Bölüm 4: Fırtına Patlıyor
Patlamanın yankıları kampın üzerine kara bulutlar gibi çökmüştü. İnsanlar bir anlık sessizlikten sonra korkuyla hareket etmeye başladı. Çocuklar çığlık atıyor, yetişkinler ise ne yapacaklarını bilemeden etrafa bakınıyordu. Murat, soğukkanlılığını korumaya çalışarak bağırdı:
“Herkes çadırlara girsin! Panik yapmayın!”
Askerler, kampın çevresindeki savunma pozisyonlarına doğru koşarken, Bahar panik halindeki çocukları bir araya topluyordu. “Hadi, herkes buraya! Birlikte kalalım, tamam mı?” diye seslendi.
Murat, bir an Bahar’a baktı. Onun cesurca çocuklarla ilgilendiğini görmek, içinde bir kıvılcım yaktı. Ancak bu savaş alanında duygulara yer yoktu. Telsizine sarılarak, “Rapor verin! Nereden geliyorlar?” diye sordu.
Telsizden gelen ses endişeliydi: “Komutanım, güneydoğudan hareket var. Yaklaşık on kişilik bir grup. Ellerinde ağır silahlar var.”
Murat kaşlarını çattı. “Tam da beklediğimiz yer. Takımı üçe ayırın. Grup A kampı koruyacak, Grup B çevreyi tarayacak, Grup C ise beni takip edecek. Ateş etmeye başlamadan önce pozisyon alın!”
Askerlerden gelen kısa bir “Anlaşıldı!” cevabından sonra Murat hızla harekete geçti.
Bahar ve Çocuklar
Bahar, çadırların arasında, yanına topladığı çocukları sakinleştirmeye çalışıyordu. Elini bir çocuğun saçında gezdirirken, yüzündeki korkuyu gizlemek için çabalıyordu. “Sakın korkmayın,” dedi nazik bir sesle. “Hepimiz burada güvendeyiz. Az sonra her şey düzelecek.”
Ancak içten içe bunun bir yalan olduğunu biliyordu. Bu savaştan sağ çıkma ihtimalleri, Murat ve ekibinin direnişine bağlıydı.
Tam o sırada, dışarıdan silah sesleri duyuldu. Çocuklar çığlık atarak Bahar’a sarıldılar. Bahar, onları sıkıca kucakladı ve sessizce bir dua mırıldandı.
Murat birkaç metre ötede, askerleriyle birlikte pozisyon almıştı. Bahar’ın ve çocukların çadırına doğru bir göz attı. Onların güvende olduğunu görmek, ona bir nebze olsun rahatlık verdi. Ama bu rahatlık uzun sürmedi.
İlk Çatışma
Kampın çevresinden yükselen bağırışlar ve silah sesleri, fırtınanın tam anlamıyla patladığını gösteriyordu. Murat ve ekibi, gelen saldırıyı püskürtmek için hızla karşılık vermeye başlamıştı.
Murat, bir kayanın arkasından ateş ederken telsizden emirler yağdırıyordu. “Siper alın! Mühimmatı dikkatli kullanın! Gözcüler, yeni hareketlilik var mı?”
Bir asker, Murat’ın yanına koşarak geldi. “Komutanım, güneydoğu hattında yoğunlaşmaya başladılar. Daha fazla adamımızı oraya yönlendirmemiz gerekiyor.”
Murat, kısa bir an düşündü. “Grup C, güneydoğuya hareket edin. Kampın içindeki sivilleri korumak birinci önceliğimiz!”
Askerler hızla harekete geçerken, Murat bir an için arkasına baktı. Bahar’ın çadırına gözleri takıldı. Onun hala çocuklarla birlikte olduğunu görmek, içindeki yükü biraz olsun hafifletti.
Bahar’ın Müdahalesi
Bahar, çocukları sakinleştirmeye çalışsa da çadırın dışındaki kaos ona rahat vermiyordu. Başını dışarı çıkarıp kampın çevresine baktığında, askerlerin çatıştığını gördü. O an bir şeylerin eksik olduğunu fark etti: Çadırlardan birinde bir grup kadın ve çocuğun hâlâ yardım beklediğini!
Kendi kendine mırıldandı, “Onları orada bırakamam.”
Hızla çadırdan dışarı çıktı ve diğer çadıra doğru koşmaya başladı. Yolda birkaç asker ona bağırdı, “Burada durmanız gerekiyor!” ama Bahar onları duymazlıktan geldi.
Çadıra vardığında, içeride sıkışmış bir grup insan gördü. Kadınlar korkuyla birbirine sarılmış, çocuklar ise ağlıyordu. Bahar, güçlü bir ses tonuyla, “Herkes benimle gelmeli, şimdi!” diye seslendi.
Kadınlar tereddüt etse de Bahar’ın kararlılığı onları harekete geçirdi. Grupla birlikte tekrar merkeze doğru koşmaya başladılar. Ancak bu sırada, birkaç el silah sesi çok yakından duyuldu. Bahar, grubun önüne geçerek onları korumaya çalıştı.
Tam o anda Murat, Bahar’ı gördü. Gözleri öfke ve korkuyla doluydu. Telsizine bağırdı, “Bahar’ın yanına biri gidip ona eşlik etsin! Şimdi!”
Bir asker hızla Bahar’ın yanına koştu ve grubu güvenli bir alana yönlendirdi. Murat, Bahar’ın bu hareketine sinirlense de aynı zamanda hayran kalmıştı. Bu kadın, korkusuzca insanların hayatını kurtarmaya çalışıyordu.
Çatışma saatler sürdü. Murat ve ekibi, büyük bir direniş göstererek milisleri püskürtmeyi başardı. Ancak bu zafer, çok büyük bir yorgunluk getirmişti. Kampın çevresi hâlâ tedirgindi, ama içeridekiler için bir anlık da olsa huzur vardı.
Murat, çatışmanın ardından kampın merkezine döndüğünde Bahar’ı buldu. Onu, çocuklarla birlikte otururken gördü. Bahar, yüzündeki yorgunluğa rağmen çocuklara hikayeler anlatıyordu. Murat derin bir nefes aldı ve yanına yaklaştı.
“Bahar,” dedi sert ama yumuşak bir sesle. “Bu yaptığın inanılmaz cesurcaydı, ama bir daha asla bu şekilde kendi başına hareket etme. Seni kaybetmek istemiyorum.”
Bahar, başını kaldırarak Murat’a baktı. Gözlerinde hem öfke hem de minnettarlık vardı. “Eğer onları bırakmış olsaydım, bunu asla kendime affetmezdim,” dedi.
Murat, bir an sessiz kaldı. Sonra yavaşça başını salladı. “Anlıyorum,” dedi. “Ama bu kampı korumak için birlikte çalışmamız gerekiyor. Söz verdiğimiz gibi.”
Bahar, bir süre düşündü. Ardından yorgun ama kararlı bir ifadeyle, “Anlaştık,” dedi.
İkisinin arasında, bu zor gecenin ardından daha derin bir bağ oluşmuştu. Fırtına geçmişti, ama bu savaştaki asıl zorlukların henüz bitmediği açıktı.
---
Devam edecek...