendim sarmaya çalışmıştım hep.Birinin beni korumasına alışık değildim.Ama şimdi elimden tutan yabancının beni arkasından çekmesine izin veriyordum.
Karanlık bizi bir nebze gizlese de korku ile etrafta ki adamların arasından nasıl çıkacağımızı düşündüm.Kısık sesle konuştum.
"Bekle!Nereye gidiyorsun!?"
Arkasına bakmadan bizi çalıların olduğu yere doğru ilerleyen adamın peşinden ilerlemek zorunda kaldım.Askerim demişti değil mi o?
Ama ya üzerinde ki kıyafetler neydi?
"Çok konuşuyorsun."
Söylediği şey ile şaşkınca baktım sırtına.Sanki çok normal bir durumun içindeymişiz gibi söylediği şeye şaşırmıştım.Kurşunların arasındaydık ve her an biri bana isabet edebilirdi.Elbette canımın korkusundan konuşacaktım.Çalıların arasına girdiğimizde onlardandan biraz uzaklaşmıştık neyse ki.Korku ile kesik nefesler alırken yabancı adam cebinden bir telsiz çıkardı.
"Şahin Timi! Şirwan evin arka tarafında!Ön tarafa doğru hareket ediyor sakın gözden kaçırmayın!"
Az sonra telsizden gelen hışırtılı sesi duydum.
"Anlaşıldı Komutanım!"
Gerçekten de askerdi!Karşıdan gelen ses ona komutanım diyordu.Telsizi kapatıp bana baktı.
"Evin ne tarafta?"
Benim köyden biri olduğumu nasıl anlamıştı?Belki de teröristtim.Gerçi onlardan saklanırken görmüştü beni.Korku ile gözlerine baktığımın farkında değildim.
"Ben..."
Daha sonra parmağım ile evimin olduğu tarafı işaret ettim.Kısık gözleri gösterdiğim yere baktı.Ela renk gözleri karanlıkta parlıyordu.Yeterince tehlikeye battığımı düşündüğüm için yavaşça geriye adımladım.
"Benim...gitmem gerekiyor."
Koşarken açılan peçenin farkında değildim.Saçlarım, akşamın esintisinden dalgalanırken, onun dikkatli gözlerle yüzümü incelediğini ancak fark ettim.Yanaklarım hızla kızarırken, sessizliği tok sesi ile bozdu.
"Şu anda can güvenliğini sağlayamam köylü kızı.Bu yüzden dikkatli git."
Bana neden köylü kızı diyip duruyordu?Bunu sorgulamanın zamanı olmadığı için kafamı hafifçe sallayarak onu onaylamıştım.Belki de hayatımı kurtardığı için geriye adımlarken ona teşekkür ettim.
"Teşekkür ederim...komutan."
Ve arkamı dönerek koştum.Arkamdan dalgalanan saçlarım ve eteğime dolanan siyah çarşafı avucumda toplayarak hızla uzaklaştım oradan.Evime doğru yaklaşırken içimde ki korkunun da azaldığını hissettim.O, komutan olmasaydı başıma gelecekleri düşündüm.Şirwan denilen pislik bana düşünmek istemediğim şeyler yapardı.Kapıya ardı ardına vurup babannemin açmasını bekledim.Az sonra babaannem elinde ki tüfekle kapıyı tedirgince açtı ve beni gördüğünde yaşlı gözlerle konuştu.
"Süheyla'm!Sana bir şey oldu sandım."
Titrek sesi ile hızla sarıldım ona ve dakikalardır tuttuğum yaşlarımı serbest bıraktım.Kendim için değildi yaşlarım.Onu yalnız başına bıraksaydım kim bakacaktı korkusundan ağlıyordum.
"Çok korktum nene!...İçeri gir hemen anlatacağım her şeyi.Askerler geldi!Kurtulduk artık!"
İnek için aldığım ilacı da unutmuştum.Fakat o an için düşündüğüm tek şey artık köyün kurtulmuş olmasıydı.Askerler gelmişti çok şükür.
***
Babaannem ile yemek yemiş ardından bulaşıkları yıkamak için evin eski mutfağına girmiştim.Küçük olan alanda pek bir şey yoktu.Köşede yemekleri yaptığım küçük bir soba, metal bir tezgah ve duvara çivili olan tereğin içinde az olan bulaşıklarımız vardı.Sadece iki kişi yaşadığımız için bize yetiyordu. Yemek yerken babaanneme başıma gelen her şeyi anlatmıştım.O ise ineğin ayaklandığını ve daha iyi olduğunu söylemişti.Yani bu kadar şey başıma boşuna mı gelmişti?
İşim bittiğinde küçük bir tepsiye iki bardak çay koyarak odaya geçmiştim yeniden.Çayları ortada ki küçük sehpaya bırakıp kafamı babaannemin dizlerine koydum.Elleri anında saçlarımı buldu.
"Kızım?"
"Efendim?"
"Bak bugün korkudan bu yaşlı kalbim duracak sandım.Sonra dedim bana bir şey olursa bu kızın hâli ne olur."
Konunun gideceği yeri anlayıp derin bir nefes aldım.Ben de bugün onun yalnız kalacağından korkmuştum.
"Onca isteyen var seni Süheyla'm.Ne zamana kadar yalnız kalacaksın kızım?Karşı köyden bile gelirler senin için."
Evlenmek benim için hiç bilmediğim bir dünyaya adım atmak gibi bir şeydi ve cesaret edemiyordum.Belki annem ve babam olsaydı evliliğin nasıl bir şey olduğunu bilirdim.Güzide ara sıra sevdiği çocuktan bahsediyordu.Sevmek güzel bir şeydi sanırım.Anlatırken gözleri parlıyordu.Yakında istemeye geleceklermiş.Ama ben babaannemi yalnız bırakmak istemiyordum.
Evlenirsem ona kim bakacaktı?
"Ben yalnız değilim babaanne.Sen varsın ya."
Babaannem içli bir nefes aldı.Elleri saçlarımı yavaşça okşadı.
"Ben bugün varım ama yarın kara toprağa gireceğim güzel kızım.Ölmeden önce evlendiğini göreyim yoksa gözüm açık gider yavrum.Bir ailen olsun, çocukların olsun."
İçim sıkıldı babaannemin söyledikleriyle.
Kafamı dizlerinden kaldırıp ellerini tuttum.
"Nene...neden böyle konuşuyorsun?Allah
gecinden versin."
Yılların acıları yüzünde izler bırakmıştı.Tek evladını ve gelinini kaybetmişti.Onu anlayamazdım belki ama ben de evlenmekten korkuyordum işte.Bu yüzden sessiz kaldım. Babaannem namaz kılmak için ayaklandı.Yatsıyı kılıp yatardı hep.Ben de soğumuş çayları alıp mutfağa bıraktım.Bardakları yıkayıp odaya geçeceğim sırada duyduğum çatışma sesleri ile irkildim.Korku,saatler önce bedenimi terk etmemiş gibi yeniden kendini belli etti.Neyse ki yatağına girmiş babaanemin kulakları ağır duyardı ve evimiz de köye uzak olduğu için duymuyordu silah seslerini.Odaya geçip pencereden dışarı baktım ama karanlık dışında bir şey görünmüyordu.Gergince, dakikalar süren silah seslerini dinledim.İnşallah o Şirwan denilen şerefsiz ölmüştür.Bütün köye günlerdir yapmadıkları kalmamıştı.Askerler hepsini öldürmüştür umarım.
Gözlerimin önüne düşen ela gözler ile yutkundum.Umarım hiçbirine bir zarar gelmemiştir diye dua ettim içimden.Komutan oldukça sert ve korkusuz birine benziyordu.Çoktan öldürmüştü hepsini belki de.
Odanın içerisinde bir o tarafa bir bu tarafa yürüyordum.Üzerimde ki pamuklu, beyaz geceliğim ve ördüğüm saçlarımla yatmaya hazırdım ama ben asla uyuyamıyordum.Silah sesleri susmuştu ama yine de gözlerime uyku girmezdi biliyordum.Yavaşça sedire oturacağım sırada dışarıda duyduğum tıkırtılarla nefesimi tuttum.Gözlerim korku ile aralanırken elim havada asılı kaldı.Hareket etmeye korkar bir şekilde olduğum yerde durmuştum.Belki de kedidir diye düşünmüştüm o an ama dış kapıdan gelen ses ile kedi olmadığını anladım.
Allah'ım ne yapacaktım ben şimdi?
Teröristler buraya gelmişti ve ben deli gibi korkuyordum.Hızla babaannemin kaldığı odaya girdim.Hala uyuduğunu gördüğümde derin bir nefes verdim ve başının ucunda ki tüfeği sessizce alarak odadan çıktım.Sesler kesilmişti ama ben kapıya yaklaşıp kulak kabarttım.Kalbimin atışlarını boğazımda hissediyordum.Eğer onlardan biri ise ateş edebilecek miydim?
Daha önce bir sinek bile öldürmemiştim.Şimdi nasıl bir insan öldürecektim ben?
Mecburdum.Hayatta kalmak ve babaannemi korumak için mecburdum.Bu yüzden hızla dış kapıyı açıp tüfeği dışarı doğrulttum.İlk önce karanlık dışında bir şey göremedim.Görüşüm düzeldiğinde ise gördüğüm yüz bana, daha doğrusu elimde ki tüfeğe şaşkınca bakıyordu.Ben ise aynı şekilde şaşkınca kolundan kan akan adama bakıyordum.Tanıdık olan gözleri ile sertçe yutkundum.Onun burada ne işi vardı?Üstelik o da beni burada görmeyi beklemiyormuş gibi bakıyordu.
"Komutan?"