Hayal,
Bavulu elimde tutarken kapıya doğru attığım ilk adım, sandığımdan daha ağır geldi.
Sanki o ev… sadece duvarlardan ibaret değildi.
İçinde annem vardı. Onu bırakıp gitmek dünyanın en ağır imtihanıydı.
Kapının eşiğinde durdum.
Gitmezsem yine o eve dönmek zorunda kalacaktım. Ve bu sefer sadece gitmekten çok şey vardı.
Tuğrul...
Hapisten çıktığı an peşime düşecek...beni yeniden o cehenneme götürecekti.
Sadece bir an…
Arkamı dönüp bakarsam kalacağımı biliyordum.
O yüzden bakmadım. Kapıyı açtım ve çıktım.
Yağmur yüzüme çarptığında nefesim kesildi. Soğuktu. Ama içimdeki o garip boşluktan daha gerçekti.
Tuğrul... bana ikiz kardeşimin attığı kazıklardan sadece bir tanesiydi. Belkide en büyük bilmiyorum.
Dedemin evine yerleşmek zorunda kaldığımızda artık hayatımız zor olmaktan çıkmıştı. Bu sefer çok daha kötüydü..
Annem, iki tane 16 yaşına gelmiş kızıyla nereye gidebilirdi?
Dedem bizim o evde sığıntı olduğumuzu iliklerimize kadar hissettiriyordu sağolsun. Zaten okuldan çıkar çıkmaz mahheledeki terzi Kiraz ablanın yanına vermişti beni babam. Orada çalışıyordum gün boyu. Annem de Şahan Bey'in gül tarlasında çalışmaya başlamıştı.
Tuğrul'da Hayat'ı orda görmüş görüşmeye başlamışlar.
Hayat'ın gül tarlasında çalıştığını düşünen olduysa hemen düzelteyim. Annemden para almak için gidiyormuş sık sık. Benim annem yumuşak gönüllüdür. Hemen kanardı. Hayat'ın ikna kabiliyetini de yabana atmayın.
Köylüler Hayat'la Tuğrul'u dedeme anlattığında bizim evde büyük bir kavga çıktı. Dedem eve gelip bir hışımla kapıyı açarak gür sesiyle bağırdı..
"SEN NASIL BENİM YÜZÜMÜ ÖNE EĞERSİN HAYAT...!"
Annem korkuyla bizi arkasına alırken dedem ikimizde gözlerini gezdirip tekrar bağırdı.
"Hangisi... bu p*çlerden hangisi Hayat Rabia..?"
Daha hangimiz Hayat, hangimiz Hayal onu bile ayırt edemeyen dedem ikimize birden birer tokat vurdu.
Hiç suçum olmasa bile hep aynı şey olurdu. Bir tokat da ben yerdim. Annem eliyle Hayat'ı gösterip titreyen sesiyle sorarken içim acıyordu. Ama tokatın acısından değil. Sesindeki çaresizlikten. Evladını koruyamayan anne oluşundan.
"Ne yapmış baba? Ne oldu?"
Dedem Hayat'ın saçından tutup kaldırırken bir tokat daha vurdu. İçim biraz daha yandı. Bana ne yaparsa yapsın kardeşimdi. Kıyamazdım.
"Orda burda sürtüyormuş senin bu orospu kızın.."
"Deme baba öyle. Benim kızlarım yapmaz öyle şey."
"A salak kızım. Senin bu salak aklınla kimsede almaz artık. Kaldın gene benim başıma."
O an katil ol deseler on sekiz yaşında dedemin katili olurdum. Annemin acıyla ve çaresizlikle yere eğilen yüzü için dedemi Allah hakkı için hiç acımadan öldürürdüm.
Ama işte Allah korkusu yerleşmiş içimize. Yapamazdım. Dedem o gün Hayat'ı iki tokatla bırakmadı. Elindeki bastonla nersine geldiğini umursamadan defalarca indirdi. Annem de izledi ağlayarak....bende.
"Bu orospuyu hazırlayın yarın, Şahan Bey'in oğlu Tuğrul bunu istemeye gelecek."
Hayat yerden kalkıp dedeme bağırdı.
"Evlenmem... o şerefsizle ölsem evlenmem ben."
Dedem bir tokat daha vurup saçlarını kavradı.
"Ne diye orda burda gezdin adamla o zaman orospu...!"
Bir çöp gibi duvar dibine atıp hepimize bağırarak çıktı.
"ANANIZ YETMİYOR GİBİ BİR DE İKİ PİÇİNE BAKIYORUM.. EDEBİNİZLE OTURUN YOKSA DEFOLUN GİDİN...!"
Kapıdan çıktığımda yağmur değildi yüzüme çarpan.
Sanki geçmişimdi.
Her damla… bir hatıra gibi düşüyordu tenime. Kaçtığımı sandığım her şey, benimle birlikte geliyordu.
Adımlarım hızlandı.
Ama ne kadar yürürsem yürüyeyim… içimdeki o ses susmuyordu.
Durup gözlerimi kapattım.
Hayat.
Onun adı bile içimde bir şeyleri kırıyordu artık.
İkizdik.
Aynı yüz, aynı gözler…
Ama kimse ruhumuzun ne kadar farklı olduğunu görmezdi...
Ya da görmek istemedi.
O gün…
Tuğrul kapıdan içeri girdiğinde dedem "sen ayak altında dolanma" demişti.
Bu evde suçlu olan hiçbir zaman gerçekten suçlu değildi. Sadece en zayıf olan seçiliyordu.
Ve o gün… bir kurban seçildi...