İlk Gece 🖤⛓️

2273 Words
Kaçarcasına avluya indiğimde mutfak olduğunu tahmin ettiğim kapıya yöneldim. Aynur Hanım da ortalıkta görünmüyordu. İçeriden gelen hoş kokulara eşlik eden fısıltılarla ayaklarım eşikte durdu. "Gelin hanım çok güzel Hanımım, peri kızı gibi." Bir an dönüp kendime bakmak istedim. Gerçekten o kadar güzel olduğumu düşünmüyordum. "Civan Ağa'mla pek de uymuşlar, pek de güzel olmuşlar." "Ah, keşke Dilan'ım böyle yapmasaydı da telli duvaklı gelinimi getirseydim. Dilan'ın yaptığı hiç olmadı hiç! Abisini tanıyordu. İkisini de öldüreceğini biliyordu!" "Ama öldürmedi Civan Ağam." İçeriden tanımadım başka bir kadının sesi duyuldu. Bu yaptığım çok ayıptı çok. Ama dinlemeye devam ettim. "Bu iste bir gariplik yok mu sizce de Hanımım? Civan ağanın bu yaptığı herkesi şaşırttı yine." "Kıyamamıştır belki kardeşine." Diyen başka biri oldu. "Bunun altında başka bir şey var, söyleyeyim size." "Civan Ağa bu kadar merhametli değildir." Bu sabah Civan ağanın bana söyledikleri zihnime düştü. Benim için onlara bir şey yapmadığını söylemişti. "Altında ne varsa da çıkar elbet. Ben gideyim de gelinimi uyandırayım, sabahtan beri aç açına uyuyor güzel kızım." Hareketlilik oldu. Ne yapacağımı bilmeden etrafıma bakınırken yine konuştular. "Hanımım," demişti biri. "Bu gece Gerdek olacak mı?" Bu sefer ses tonu hafif utangaç çıkmıştı. Utançla kızardım. "Emine şimdi bunun sırası mı kızım? Nazlı gelinimi böle şeylerle korkutmayın! Hem benim oğlum hiçbir kadına istemediği şeyi zorla yapmaz! Bu onların arasındaki mesele, hiçkimse burnunu bu işe sokmasın! Ve bu sır konağın eşiğinden de çıkmasın! Konuyu bir daha da açmayın!" Aynur Hanımın otoriter ses tonu beni biraz rahatlatsa bile utanç ve korkudan her an bu konaktan kaçabilirdim. "Peki Hanımım." Mutfakta hareketlenme olurken kapıya doğru gelen adım sesleriyle telaşla ne yapacağımı bilmez bir şekilde arkamı dönüp gidecekken bu sefer arkamda duyduğum sesle olduğum yerde kaldım. "Başkalarını gizlice dinlemek çok ayıp Nazlı." Civan Ağa'yla çarpışmamak için geri gidecekken sendeledim. Düşecek gibi oldum ama anında belimden tutarak buna engel oldu. Kirpiklerimi kırpıştırıp gözlerimi güzel mavi irislerinden çektim. Omzuna tutunan parmaklarımı ateşe değmiş gibi hızla çekip şalıma tutundum. Gözlerini yüzümde hızla gezdirdi. Doğrularak belimi usulca bıraktı. "İyi misin?" diye sorduğunda hızla başımı salladım. "İ-iyiyim." diyerek kekeledim. "Ah güzel kızım, uyandın mı?" Mutfak kapısından çıkan Aynur Hanım önce bana ardından Civan ağaya baktı. "Sen de gelmişsin oğlum, hiç duymadım." Civan ağa hemen arkama geçmişti bile. "Haydi salona geçelim, sofra hazır." Aynur Hanım kolumdan tutarak beni yürüttüğünde Civan Ağa ile göz göze geldik. Utançla gözlerimi kaçırdım. İlk günden adama rezil olmuştum. Üstelik iki defa! Çok ayıp Nazlı çok! diye geçirdim içimden. Civan ağa önden avluya açılan bir kpıdan içeri girdiğinde Aynur hanımla onu takip ediyorduk. "Nasıl rahat uyuyabildin mi?" Aynur Hanıma bakıp tebessüm ettim. "Çok güzel uyudum." Dedim sadece. Annemi özlemiştim. Bu yabancı yere nasıl alışacaktım bilmiyordum. Avludan salona açılan kapıdan içeri girdiğimizde sıcak hava yüzüme vurdu. Geniş salon, avizenin ışığıyla oldukça görkemli görünüyordu. Bu salon da oldukça büyük ve pahalı eşyalarla doldurulmuştu. Uzun masanın üzerinde özenle dizilmiş tabaklar, kristal bardaklar ve gümüş çatal bıçaklar parlıyordu. Aynur Hanım beni masanın yan tarafına doğru yönlendirdi. “Gel kızım, buraya otur,” dedi şefkatle. Sandalyeye otururken ellerimi dizlerimin üzerinde kenetledim. Kalbim hâlâ hızlı atıyordu; mutfakta duyduklarım kulaklarımda çınlıyordu. Özellikle o tek kelime... Gerdek. İçim sıkıştı. Acaba Civan Ağa da duymuş muydu diye düşünmeden duramıyordum. O kelime kulaklarımda çınladıkça yüzüm kızarıyor gibiydi. Civan Ağa masanın başına geçti. Otururken sandalyesini usulca çekti. Her hareketi kontrollüydü. Yanıma bakmadı ama varlığını her hücremde hissediyordum. Çalışan kadınlar sessizce tabakları koymaya başladı. Yemek yiyecek hiç iştahım yoktu ama acıkmıştım da. Birkaç lokma bir şey yemiş ve bu süreçte asla yanımdaki adama bakmamaya çalışmıştım. Civan ağa ise sanki burada değilmişim gibi ağır ağır yemeğini yemişti. Yemek faslından sonra Civan ağa annesinden müsade isteyip yukarıda çalışacağını söylemiş ve salondan ayrılmıştı. Aynur Hanım ikimize kahve yapmalarını söylemiş ve beni salondaki lüks koltuklara çekmişti. Şimdi ise birlikte oturuyorduk. Aynur Hanım sürekli çalan telefonunu kapattıkça ısrarla arayanlar oluyordu. Sabrı kalmamış gibi son aramayı da kapatıp sabrı tükenmiş gibi bana baktı. "Bu insanlar merakından çatlıyorlar." Diyerek konuştu. "Önce Dilan'ın kaçtığını öğrendiler, şimdi ise Civan ağa'nın evlendiğini duymuşlar, konağa gelmek istiyorlar ama Civan Ağa bugün misafir kabul etmedi." Diyerek bana nazikçe açıklamaya çalıştı. "Yarın konak kalabalık olacak, dost düşman seni görmeye gelecekler hazır ol tamam mı kızım?" Kafamı sallayarak konuştum. "Olur." Dedim sadece. Elindeki kahve fincanını bırakıp gözlerime baktı. "Nazlı," diye başladı söze. Birazcık çekiniyormuş gibiydi. "Oğlumdan sana asla zarar gelmez, hiçbir kadına kıyamaz. Bu geceyi zorunluluk bilip de korkma ondan olur mu? Sizin aranızda ne olursa olsun yalnızca sizi ilgilendirir. O odada birbirinize nasıl davranırsınız bilmem ama odadan çıktığınız an ikiniz de karı koca gibi davranın istiyorum..." Bir an duraksadı. Sözlerini tartıp da konuşuyormuş gibi naif bir şekilde devam etti. "Yarın konağa gelecek misafirlere de eş olduğunuzu belli et olur mu güzel kızım?" Kafamı salladım. "Tamam." Dedim sadece. Aynur Hanım çekinerek ayağa kalktı. "Haydi şimdi odana geç güzel kızım." Ayaklandığımda omzumu hafifçe okşayıp geri çekildi. "Allah rahatlık versin." Deyip hafifçe kenara çekildi. "Size de, Allah rahatlık versin." Deyip salondan çıktım. Dışarısı buz gibiydi. Hızlı adımlarla merdivenlerden yukarı çıkarak odamın kapısında durdum. Bu geceyi atlatırsam diğer geceler çok daha kolay olacakmış gibi hissediyordum. Ahşap kapının zarif işlemeli kolunu tuttum. İçime derin bir nefes alıp odaya girdiğimde onu bulamamanın sevinciyle ışığı yakıp kapıyı kapattım. Odaya hızla göz gezdirdim. Eğer hızlı olup yatağa geçersem geldiğinde beni uyumuş görecekti ve ondan sabaha kadar kaçabilirdim. Bu yüzden hızla bavuluma yöneldim. Pijamalarımı alıp banyoya girdim. Benim için banyoya yerleştirilen kişisel eşyalar arasından diş fırçası bulup önce dişimi fırçaladım ardından hızla pijamalarımı giyip saçımı tarayıp tekrar ördüm. Kıyafetlerimi alıp banyodan çıktığımda yine Civan Ağa'yı görmemenin sevinciyle hızla dolapları karıştırdım. Bir duvarı baştan sona kaplayan gömme dolabın kapılarını açıp aradığım şeyi bulmaya çalıştım. Dolabin bir yarısı Civan Ağa'nın kıyafetleriyle doluyken diğer yarısı boştu. Sanırım benim için ayrılmıştı. Boş dolaptan bulduğum temiz çarşaf ve pikeyi alarak kanepenin üzerine bıraktım. Saniyeler içinde yatağımı hazırlayıp, diğer büyük yatağı da açtım. Odanın ışıklarını kapatmadan bavulumdan aldığım bebeğimi kucağıma hapsedip pikeyi yüzüme kadar çektim. Uykum gelmiyordu ama ondan tek kaçış yolum buydu. Dakikalar sonra kapıyı usulca açtı. Bakışları önce odada gezindi, hafif araladığım gözlerimle onu izliyordum. Ardından uyuduğumu görünce odaya girdi. Bakışları direkt bana odaklanırken gözlerimi sıkıca yumdum. Adımları odada sessizce dolaştı, gardrobun kapısı gıcırdadı, birkaç saniye sonra kapı tekrar gıcırdadı ardından yine adım sesleri ve banyonun kapısı açılıp kapandı, iki defa kilitlendi. Neden tuttuğumu bilmediğim nefesimi dışarı vurduğumda stresten terlemek üzereydim. Çok korkmuştum çok. Banyodan su sesi gelince aklıma gelen şeyle irkilerek doğruldum. Geceleri su içerdim ve ben yanıma su almayı unutmuştum. Etrafıma hızla göz gezdirdim su yoktu. Banyoya kulak kabarttığımda suyun sesi hala devam ediyordu. Bunu fırsat bilip oyuncağımı bırakarak doğruldum. Terliklerimi giymeden parmak uçlarıma basarak odadan ayrıldım. Yine üzerime bir şey almadığım için içten içe kendime söverek basamakları hızla indim. Mutfakta kimse yoktu. Bunu fırsat bilerek dolapları karıştırdım. Bulduğum sürahiye dolaptan su doldurdum, bir bardak ta alarak mutfaktan çıktım. Etrafta kimse görünmüyordu. Hızlı olarak merdivenlerden çıktım. Odanın kapısını yavaşça açtığımda parmak uçlarıma basarak odaya girdim. Odaya girer girmez Civan ağa ile göz göze geldik. Korkudan bağırdığım yetmezmiş gibi elimdeki sürahi de yere düştü ve tuzla buz oldu. Banyodan çıkmış, saçını havluyla kuruturken etrafına bakınırken yakalanmıştım. Bakışları hızla yere düşen ve parçalanan sürahiye kayarken anında bana doğru atıldı. "Kıpırdama!" Diyerek atmak üzere olduğum adımım havada durdu. Ayağına terlik giydiği için sorun etmeden birkaç adımda karşımda durdu. "Şimdi seni kucağıma alacağım ve hiçbir şey yapmayacağım." Der demez beni kucağına aldığında elimdeki bardak ayağına düştü. Bunu hiç hissetmemiş gibi gözlerini gözlerimden ayrımadan yürüdü. Utanç ve korkuyla yüzümü eğecekken bugün söyledikleri aklıma doldu. Yüzünü eğme demişti. Yüzümü eğmedim. Omzuna tutunan elimi geri çekerek kucağıma bıraktım. "İyi misin?" diye sorduğunda hızla bakışları bedenimde gezindi. "Bu kadar korkacak ne yaptım sana?" Diye söylenerek gözlerime baktı. Alt dudağımı ısırdım. "Hı güzel Nazlı'm? Neden benden bu kadar korkuyorsun?" diye diretti. Kirpiklerimi kırpıştırıp bakışlarımı kaçırdığımda ayağımdan akan kanı görmemle yüzümü buruşturup konuştum. "Ayağım kanıyor." Dedim acıyla. Oysa canım acımıyordu. "Ah ayağım kanıyor," dediğimde bu sefer ağlamak üzereydim. Civan ağa bunu fark ettiğinde hızla beni yatağa bırakıp ayak bileğimden tutarak aayağımı çizen ve ayağıma batan cam parçasına dikkatle baktı. "Sakın kıpırdama." Diyerek odanın kapısını açıp dışarı çıktı. Saniyeler sonra Aynur Hanım ve elinde ilk yardım çantasıyla Civan Ağa içeri girdi. Aynur Hanım kapıda bir an durdu. Odanın ortasında tuzla buz olmuş sürahiyi, yerlere saçılan suyu ve dağılan cam parçalarını görünce derin bir nefes aldı ama sesini yükseltmedi. Aynur Hanım olanları anlamaya çalışırken, Civan ağa bana doğru gelip, "Sürahi Nazlı'nın elinden kayıp düştü, ayağına cam batmış burayı temizler misin?" diye konuştu. Aynur Hanım soğukkanlı bir şekilde önce az önce kurduğum yatağımı hızla toplayıp boş dolaba koyarak kapıyı kapattı. “Şimdi kimse panik yapmıyor,” dedi sakin ama otoriter bir tonla. Ardından kapıda bekleyen iki hizmetliye seslendi. “Temizlik malzemelerini getirin. Camları dikkatlice toplayın, tek bir parça bile kalmasın.” Kadınlar hızla içeri girip yerdeki camları süpürmeye başladı. Biri paspasla suyu çekerken diğeri dikkatle kırıkları topluyordu. Oda bir anda hareketlendi ama gürültüsüz, düzenli bir telaş vardı. Ben yatağın kenarında oturuyordum. Nefesim hâlâ düzensizdi. Kalbim kulaklarımda atıyordu. Ayağım sızlıyor, içimdeki korku ise hiç dinmiyordu. Civan Ağa ilk yardım çantasını yatağın yanına bıraktı. Dizlerinin üzerine çöktü. Bana bakmadan çantayı açtı. Antiseptik, pamuk, cımbız ve sargı bezlerini çıkardı. Hareketleri hızlı ama kontrollüydü. Ayağımı iki eliyle nazikçe kavradı. Bir an için irkildim. Parmaklarım çarşafa gömüldü. “Dur,” dedi kısa bir sesle. “Kıpırdama.” Başımı iki yana salladım. Dudaklarım titriyordu. “Çok, çok acıyor ama?” diye fısıldadım, ama sesim daha çok korku taşıyordu. Bakışları bir an yüzüme kaydı. Kaşları çatık, ama gözleri dikkatliydi. “Şimdi birazcık fazla acıyacak,” dedi dürüstçe. “Ama kısa sürecek.” Cımbızı eline aldı. Cam parçasını görüp nefesini yavaşça verdi. Diğer eliyle bileğimi hafifçe tuttu, sanki kaçmamı engeller gibi değil de sabit kalmamı sağlar gibiydi. Parçayı çekerken istemsiz bir çığlık attım. Ayağımı geri çekmeye çalıştım ama eli sıkıca yerinde tuttu. “Dur dedim Nazlı!” sesi bu kez biraz daha sertti. Gözlerim doldu. Burnumun direği sızladı. Kendimi tutamadım, dudaklarımdan ince bir inleme kaçtı. Tam o sırada, farkında olmadan ayağıma doğru eğilip hafifçe üfledim. Bunu yaptığımda Civan Ağa'nın eli bir an durdu. Bakışları, beklenmedik bir şekilde, yüzümde uzun uzun dolaştı. Bir anlığına sertliğinin arkasında başka bir şey belirdi. Anlayamadığım, tanımlayamadığım bir şey. Merak mı, yumuşama mı bilemedim. Cam parçasını tamamen çıkardı. Ayağımdaki küçük yarayı antiseptikle temizlerken dudaklarını birbirine bastırdı. Aynur Hanım işini bitirip odadan çıkan çalışanlardan sonra dönüp bana baktı. “İyi misin kızım?” diye sordu şefkatle. Başımı hafifçe salladım. “İyiyim… sağ olun.” Dediğimde bakışları Civan Ağa'ya kaydı. "Nazlı'nın canını yakma olur mu? Uyumaya gidiyorum, bir şey olursa çağırın beni." Demiş ve iyi geceler diyerek odadan ayrılmıştı. “Bu kadar korkmana gerek yoktu,” diye söylendi. “Banyodan su içmek için mutfağa kadar inmene gerek yok. Odanın köşesinde sürahi var.” Diyerek sürahinin olduğu yeri gösterdi. Görmemiştim. Gözlerimi yere indirdim.“Görmedim,” dedim utangaç bir sesle. “Görmemişsin tabii,” dedi sabırsızca ama öfkeli değildi. “Sana zarar verecekmişim gibi benden kaçma Nazlı.” Diyerek bakışlarını benden çekip ayağıma baktı. Antiseptiğin yakıcı hissiyle dudaklarımı ısırdım. Yine istemsizce ayağıma üfledim. Civan Ağa bunu fark edince bu kez başını iki yana salladı. “Sakin ol,” dedi daha alçak bir sesle. “Acısı geçer birazdan.” Ayağımı dikkatle sardı. Parmağının ucuyla sargıyı sabitledi, sonra ayağımı yatağın üzerine yavaşça bıraktı. Civan Ağa ayağa kalktı. Ellerini eşofmanına silker gibi yaptı. Sonra bana baktı. “Yarın ayağına basmamaya dikkat et,” dedi net bir tonla. "Yardıma ihtiyacın olduğunda bana seslen." Yutkundum. “Gerek… gerekmez,” diyebildim. Dudağının kenarı bir an için kıvrıldı ama hemen ciddileşti. Dağıttığı çantayı toplayarak kapattı. Yataktan kalkarak banyoya girdi. Saniyeler sonra geri geldiğinde bakışları odada dolandı. Önce uzakta duran sürahi ve bardağı yanımda duran komodine bıraktı ardından doğrulup gözlerime baktı. "Benden korkup kaçmana gerek yok Nazlı," diyerek söze başladı. "Sen istemediğin sürece sana asla kötü niyetle dokunmam... Bu evlilik gerçek olmayacak, en azından sen istemediğin sürece." Dudaklarımı kemirmeye devam ettim. Korkularımı çözmüş gibi eğildi gözlerime uzunca baktı. "Bu odada yaşayacaklarımız aramızda kalacak ama şu eşikten çıktığımız an," diyerek kapıyı gösterdi. "Gerçek karı kocaymışız gibi davranacağız. Tamam mı?" Gözlerindeki merhamete bir kez daha şahit oldum. Mavi göz bebekleri beni incitmek istemiyor gibi yumuşacıktı. "Tamam." Diye mırıldandım. "Ve sen, bu yatakta uyuyacaksın. Ben de, o kanepede." Diye eklediğinde kaşlarım havalandı. Bu adam gerçekten farklıydı. Düşündüğüm kadar korkutucu değildi. "Tamam." Dedim tekrar. Doğrularak derin bir nefes aldı. "Anlaştığımıza göre şimdi seni kucağıma alacağım ve sen de korkmadan bana güveneceksin tamam mı?" Kirpiklerimi kırpıştırıp kafamı salladım. Civan ağa beni kucağına alarak açtığı yorganına altına uzattı. Ayağım acıyordu. Yüzümü buruşturup bileğime dokunacakken buna engel oldu. "Nazlı, dokunup durursan iyileşemez yaraların. Birazdan ağrısı geçer, sık dişini." Dolan gözlerimi kapatıp açtım. Dudaklarım titredi. Ağlayacak gibiydim. Yorganı üzerime örttüğünde az önce Aynur Hanım'ın dolaba sakladığı çarşafı, pikeyi ve yastığı alarak koltuğa geçti. Oyuncağım aklıma gelince kıpırdanarak Civan Ağa'ya baktım. Bebeğim elindeydi, bebeğime tuhaf bakışlar atıp neolduğunu çözmek istercesine elindeçevriyp duruyordu. "Bebeğimi verebilir misin?" Diye mırıldandım. Şaşkınlıkla bir bana bir de elindeki bebeğe baktı. "Bebeğim olmadan uyuyamıyorum." Bu durumu güçlükle anlamış gibi kaşlarını çatarak bebeği bana doğru uzattı. Bebeğimi alarak göğsüme bastırdım. Civan ağa ışığı kapatarak koltuğa uzandığında gözlerimi açmış onu izliyordum. "Uyu Nazlı, sana bir şey yapmayacağım." Diyerek az önce sözlerini tekrarladı. Derin bir nefes aldım. Gözlerimi kapatarak uyumaya çalıştım. "İyi geceler," diye fısıldadım. Sesimi duymadığını düşünürken, "İyi geceler Nazlı karım." Diye fısıldamıştı. Civan Ağa yarım saat sonra derin bir uykuya dalmışken ilk kez bir yabancıyla aynı odayı paylaşmanın korkusuyla saatlercediken üstünde dönüp durmuştum. Kalbim hâlâ hızlı atıyordu. İlk kez tuhaf hissediyordum. Sağ tarafımda duran koltukta uyuyan adama baktığımda günler sonra ilk kez gülümsedim. Ayağımda küçük bir sargı vardı ama içimde bıraktığı iz çok daha büyüktü. Canım acıyordu ama ilk kez kalbim huzurlu bir şekilde atıyordu. Sanırım günlerdir yüreğime yer edinen korku nedensiz ve sebepsizmiş. Bana zulmedeceğini düşündüğüm adam bugün beni yeterince şaşırtmıştı. Ondan korkmalı mıydım bilmiyorum ama az önce ilk kez korktuğum kadar güvende de hissetmiştim.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD