Bölüm 5: Kırılgan İttifaklar
Kampın çevresindeki sessizlik, hala bir tehdit barındırıyor gibiydi. Fırtına sonrası geride kalan tedirginlik, herkesin ruhunda izler bırakmıştı. Murat, ekibiyle birlikte gece boyunca nöbet tutmaya devam ederken, Bahar çocuklarla ve kadınlarla ilgilenmeye devam ediyordu. Ancak içindeki huzursuzluk, bir türlü dinmiyordu. Savaşın ortasında insanlar birbirine yakınlaşır, ama aynı zamanda daha da uzaklaşır. İşte bu ikilem, Bahar’ı her geçen gün daha fazla zorluyordu.
Ertesi sabah, güneş doğarken kamp biraz daha sakinleşmişti. Murat, sabah kahvaltısını hızlıca yaparken, ekibine emirler yağdırıyordu. “Herkes pozisyonunu alsın. Bölgedeki her hareketi izleyin. Bir anlık boşluk bile, büyük bir riske yol açabilir.”
Bahar, çadırının dışında, çocuklarla beraber biraz moral vermek için yürüyüş yapıyordu. Ama her adımda, savaşın getirdiği tedirginlik onu daha da sarıyordu. Her bir ses, her bir gölge, ona yeni bir tehdit gibi geliyordu.
Bir grup çocuk, Bahar’ın etrafında koşarak, ona bir şeyler anlatmaya çalışıyordu. Onlar için dünyadaki tek dert, yeni bir oyun bulmaktı. Bahar, onların gözlerindeki masumiyetin, kendi içindeki korkulara ne kadar karşıt olduğunu fark etti. Bir an, çocukların gülüşleriyle ruhunu dinlendirmeye çalıştı. Ancak bir diğer yandan, her an bir çatışma çıkma ihtimalinin hayalet gibi üzerinde dolaştığını hissediyordu.
Murat, uzak bir noktada, Bahar’ı gözlüyor ve hala içindeki güvensizliği hissediyordu. Onun bu kadar cesurca hareket etmesi, hem takdir edilmesi gereken bir şeydi, hem de tehlike yaratıyordu. Bir anda, Bahar’ın yanına bir askerin yaklaştığını gördü.
“Hemen benimle gel,” dedi asker, Bahar’a.
Bahar, bir an şaşkınlıkla askerle göz göze geldi. “Ne oldu?” diye sordu.
“Komutan sizi görmek istiyor. Bir sorun var.”
Bahar, askerle birlikte hızla Murat’ın çadırına doğru yürüdü. İçeri girdiğinde, Murat ciddi bir ifadeyle haritaya bakıyordu.
“Murat, ne oldu?” diye sordu Bahar, sesindeki tedirginlikle.
Murat, Bahar’a dönüp derin bir nefes aldı. “Bahar, düşman hatlarının ötesinde önemli bir keşif yapmamız gerektiğini düşünüyorum. Ama bunun için bazı kayıpları göze almamız gerekecek.”
Bahar, aniden gerildi. “Kaybı? Ne demek istiyorsun?”
Murat, Bahar’ın gözlerindeki endişeyi fark etti ve sesini biraz yumuşatarak, “Bir keşif birliği göndereceğiz. Bu, bölgede hareketliliği kontrol etmemizi sağlayacak. Ama o kadar yakın bir mesafeye gitmek oldukça tehlikeli.”
Bahar, bir adım geriye gitti. “Siz hala riske girmeyi düşünüyorsunuz?”
Murat, başını sallayarak, “Evet. Ama buradaki herkesin güvenliği için bu adımı atmamız gerekiyor. Bunu seninle paylaşmak zorundaydım, çünkü seninle olan ilişkimiz artık daha farklı bir noktada.”
Bahar, gözlerini Murat’a dikip bir süre sessiz kaldı. İçindeki karışık duyguları bir kenara bırakarak, “Eğer bunu yapacaksanız, ben de gelirim,” dedi kararlı bir şekilde.
Murat, şaşkınlıkla Bahar’a bakarak, “Hayır, bunu yapmana izin veremem. Bu görev çok tehlikeli.”
Bahar, elini avuçlarıyla sıkarak, “Eğer oraya gitmek zorundaysanız, ben de sizinle gitmeliyim. Burada çocuklar ve kadınlar güvenli, ama dışarıdaki dünyada olanları görmek, anlamak istiyorum. Gerçekten neyin peşindeyiz, anlamak istiyorum.”
Murat, Bahar’ın gözlerindeki kararlılığı görünce, onu durdurmanın imkansız olduğunu fark etti. “Tamam, ama seni güvenli bir mesafede tutacağım. Bunu kabul ediyorsun, değil mi?”
Bahar başını sallayarak, “Evet, kabul ediyorum. Ama bir şartla,” dedi.
Murat, bir an duraksadı. “Neymiş o şart?”
“Beni yalnız bırakma,” dedi Bahar, gözlerinde bir miktar kırılganlıkla. “Bunu birlikte yapabiliriz.”
Murat, bir an Bahar’ın söylediklerini düşündü. O an, Bahar’ın sadece cesur bir insan olmadığını, aynı zamanda içinde büyük bir boşluk taşıyan biri olduğunu fark etti. Ancak bu boşluğu doldurmak, onun yalnızca hayatta kalmak için değil, diğer insanları korumak adına hareket etmesinin nedeni oluyordu.
“Tamam,” dedi Murat. “Birlikte gideceğiz. Ama önce tüm hazırlıkları yapmalıyız. Zaman kaybetmeden.”
Tehlikeli Keşif
Bir süre sonra, Murat ve Bahar, keşif ekibini kurmuş ve sınıra doğru ilerlemeye başlamışlardı. Yanlarında sadece birkaç asker vardı ve kampın gerisinde bir grup da güvenliği sağlıyordu. Sınır hattına yaklaştıkça, Bahar’ın kalbi hızla atıyordu.
Murat, sakin ve dikkatli bir şekilde, her hareketi izleyerek ilerliyordu. Bahar, birkaç adım geride, onun hareketlerini takip ediyordu. Her adımda, bir patlama, bir silah sesi duyma korkusu onu sardı. Ancak ne olursa olsun, bir şeyler yapma arzusuyla adımlarını sıklaştırdı.
Bir süre sonra, bölgeye geldiklerinde, Murat hızlıca her yeri gözden geçirdi. Gözleri, uzak bir noktadaki bir hareketliliği fark etti. “Hızlıca geri dönmeliyiz,” dedi. “Burası çok tehlikeli.”
Fakat o anda, bir patlama sesi duyuldu. Aralarındaki mesafe hızla kısaldı. Bahar, Murat’a yaklaştı ve bir an ona gözlerinin içine bakarak, “Bizi bekleyen tek şey tehlike mi?” diye sordu.
Murat, başını sallayarak, “Bize her zaman bir risk eşlik eder, Bahar. Savaş böyle bir şeydir.”
Bahar, derin bir nefes aldı. “O zaman, bu riskin içinde yaşamaya devam edeceğiz.”
Ve ikisi, savaşın acımasız dünyasında, adım adım birbirlerine güvenerek ilerlediler.