'Lan ne oldu diyorum, aklımı ekmek arası yapmamı mı istiyorsun!'
'Oğlum erkekliğin %90ı kaçmak demi, yani ben yanlış bilmiyorum.' adamın kaşları daha çok çatılırken derin bir nefes almıştı.
'Hayır %99u kaçmak, %1i daha hızlı kaçmak.'
'İçim rahatladı, aksi takdirde Aras Samir bu kez beni öldürebilirdi.'
'Ne yaptın yine?'
'Silah aldım.'
'Amcam niye kızdı buna peki?'
'Benim sevdiğim ama onun beğenmediği bir silah aldım da o yüzden.'
'Aras amcam bu yüzden seni kovalamaz.'
'Tamam ya, belime takmış olabilirim ama bir sor neden diye'
'İsyanına başlayım. Neden bakalım?'
'Abicim aldım eve geldim. Kasaya koyacaktım, narkotik operasyonu düzenler gibi odama girdi. Evde dört, evin çevresinde üç ve yaklaşık iki kilometre süren koşuş süremiz de tuz biber oldu. Lan bu adam yaşlı yaşlı, ne bileyim bunun yaşındakiler ellerine Türk kahvesi alıp koltuklarına oturuyorlar. Adam atlet mi baba mı anlamadım ben.' adamın soluk soluğa açıklaması ile araç sesleri daha yoğun duyulmaya başladığında Tibet başını sağa sola sallayarak yürümeye başlamıştı.
'Akşama kadar sakinleşmez. Ne yapacaksın peki?'
'Ne yapacağım, tabi ki dağ evine gideceğim. Bir kaç gün yatışmaz o.'
'Dağ evinde bulamayacak demi Güneş.'
'Bizimkine gideceğim abi, salak değilim o kadar.'
'Arabasız nasıl gideceksin?'
'Has... Ben onu tümden unuttum ya. Adamdan kaçarken cüzdanı da eve düşürdüm. Al işte, tümden sardık.'
'Buradan da bir kıyak geçeyim o zaman. Eğer görünmeden girebilirsen bizim garaja gir, benim arabanın yedek anahtarı dolabın altında. Uğraştırır ama alırsın.'
'Eyvallah abicim. Sen ne yapıyorsun?'
'Nehirdeyim.'
'Lan ben Doğa'ya açıl diye oradan buraya geldim, sen kız mı tavladın. Üstelik koca Amerika'da Türk mü buldun?'
'Nehir özel isim değil Güneş. Senin balatalar iyice yandı. Ben kaç kere kız tavladım ki lan.'
'Pardon onlar sana tav olurlar genelde.'
'Neyse ne, bir kaç güne geliyorum.'
'Ooooo. Süper de hayırdır? Ters bir durum falan yok demi?' Güneş'in sorusu ile Tibet yoldan geçen taksiyi durdurup binmişti.
'Yok ters bir şey, özledim bizimkileri.'
'İyi iyi gel kuralım ortamımızı.'
'Kurarız kardeşim, neyse haberleşiriz sonra'
'Dikkat et kendine.'
'Sende kendine dikkat et.' telefon konuşması yine sonlandığında Tibet geldikleri binaya bakıp derin bir nefes alarak adama parayı uzatıp inmişti araçtan. Sakin adımlarla içeri girerek asansöre bindiği gibi dairenin kapısını çaldığında bakışları da kapıyı açan kızın iki kaşını havalandırmasında takılı kalmıştı. Her mimiği içine işliyordu işlemesine ama olmayacak duaya onlarca kez amin dediğini düşünüyordu Tibet.
'Hoş geldin.'
'Hoş bulduk' mırıldanarak içeri girdiğinde derin bir nefes alıp tezgâhtaki kahveyi aldığı gibi koltuğa bıraktı bedenini.
'O benimdi, istesen bir fincan daha hazırlardım.'
'Kendine hazırla o zaman Doğa, senin benim mi var?' sıkıntılı sesi ile kıza ters davransa da Doğa sıkıntı ile bir fincan daha doldurup tekli koltuğa bağdaş kurmuştu.
'Sen derslerinden uzak kalma. Hem kafa da dinlersin. Bu hafta Türkiye'ye gideceğim. Eğer döndüğümde illaki gitmek istersen gidersin.' Tibet'in cümlesi ile kızın kaşları havalansa da anında aklına gelebilecek olaylarla tekrar çatılmıştı.
'Bizimkilerde bir şey mi var? Sen Türkiye'ye yıl ortasında gitmezsin, haber mi geldi, birine bir şey mi oldu?'
'Oha!' adamın nefessiz sorular sıralayan kıza gözlerini büyüterek bakması ile Doğa'nın kaşları daha çok çatılmıştı.
'Sana diyorum! Birine bir şey mi olmuş Tibet!'
'Saçmalama be. Allah korusun. Herkes yerli yerinde, sadece başına bela oldum, bu ara sınav yok. Buranın eğitiminin Türkiye'den daha iyi olduğunu biliyoruz Doğa. Sınavların başlayacakken tutup gitmene göz yumamam. Benim gitmem daha doğru sadece. Hem özledim bizimkileri.'
'Sen? O kargaşayı? Sabahın sekizinde tepende biten Emir'i? Yapma ama bütün bunları özlemen akıl işi değil.' kızın göz devirmesi ile Tibet elindeki fincanı orta sehpaya bırakarak derin bir nefes alıp saçlarını karıştırdı anında.
'Bir yıldır sadece buraya gelenleri görüyorum Doğa. Bunlar da sen, Güneş, ablam ve Derin. Babam zaten gelmemi istemediği için ziyarete bile gelmedi. Fırça atmak için telefonda benimle konuşuyor. Annem desen her konuşmamızda ağlıyor. Oradan bakınca sorumsuz, kendini düşünen, bencil bir herif gibi görünüyor olabilirim ama sen de ben kadar iyi biliyorsun ki ailem bambaşka. Bana ailesi umurunda olmayan bir piçmişim gibi bakma artık.' adam hırsla ayaklandığı gibi odasına girdiğinde Doğa büyümüş gözleri ile ardından bakmıştı.
Hiç bir zaman ailesini önemsemeyen biri olmamıştı ki Tibet. Evet çoğu anlaşmazlıkta düşmanlarına o aileyi önemsemediğini söylerdi ama bunun korumak için olduğunu herkes bilirdi. Ne demişti kızda durup dururken çatmıştı anlayamamıştı. Odanın kapısı tekrar açıldığında Doğa anında dikleşip yanlış bir şey söyleyip söylemediğini anlamak için ağzına açacaktı ki telefonla konuştuğundan sesini çıkaramamıştı.
'Tamam işte Halil, altı üstü uçak bileti. Zaten çift vatandaşlığım var, bana bir hafta deme! Yarın! Yarın o bilet hazır olacak.'
'Ya ben neremle anlatıyorum abicim Allah aşkına, tek diyorum, tek dediğime göre Doğa gelmiyordur demi?' Tibet tezgâhtaki anahtarını aldığında sıkkın bir nefes bırakıp gözlerini de kapatmıştı.
'Kalbini kırmayım ben abicim, zaten gerginim. Sen bilet millet ayarlama, garajdaki arabalardan birini havaalanına çarşamba günü gönder o da yeter. Hadi eyvallah.' hırsla telefonu kapatıp cüzdanını da cebine attığında bakışları Doğa'nın şaşkın balık gibi bakışına dönmüştü.
'Az önce fevri davrandım, kusura bakma. Ben bu akşam yokum haberin olsun.'
'Gaby gelse, madem yoksun, evde yalnız olmayı sevmiyorum.'
'Bura sadece benim evim değil Doğa, senin de evin, istediğin gelebilir. Nasıl istersen öyle.' kız usulca başını salladığında Tibet kapıya doğru adım atmıştı ki Doğa'nın sesi ile duraksadı.
'Tibet.'
'Efendim?' usulca dönüp ayaklanan kıza baktığında onun kendine yaklaşması ile sıkışan kalbine dahi söz geçirememişti.
'Vuslat amcayı aradığım için özür dilerim, Vuslat amcamın da moralini bozdum, zaten sana geldiğin için sinirli, biliyorum başıma bir şey gelmesin diye uğraşıyorsun ama sende beni tanıyorsun. Birinin yardımı altında ezilmek bana göre değil.' kızın omuz silkmesi ile Tibet derin bir nefes alıp hafif bir tebessümde bulunmuştu.
'Ben biri değilim Doğa. Ben senin çocukluğundan beri yanında olan kişiyim, aynı ailedeniz ve biliyorsun işte, baban amcam, Vedat amcamdan, Batur amcamdan farkı yok. Ayrıca sen yardım altında ezilecek bir kız değilsin. Asma suratını, gittiğimde gönlünü alırım babamın. Hem o bana kıyamaz biliyorsun.' kız başını usulca salladığı gibi gülümsemesini daha da büyütmüştü.
'Barıştık mı?'
'Küsmemiştik kedi göz' Tibet boynundaki kolların sıcaklığı ile Allah'a kalp atışlarını sakinleştirmesi için yalvarmaya başlamıştı.
'Tibet bir de şey...'
'Ney...' adam bedeninden ayrılan sıcaklıkla başını salladığında Doğa dudaklarını ıslatarak derin bir nefes almıştı.
'Duman'ı getirir misin?'
'İnan getirmek isterim kedi göz ama alerjim olduğunu sende biliyorsun.'
'Tedavisi yok mu bu alerjinin?'
'Astımdan bahsediyoruz Doğa, sence var mı?' kız anında kaşlarını havalandırıp başını usul usul salladığında Tibet gülümseyerek şakağına dudaklarını bastırıp tekrar uzaklaştı.
'Doktora danışırım, eğer bir oluru varsa bakarsın Duman'la geliriz.'
'Oluru yoksa kendini tehlikeye sokma sakın'
'Canımı sokakta bulmadım ben, hadi sende papağanı mı çağırıyorsun ne yapıyorsan yap, işim gücüm var.' Doğa gülerek sehpadaki telefonuna ilerlediğinde Tibet'te kendini evden dışarı atıp arabasına yerleşti. Aslına bakılırsa işi gücü yoktu ama kafa dağıtmasının da kimseye zararı olmazdı.
İkisinin de bakışları bavula döndüğünde Tibet derin bir nefes alarak suratı asık kızın yanağını sıkıştırdı. Doğa'nın da gözleri ona dönünce gülümseyişi kendini göstermişti.
'Ben gelene kadar yalnız kalma Doğa. Ocağı mocağı açık bırakıp da uyuma. Aklım burada kalmasın anlayacağın.'
'Merak etme patron. Ocağı, doğalgazı, kahve makinesini koltuğa oturmadan kapatacağımı onuncu kez söylüyorsun. Bu kez ev yanmayacak, bu konuda anlaşmaya vardık.'
'Koşarak seni alev arasından çıkaramayacak kadar uzakta olduğumu da tekrar hatırlatmak isterim.' kız usulca başını salladığında Tibet saaitni kontrol ederek derin bir nefes almıştı.
'Gitmem gerek. Tibet Kasırga'da olsam Vuslat Kasırga gibi koca uçağı bekletmem yasak. Dersin vardı, bırakmamı ister misin?'
'Gerek yok, arabayı sabah getirdiler. Ama, kendine dikkat et.' adam usulca başını sallayıp kıza tekrar sarıldığında belindeki kolların sıcaklığı tüm tenini yangın yeri yapmıştı. Böyle derinlemesine sarılıp daha çok bağlanmamalıydı Doğa'ya, aralarına bir çit örmelilerdi bir an önce. Yoksa sevdası alıp yürür ve herkesi kırardı adama göre. Dudaklarını kızın başak sarısı saçlarına bastırıp ayrıldığı gibi bavulunu aldığında da kızın açtığı kapıdan çıkıp göz kırparak asansöre bindi.
Arka koltuğa bıraktığı küçük valizden sonra başını kaldırarak penceredeki kıza baktığında onun el sallamasını görerek kendi de el sallayıp sürücü koltuğuna yerleşmişti. Doğa'nın özellikle gelmemesini istemişti havaalanına. Çünkü İstanbul'dan Amerika'ya gelirken de vedaları sevmediği için kimseyi istememişti yanında. Adı gibi emindi ki oraya gidince Doğa'nın asık suratı uçağa binmesine engel olacaktı.
Sakin adımlarla kontrolden geçtikten sonra tepesinde öten x-ray cihazı ile göz devirip iki kimliğini de çıkardı adam. Güvenliğe gösterdiğinde ise adam başını sallayarak ilerlemesini işaret etmişti. Sırt çantasını omuzuna atarak bekleme alanına ilerlemeye başladığında çalan telefonun sesi ile derin bir nefes alarak ceketin cebinden zor aki çıkardı. Daha yarım saat olmamıştı evden çıkalı, üstelik havaalanında olduğunu bildiği için bir şey unutmuş olsa da Doğa'nın aramayacağını biliyordu. Kaşlarını çatıp aramayı yanıtladı.
'Doğa?'
'Doğa Yıldıray'ın yakını mısınız?' yabancı erkek sesi ile Tibet'in kaşları daha da çatılırken içine oturan darlığa küfür savurdu.
'Benim, Doğa nerede? Siz kimsiniz?'
'Doğa hanım hastaneye kaldırılıyor Tibet bey, en son aramada sizin isminiz olduğu için sizi aramak istedik. Trafik kazası geçirdi.' o an Tibet için ne kaçıracağı uçağın, ne ülkesindeki insanlara olan özlemin, ne de süpervizörden geçen bavulun önemi vardı. Hızlı adımlarla geldiği yolu tekrar koşarak adımlamaya başladı.
'Durumu ne!'