Yeraltı şehri, gün geçtikçe daha karanlık bir hâl alıyordu. Tünellerin ucundaki ışıklar artık sıcak değil, soğuk ve uyarıcıydı. İnsanlar sessizdi. Sanki şehrin kendisi nefesini tutmuş, bir şeyin yaklaşmasını bekliyordu. Aidan, sabaha karşı uykusundan irkilerek uyandı. Tavanı izlerken göğsüne çöken ağırlığı hissetti. Elini Ateş’in yanına uzattı. O hâlâ yanındaydı. Sessiz ve huzurlu uyuyordu, ama Aidan biliyordu ki bu huzur kırılgandı; bir fısıltıyla bile paramparça olabilirdi. Yavaşça yatağından kalktı, o eski kutuyu yeniden eline aldı. Nina’dan gelen hediyeyi... Kutunun içinde bir anahtar daha vardı. Ancak bu, daha önce gördüklerinden farklıydı: paslıydı, ama üzerinde harfler vardı. Harfler silik de olsa okunabiliyordu: “Oculus.” (“Oculus... Bu bir yer mi? Bir organizasyon mu? Beni nede

