Yavru Ceylan 🖤⛓️

1530 Words
Yollar gittikçe yabancılaşırken içimdeki korku ve tedirginlik de büyüyordu. Yirmi yıllık hayatımda daha önce gelmediğim bir yere ilk kez geliyordum. Aracımız öce ıssız yollardan geçti. Ardından kalabalığa karıştı. Kalabalığı es geçerek tekrar ıssız taş duvarların olduğu yollarda ilerlerken gergince dışarıyı izliyordum. Burası bambaşka bir dünyaydı. Civan Ağa konuşmuyordu. Ellerini dizlerinin üzerine koymuş, bakışlarını yola dikmişti. Çenesi hafifçe geriliydi; düşünceli mi, yoksa sadece mesafeli mi olduğunu anlayamıyordum. Onun sessizliği benimkinden farklıydı. Ön koltukta oturan Civan Ağa'nın annesi zaman zaman arkasına dönüp bana bakıyordu. Bakışlarında acıma yoktu, daha çok temkinli bir şefkat vardı. Ama varlığı, arabada tek başıma olmadığımı hissettiriyordu. Yol uzadıkça içimdeki düğüm yavaş yavaş başka bir şeye dönüştü. Sanki kötü bir kabusun içine düşmüşüm de uyanmayı başaramıyor gibiydim. O düğünden sonra derin bir kabusun içinde gibiydim. Araba aniden hafifçe yavaşladı. Başımı cama daha çok yaklaştırdım. Uzakta, sisin içinden yavaşça yükselen bir siluet belirdi. Önce yüksek duvarlar, sonra demir kapılar. Ardından görkemli bir konak. Sanırım Karahanlı Konağı burasıydı. Güneş yeni doğuyordu, sarı ışık, taş duvarların üzerine vuruyor, binayı olduğundan bile daha ihtişamlı gösteriyordu. Kalbim yeniden hızlandı. Burası artık yaşayacağım yerdi. İçimden bana yuva olmasını dilemiştim. Çünkü eğer ben burada yapamazsam ölürdüm. Araba durduğunda kapı açıldı. Soğuk hava yüzüme çarptı. İndim. Ayaklarım yere değdiği anda içimde garip bir ürperti hissettim. Deli gibi korkuyordum. Geleceğimin bilinmezliği beni korkutuyordu. Yalnızdım ve buraya yabancıydım. Buraya ait değildim. Civan Ağa arabadan indi. Yanıma geldi ama bana dokunmadı. Yine de varlığı, kaçamayacağım bir gölge gibi yanımdaydı. Konağın çift kanatlı büyük kapısı açıldı. Üç kadın önünde sıralanmıştı. Başları hafifçe eğikti. Kimse konuşmuyordu. Civan Ağa'nın annesi yanıma yaklaştı. “Elini ver kızım,” dedi usulca. Tereddüt ettim, sonra avucumu ona uzattım. Parmakları sıcak ve güven vericiydi. "Evine hoş geldin kızım." Diyen kadının sesi oldukça naif ve huzur verici çıkmıştı. Ona yandan baktığımda kalbim sıkıştı. Annemi şimdiden özlemiştim. Ben daha önce annemden hiç bu kadar uzağa gitmemiştim. Adım attım. Eşiği geçtiğim an, tüylerim ürperdi. Arkamı dönüp tüm gücümle buradan kaçmak istiyordum. "Hoş gelmişsiniz Hanımım." Hemen kapıda bizi karşılayan üç orta yaşlı kadın bize gülümseyerek bakıyordu. "Hoş bulduk," Diyen Civan Ağa'nın annesi omuzlarımdan tutarak beni hafifçe öne çekti. "Gelinim, Nazlı." Diyerek beni çalışanları olduğum kadınlara kısaca tanıttı. Üçü art arda memnun olduklarını söylemiş ve içeri girmiştik. Bizi ilk karşılayan büyük bir avlu olmuştu. Ardından konağın ikinci ve üçüncü katına çıkan merdivenler olmuştu. Konak çok büyüktü. Temiz ve ferahtı. Avluda oturaklar vardı. Avlunun hemen ortasında süs havuzu gibi bir şey vardı. "Aç mısın yavrum? Kahvaltıyı hazırlayın da gelinimle kahvaltı yapalım." Diyen kadın beni ürkütmemek için direniyordu. Naif ve sıcakkanlıydı. "Teşekkür ederim. Aç değilim." Desem bile beni hiç dinlememiş gibi çekiştirmeye devam etti. "Tamam o zaman, sana odanı göstereyim, biraz dinlen sonra yaparız kahvaltımızı." Merdiven basamaklarını çıktığımızda sağdan bizi karşılayan ilk kapıyı açtı. Ahşap kapı açılır açılmaz yüzüme vuran sıcaklıkla ne kadar üşüdüğümün farkına vardım. Dışarısı gerçekten soğuktu. İçeri girdiğimizde etrafıma bakındım. Oldukça büyük bir yatak odasıydı. Taş duvarlara eşlik eden ahşap mobilyalar fazla büyük ve pahalı görünüyorlardı. "Gel içeri kızım." İçeri girecekken bir şey hatırlamış gibi beni durdurdu. "Sağ ayakla gir." Diyen kadına ayak uydurdum ve sağ ayakla odaya girdim. "Burası senin odan. Dinlen, hatta biraz uyu istersen." Bakışlarımı odadan çekerek bana samimi bir şekilde bakan kadına döndüm. "Teşekkür ederim." Diyebilmiştim sadece. "Bu arada ismim Aynur." Hafif tebessümle konuştu. "Bana istediğin gibi seslenebilirsin." Yukarı çıkan adımlardan hemen sonra önce odaya büyük bir gölge düştü ardından arkamdan içeri giren adamı hisettim. Oğluna Bakan Aynur Hanım, kolumu hafif okşayıp gülümsedi. "Dinlenemene bak kızım." Diyerek odadan ayrıldı. Arkamı döndüğümde Civan Ağa'yla göz göze geldik. Bir an bu koca odada nefessiz kalacağımı düşündüm. Ondan korkuyordum. Çekiniyordum. Tanımadığım bir adamla daha önce ne konuşmuş ne de aynı ortamda yalnız kalmıştım. Ne yapacağımı bilmiyordum. Hemen arkasında kapıda beliren evin çalışanı elinde tuttuğu valizimle görünürken, Civan Ağa, "Buraya bırak Ayşe." Dedi. Valizim kapının yanına bırakıldığında odanın içindeki sessizlik daha da yoğunlaştı. Ayşe başını hafifçe eğip çıktı. Kapı kapandığında çıtırtısı kulağımda yankılandı. O an odanın içindeki havanın değiştiğini hissettim. Daha ağır, daha gerilimliydi. Civan Ağa birkaç adımda içeri girdi. Odanın ortasında durdu. Varlığı fazlasıyla yer kaplıyordu. Başımı hafifçe eğdim. Gözlerim yerdeydi. Parmaklarım bluzumun kenarını sımsıkı kavramıştı. Kalbim öyle hızlı atıyordu ki, sanki duyulacak diye korktum. O da bunu fark etmiş olmalıydı. Bir adım daha attı ama durdu. Bana yaklaşmadı. “Nazlı,” dedi yavaşça. Sesindeki sertlik bu kez yoktu. Daha düz, daha sakin, hatta dikkatliydi. Başımı çok az kaldırdım. Göz göze gelmemeye çalıştım ama yine de bakışlarını üzerimde hissettim. “Benden korktuğunu görüyorum.” Dudaklarım aralandı ama tek kelime çıkmadı. Yalan söyleyemezdim. Zaten yüzüm her şeyi anlatıyordu. Civan Ağa derin bir nefes aldı. “Kaldır kafanı,” dedi. Korktum. O kadar korkuyordum ki bir adım geriledim. Birkaç adım atarak karşımda aramızda birkaç adımlık mesafe bırakacak şekilde durdu. “Nazlı.” İlk kez duyduğum bir ses tonuyla ismimi fısıldadı. "Gözlerime bak Nazlı." Diye diretti. Yutkundum. Korkuyla elimi yumruk yaparak usulca başımı kaldırdım. Hemen karşımda dikilen adamın gözlerine çekinerek baktım. Kalbim bir an için tekledi. Bakışları ürkütücü değildi. Günlerdir tehlikeli bir şekilde etrafımızda dolanan o adam değilmiş gibi sakin bir şekilde gözlerime bakıyordu. Bir adım daha attı ama hâlâ mesafeyi koruyordu. Bir an elini havaya kaldırdı. Sanki, sanki bana dokunacakmış gibiydi. Ama bunu yapmadı. Elini tekrar indirdi. Derin bir nefes aldı. Nefesimi tuttum. Gözlerime öyle içten, öyle uzun baktı ki utançtan yanaklarımın kızardığına emindim. Sözlerini içinden tartıyormuş gibiydi. Sonunda dudaklarını araladı. "Uyu... Nazlı." Diye konuştuğunda kirpiklerimi kırpıştırdım. Günlerdir aklımı bir kurt gibi kemiren sözcükler bir anlık cesaretle dudaklarımdan döküldü. "Neden bana bunu yaptınız?" Diye sordum. "Niye beni kurban diye seçtiniz ki?" Dudaklarım şiddetle titredi. Kaşlarını çattı. "Ben sizinle evlenmek istemedim." Gözlerimden düşen gözyaşlarım bana ihanet ederek hızla akmaya başladığında günler sonra ilk kez kendime ağladım. "Benimle evlenmek istedin," Az önce ondan kaçırdığım gözlerimi o kadar hızlı diktim ki gözlerine bu onu şaşırttı. "Evlenmeyi ben istemedim!" Diye direttim. "Bir malmışım gibi, değersiz bir paçavraymışım gibi hakkımda hüküm verdiniz ve bunu kabul etmek zorunda bırakıldım!" Günler sonra hatta belki uzun zaman sonra ilk kez sesim bu kadar yüksek çıkmıştı. "Abimi öldürecektiniz! Abimi hiç acımadan öldürecektiniz!" "Abin bunu hak etti!" Yüzünü buruşturarak sabırsızca konuştu. "Abin benim kız kardeşimi kaçırdı! Benim namusuma göz dikti! Bunun bedelinin ölüm olduğunu biliyordu!" Bir an sustu. "Civan Karahanlı'nın kim olduğunu biliyordu abin!" Bana doğru adımladı. Aramızdaki mesafeyi saniyeler içinde sıfıra indirdi. Ondan kaçmak istedim ama adımlarım olduğu yerde mıhlanmış gibiydi. Etkisi o kadar ağır o kadar korkutucuydu ki nefes alamadım. Sağ elini kaldırdı, çenemi parmakları arasına alarak yüzümü hafifçe kaldırdı. Göz göze geldik. Dokunuşu zarar verecek türden değildi. Dokunuşu naif ve yumuşaktı. Mavi irisleri kahvelerime bulandı. Gözlerime uzun uzun baktı. Korkudan nefesim hızlanmıştı. Oysa ne bakışları ne de dokunuşu korkutucuydu. Naifti, gizemliydi, bakışlarında merhamet vardı. İlk kez soğuk buz maviliklerinde kırılan bir şey gördüm. "Yatıp kalkıp sana dua etsinler Yavru Ceylan," Biraz daha eğildi. Bir adım daha attı. Yanında minicik kalıyordum. Küçücük ve savunmasızdım. "Yemin ederim," dedi gözlerime tüm dikkatini vermişti. "Yemin ederim sen olmasaydın şu an ne abin sağ olurdu, ne de baban." Korkudan göz bebeklerim şidetle sarsıldı. "Ama Nazlı," diye devam etti. Parmakları usulca çenemi okşadı. Aramızdaki kısacık mesafe nefes almama engel oluyordu. Bu yakınlık çok fazlaydı. Çok fazla ve çok tehlikeliydi. "Sen vardın, o kansızın canını almak basitti ama sen vardın yavru ceylanım." Ne demek istediğini anlamadım. Bakışlarının ne manaya geldiğini anlayamıyordum. Bu adam gibi sözleri de yabancıydı. Zihnim uğulduyordu. Son bir adım attı. Ayak ucu ayak ucuma değdi. Hızlı aldığım nefesim her an son bulacakmış gibiydi. Yüzümü indirdim. Önce ayaklarımıza ardından da giydiği gömleğine baktım. Yüzüm göğüs hizasındaydı. Burnuma dolan acı ama bir yandan da rahatlatıcı kokusu daha fazla solumam için aklımı çeliyordu. Ona bu kadar yakınken ne yapacağımı bilmez bir şekilde gözlerimi sıkıca yumdum. İki yanımdaki ellerimi sıkıca yumruk yaptım. Ondan bir adım bile kaçamıyordum. Eğildi. Burnunu saçlarımın arasına sürttü. Sanki kokumu içine çekmiş gibi derin bir nefes aldı. Çenemden çektiği parmakları usulca yanağıma temas etti. Dudakları belli belirsiz saçıma temas ettiğinde konuştu. "Uyu... Nazlım" Diye fısıldadığında gözlerim anında açıldı. Yanağımdaki elini usulca indirdi. Bir adım geriye gitti. Bir adım daha ve bir adım daha.... Yüzümü kaldırıp gözlerine baktığımda yüzündeki sertlikten hiçbir iz yoktu. Günlerdir ortalıkta canavar gibi dolaşan adam bu değilmiş gibiydi. Adımı söyleyişi ilk kez tuhaftı. Sert değildi. Yumuşak da değildi. Ama sanki bunu söylemeyi sevmiş gibiydi. İsmimi o kadar naif söylemişti ki bir an kalbimdeki korku tamamen yumuşadı. Minicik bir andı. Sonra anında eski yerine geçti. Bakışlarını benden çekti, odanın kapısına doğru gitti. Gitmeden önce son kez dönüp arkasına baktı. Olduğum yerde titrememek için direniyordum. Saniyeler sonra bakışlarını çekti, kapıyı açtı ve dışarı çıktı. Kapı kapandı. Odanın içine sessizlik çöktü. Ama az öceki yakınlığımızın etkisi geçmedi. Yakama yapıştı, bırakmadı. Sanki varlığı bana sımsıkı sarılmış da bırakmak istemiyormuş gibiydi. Ruh gibi odanın ortasındaki kocaman yatağa yöneldim. Durup bu yaşadıklarımı hazmetmem lazımdı. Bu yaşananları artık gerçekten hazmetmem lazımdı çünkü bu uyanamadığım kabusum değildi. Bu hayattayken gördüğüm kabustu. O adam kocam olmuştu ve beni asla bırakmayacakmış gibi bakmıştı az önce. Yatağın kenarına oturdum.Başımı yatağın kenarına yasladım. Bu yabancı yerde, hiç tanımadığım insanların evinde güvende miydim bilmiyorum. Bu adam neyin nesiydi, neden beni alıp buraya getirmişti bilmiyorum. Bildiğim tek şey artık buraya alışmam gerektiğiydi. Alışır mıydım peki, bunu da bilmiyordum. Nereye ait olduğumu bilmeden yatağın ucuna uzandım. Gözlerimi kapatarak günlerdir bu yaşananların hayırlı olmasını dilemekten başka hiçbir şey yapamamıştım. Ve düşünceler zihnimde dolandıkça uykuya yenik düşmüştüm.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD