4.Bölüm. Kimsin sen?

759 Words
Hayal, “Ben…” dedim tekrar. Ama bu kez kelimenin devamı gelmedi. Çünkü o çocuk… hâlâ bacağıma sarılıydı. Parmakları inceydi. Titriyordu. Ama bırakmıyordu. Ama annesini değil beni bulmuştu. Yavaşça dizlerimin üzerine çöktüm. Göz hizasına indim onunla. “Bana bak…” dedim fısıltıyla. Çocuk başını kaldırdı. Gözleri ne kadar çok benziyordu bana ve Hayat'a. Kalbim o an bir kez daha durdu. “Sen ne güzel bir çocuksun.” dedim yumuşacık sesimle. Ellerini tutarken aynı anda ayakta bize bakan adama döndüm. “Ege…şimdi annenle biraz konuşacağız aslanım. Sen odana git, annen az sonra seninle olacak.” Ne diyeceğimi bilmeden çocukta ve Alaz'a bakıp kaldım. “Anne… ” diyerek küçük kolları boynuma dolandı. İçimde bir yerde deprem olmuş gibi sallandım. Ufacık bedenini kollarımla sarıp saçlarını koklayarak öptüm. Başımı yavaşça kaldırdığımda gözlerim Alaz’la buluştu. “Fatma..” diye seslenir seslenmez orta yaşlarda bir kadın geldi. "Ege'yi odasına götür." Kadın kafasını hafifçe eğip çocukla benim yanıma yürüdü. "Hadi Egeciğim. Amcan annenle konuşup sonra yanına gelecek." Bu sefer itiraz etmeden kadının elini tuttu ama gözleri hâlâ benim gözlerimdeydi. Bakışları içime oturdu. Bir can daha... Hayat'ın bencilliğinden nasibini almış bir kişi daha. Ama bu seferki kurbanı çok acimasızca değil miydi? O daha küçük bir çocuktu. “Çok merak ediyorum, çocuğunu bırakıp kimden kaçıyorsun?” “Benim çocuğum olsaydı, asla bırakmazdım.” diye fısıldadım. Gözlerimi sıkıca kapattım. “Öyle mi? Güzel taktik, hafızası yitik biri gibi davranmak...akıllıca..” Gözlerimi açtım. Bu kez bakışım sertti. “Hafızamı kaybetmedim.” "Ama haklısın, belki hatırlamak istemeyeceğin bir şey yaşadın?" Çok şey yaşamıştım... hatırlamak istemediğim o kadar çok şeyim vardı ki. Misal iki buçuk yıl önce Hayat'ı istemeye geldikleri günden başlayıp, bu güne kadar yaşadığım her şeyi aklımdan silip atmak istiyordum. Alaz devam ederken geçmişimden sıyrıldım. “İnsan bazen hatırlamak istemez,” dedi yavaşça. “Çünkü hatırlarsa… kaçamaz.” “Ben kimseden kaçmıyorum,” dedim. “Sadece yanlış kişiyi yakaladınız.” Alaz başını hafifçe yana eğdi. “Yanlış kişi?” diyerek tek kaşı havalandı. "Sen Hayal değil misin?" Derin bir nefes aldım. Bu güne kadar Hayat'ın bana dayattığı hayata boyun eğip susmuştum. Ama şimdi küçük bir çocuk vardı. Hayat oğluna sahip çıkmalıydı. "Evet... Hayal benim." Kafasını yana eğip ellerini ceplerine soktu. “Bak gördün mü? Doğru kişiyi yakalmışız.” diyerek bana doğru bir adım daha attı. Ayak ucu ayakkabılarıma değecek kadar yakındı. Gözleri gözlerime bakıyordu ama sanki başka bir şey arar gibiydi. Geriye doğru bir adım attım. “Selim ölmeden önce beni aradı,” dediğinde artık yüzü yüzüme çok yakındı. Kafamı iki yana salladım. Kelimelerim dudaklarımda ezilip kayboluyordu. Şimdi ne dersem diyeyim bu adam bana inanmayacaktı. Ama ben bu sefer susmayacaktım. "Aradığın kişi ben değilim." dedim. Sıcak nefesi yüzüme çarpıyordu. Başımı hafifçe yana çevirdim. Nefesi hâlâ yüzümdeydi. Bu kadar yakın olmak… garip bir şekilde huzursuz ediciydi. “İnanmak zorundasın,” dedim kısık bir sesle. “Benimle oyalanırken, asıl bulman gereken kişi kaçıyor..” Alaz bir an sustu. Gözleri yüzümde dolaştı. Sanki bir yalanı yakalamaya çalışıyordu ama bulamıyordu. “Selim,” dedi tekrar, bu sefer daha yavaş. “Ölmeden önce peşinde düşmanları olduğunu söyledi...yetişemedim.” Kalbim istemsizce hızlandı. “Senden ve oğlundan bahsederdi...şimdi bana insan gibi anlat. Peşinizde kim vardı?” İçimde bir şeyler koptu ama yüzüme yansıtmadım. Yansıtamazdım. "Ben bilmiyorum... bak ben aradığın kişi değilim." "Bırak artık bu saçmalığı... anlat... yoksa senin canını yakmak zorunda kalırım.." Derin bir iç çektim. Kafamı iki yana salladım.. "Bırak artık direnmeyi Hayal." Yüzüne bakıp kararlı bir sesle konuştum. “Evet Hayal benim ama asıl bulmanız gereken kişi Hayal değil...Hayat...Hayat benim kardeşim....” Alaz bir adım geri çekildi. Bu kez mesafe koyan oydu. “Ege sana anne dedi.” Bu cümle… işte bu beni hazırlıksız yakaladı. Yutkundum. “Çünkü annesinin aynısıyım. İkizim.” dedim ama sesimdeki titreme ihanetti. Alaz hafifçe gülümsedi. Bu bir zafer gülümsemesi değildi. Daha çok… bir şeyin yalan olduğunu fark eden birinin ifadesiydi. “Sen benimle alay mı ediyorsun!” Kolumdan sertçe tutup yüzüne doğru kaldırdı. Şu iki yılda canımı acıtan çok olmuştu. Bu adamın sert tutuşundan korkacak iradeyi çoktan yitirmiştim. Sessizlik çöktü aramıza. Bir dakika gözlerime baktı sertçe. "Araştır... her şeyi bulacak gücün var. Bu kadarını öğrenecek bağlantıların vardır sanırım. Gördüğüm kadarıyla baya mafya gibi, katil kılıklı adamsın." "Sen yürek mi yedin kadın.. !" diye yüzüme doğru dişlerinin arasında konuşurken. O an kapının ardından küçük ayak sesleri duyuldu. İkimiz de aynı anda başımızı çevirdik. Ege. Kapının kenarından bize bakıyordu. Gözleri doluydu. “Gitmedim,” dedi kısık bir sesle. “Korktum.” dedi bebek sesiyle. "Annem uyutsun... " Bu cümle… içimdeki bütün duvarları bir anda yerle bir etti. Nefesim kesildi. Alaz bana baktı. Kaşları hâlâ aynı sertlikle duruyordu. “Gerçekten kimsin, sen?”
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD