Sessiz Veda 🖤⛓️

1051 Words
Civan Ağa kapıyı arkasından kapattığında odanın içinde bıraktığı gölge daha da koyulaşmış gibi hissettim. Bir adım daha attı. Işığın altında yüz hatları daha sert, daha keskin görünüyordu. Bakışları beni tartıyordu, aceleci değildi ama beklemeye de niyeti yoktu. “Hazırlan,” dedi kısa ve net bir sesle. Söylediği şey kulağımda yankılandı. Sanki bir yolculuğa çıkıyormuşuz gibi. Oysa ben hayatımdan koparılıyordum. Parmaklarım göğsümde kenetlendi. Dudaklarım aralandı ama sesim önce çıkmadı. “Bu gece, burada kalmak istiyorum.” Kelimeler zorla döküldü ağzımdan. Yalvarış değildi, daha çok çaresiz bir gerçeğin itirafıydı. Civan Ağa kaşlarını hafifçe çattı. “Olmaz,” dedi tereddütsüz. Sesi sertti ama yüksek değildi. Kesindi. Kalbim hızlandı. Bakışlarını kaçırmadım, ilk kez geri adım atmak istemedim. “Bu gece ailemle kalayım,” dedim fısıltıyla. Sesim titredi ama susturmadım kendimi. “Annemle uyumak istiyorum." Dedim. Bir an sustu. Bakışları yüzümde gezindi. Gözlerime, dudaklarıma, sıkılmış parmaklarıma takıldı. Gözlerinde ilk kez sertliğin arkasında başka bir şey belirdi; tam tarif edemediğim bir tereddüt. Derin bir nefes aldı. Bir adım geri attı. “Bir gece,” dedi sonunda. Sesindeki sertlik hâlâ oradaydı ama tonunda ince bir kırık vardı. “Sadece bu gece.” İçimde bir şey gevşedi ama rahatlamadım. Civan arkasını döndü. Kapıyı açtı, durdu, bir an omzunun üzerinden bana baktı. “Yarın erken çıkacağız.” Sonra odadan çıktı. Kapı kapandığında bacaklarımın titrediğini fark ettim. Yatağın kenarına çöktüm. Göğsüm düzensiz inip kalkıyordu. Civan salona geçtiğinde kapının aralığından sesleri duydum. Babamın mırıldandığını, annemin gergin nefesini, Serhat’ın boğuk sesini. Civan’ın sesi net duyuluyordu. “Bu gece kalıyor,” dedi kısa ve soğuk bir tonda. “Yarın şafakta geleceğim.” Bir anlık sessizlik oldu. Sonra annemin sesi yükseldi, öfkeli, kırık ama kararlıydı. “Yangından mal kaçırır gibi kızı mı götüreceksin, Civan Ağa?” “Bu kızın bir düğünü olur,” dedi annem. “Bir gelin gibi uğurlanır. Yazması takılır, dua okunur. Böyle, böyle mi gidecek benim kızım?" Sesi titredi ama kırılmadı. Civan Ağa konuşmadan önce kısa bir sessizlik oldu. Adımlarını hissettim. “Düğün olmayacak,” dedi sonunda. Sesi sertti ama kaba değildi. Sadece tartışmaya kapalıydı. “Bu evden bir gelin gibi değil,” diye devam etti, “Benim karım olarak çıkacak.” Annemin derin bir nefes aldığını duydum. Babam bir şey söylemeye çalıştı ama sesi çıkmadı. “Bu kızın adı var,” dedi annem. “Onuru var.” Civan Ağa bir an durdu. “Onuru da benim sorumluluğumda artık,” dedi düşük ama net bir sesle. Annem bir şey daha söyleyecek oldu ama sustu. Söylenecek kelime kalmamıştı. Civan Ağa devam etti, “Şafakta geleceğim. Hazırlığını yapsın.” Ayak sesleri uzaklaştı. Kapının kapanma sesi geldi. Ardından evin içine yeniden ağır bir sessizlik çöktü. Kaç dakika öyle kaldım bilmiyorum. Ama sonunda toparlanmış ve ayağa kalkmıştım. Annem odama gelmiş, ağlaya ağlaya küçük bavulumu hazırlamama yardım etmişti. Pek bir şeyim yoktu. Birkaç parçe kıyafetim, birkaç kitabım ve küçüklükten beri asla yanımdan ayırmadığım bez bebeğim vardı. Annemin kendi elleriyle diktiği güzel bir bebeğimdi. Geceleri o bebek uyumadan uyuyamazdım. Yalnızlığıma tek arkadaşım oydu çünkü. Bavulumu kapı eşiğine bırakmış, Serhat ve Dilan'ın bu gece kalacağı yatağımın çarşaflarını değiştirmiştim. Dilan sesizce oturmuştu. Abim ise hemen yanına çökmüş zaferle böbürlene böbürlene göğsünü germişti. Onları salonda yalnız bırakarak öce duş almış ardından annem ve babamın odasına girmiştim. Bu gece annemle uyuyacaktım. Babam yerde uyumuş, bütün gece ben de annemin kollarına sığınmıştım. "Nazlı kızım benim. Bahtsız kızım," demişti annem. "Civan Ağa sana isteğin dışında dokunursa bana söyle." Demişti. Beni sıkı sıkı tembihlemişti. Saçımı uzun uzun sevmiş, gözyaşlarını akıta akıta nasihatler vermişti. Gece pek uyumasam bile ara sıra uyuyup uyanmıştım. Ne zaman uyansam annemi uyanık görmüştüm. Gerçekten Civan Ağa dediğini yapmış ve şafak söker sökmez kapımızda belirmişti. Komşular merakla olanları uzaktan izlerken evden çıkmıştım. Civan Ağa'nın annesi de gelmişti. Anneme içten sarılmıştı. "Gözün arkada kalmasın Fatma Hanım, Nazlı kızım artık bana emanet. Söz veriyorum ona kızım gibi bakacağım." Demişti mahcup bir şekilde. Annem bu olanlara öfkeli olsa bile Civan Ağa'nın annesine sarılmış, aynı şekilde Dilan'a bakacağını söylemişti. Civan Ağa bütün bunları sessizce izlemişti. Babamın elini öpüp alnıma bıraktığımda babam eğildi alnıma dudaklarını belli belirsiz bastırdı. Abim hemen atlayıp bana sarıldığında kollarımı ona dolayamadım. Ona kızgındım, kırgındım. Dilan bana sarılmış aynı şekilde ona sarılamamıştım. Annemle vedalaştığımızda annemin aksine ağlamadım. Gözlerim yandı, boğazım düğümlendi ama tek bir damla düşmedi. Annem ellerimi avuçlarının arasına alıp sıkarken yüzümde çatlamayan bir maske vardı. Dudaklarım titremedi. Bakışım kaçmadı. Kapı eşiğinde bir an durdum. Evin kokusu, annemin sabun kokusu, mutfaktan gelen çayın buharı, hepsi bir kez daha içime doldu. Ve ben dönmedim. Bahçeye adım attığımda şafak söküyordu. Gökyüzü griyle mavi arasında bir renge bürünmüştü. Perdelerin arkasından bakan komşuların bakışlarını ensemde hissediyordum. Fısıltılar rüzgârla kulağıma karışıyordu ama kelimeleri seçemedim. Civan Ağa kapının önünde bekliyordu. Adamlarından biri bavulumu aldı. Çakıllar ayakkabımın altında çıtırdadı. Arabaya yaklaştığımda kalbim göğsümde ağır ağır çarptı. Kapı açıldı. İçeri bindiğimde koltuğun soğuk derisi tenime değdi. Kapı kapandı. Motor çalıştı. Araba hareket ettiğinde, sanki göğsümden bir şey koparıldı. Camdan dışarı baktım. Annem kapıda küçülüyor, silikleşiyor, uzaklaşıyordu. Bir nokta oldu, sonra kayboldu. O an maskem çatladı. Gözlerim yandı. İlk damla yanaklarımdan aşağı süzüldü. Ardından bir tane daha, bir tane daha ve sessizce aktılar. Ne hıçkırık, ne ses. Sadece yüzümden kayan yaşlar. Başımı cama çevirdim ama omuzlarım titredi. Yanımdaki Civan Ağa kıpırdadı. Bakışlarını üzerimde hissettim. Bir şey söylemedi önce. Cebinden bir mendil çıkardı. Katlanmış, temiz, beyaz bir mendildi. Elini uzattı. Mendili avucumun içine bıraktı. “Al,” dedi kısık bir sesle. Ne sertti ne de yumuşak ama ilk kez emretmiyordu. Mendili parmaklarımla tuttum. Titreyen elimle gözlerime götürdüm. Kumaşın kokusu yabancıydı ama temizdi. Civan camdan dışarı baktı, bana bakmadı. Ama varlığını her hücremde hissettim. Ön koltukta oturan Civan Ağa'nın annesi arkasına döndü. Yüzünde şefkatli ama mahcup bir ifade vardı. Nazikçe bana doğru eğildi. “Ağla, dök içini kızım,” dedi yumuşak bir sesle. “İlk günler zor olur ama geçer.” Gözlerim dolu dolu ona çevrildi. Dudaklarım titredi ama konuşamadım. Civan Ağa'nın annesi başını hafifçe salladı. “Kimse seni yalnız bırakmayacak,” diye ekledi. “Elimden geldiğince yanında olacağım.” Civan Ağa'nın çenesi bir an için gerildi ama yine konuşmadı. Sadece önüne baktı. Araba ilerledikçe kasaba geride kaldı. Bildiğim sokaklar, evler, sesler hepsi silikleşti. Mendili avucumda sıktım. Gözyaşlarım hâlâ akıyordu ama artık daha sakindi. Ben bu arabaya sadece bedenimle binmedim. Çocukluğumu, ailemi ve eski hayatımı da arkamda bıraktım. Ve bu sefer ne ailem vardı ne de annem. Yalnızdım. Bir başımaydım. Her şeye rağmen kaderime yine boyun eğdim. Yine sessiz kaldım. Yine sadece sustum.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD