bc

Karanlığın Şafağı |Şafak Serisi 3 |

book_age16+
186
FOLLOW
1K
READ
others
drama
tragedy
comedy
sweet
serious
spiritual
like
intro-logo
Blurb

(Şafak Serisinin 3. Kitabıdır.)

Koyu kızıla boğulmuş bir hikayenin baş kahramanlarının kanından gelen gençler...

Hayatları boyunca dostluk, aile, sevda, umut ve destek olmanın anlamını büyüklerinden öğrendiler.

Bütün zirvelerin gücü olacak insanlar bir araya geldiğinde yenilmez zannedilen her şey yıkılmaya mahkum kalırdı.

Ve gençlik her zaman toyluk anlamına gelmezken, her yaşanmışlık da daha güçlü yapmazdı insanı. Eğer ki gözü kara birisi olacaksa asla tek başına yaşayamazdı.

Her düşman sanıldığı kadar düşman değilken, her aşk da sanıldığı kadar vefalı olamazdı.

Zirvedeki bir devrin başlangıcı sert rüzgarlara karşı koyuşla başlarken, gökkuşağının her rengini kalbinde yaşayabilen insanlar olmasını dilemek en büyük güçtür.

Peki ya hem gökkuşağı hem de gecenin şafağı olsaydı?

Her gün mutlu eder miydi insanı?

Veya her kadın fark edebilir miydi dibindeki sevdalı adamı?

Bir adam ne denli katlanabilirdi bağıran yüreğini susturmaya?

Her umut edilen koca bir boşluğa sürüklerse adamı ve her kahkaha yakarsa bir kadını...

Sevda az kitlenin nasibi ise,

Umut güçlü bir kitleye hitap eder.

Her kararan günün doğan bir güneşi,

Her günün çöken bir karanlığı vardır.

Ve bir adam namludan çıkan kurşun kadar tehlikeli severken,

Bir kadın kara şafak kadar sert gömebilir yüreğine sevdasını.

Sevda hiç bir zaman basit bir zar atma oyunu değildir.

Aksine sanıldığından daha ağır bir sahneye çıkmıştır insanoğlu.

Asıl mesele o sahnenin perdesi;

Siyah mı?

Beyaz mı?

chap-preview
Free preview
Bölüm 1 - Kavga
'Aşk dediğiniz doğal afettir efendim...  Zamanında inanmışlıklara bir sel basar,  Hayal kırıklıkları bir tufanla yerle yeksan olur,  Bütün umutlar bir kibrit ile cayır cayır yanar...  İnsan dediğiniz nedir ki efendim... Geri durun ve bakın bana, Kırılmaz dediğim her dal paramparça şimdi,  Şimlekler öyle güzel aydınlattı ki yeryüzünü kan revan içinde kaldı bir bedevi...  Ya şu artçı sarsıntılara ne demeli?  Çocukluğumdan olan her masumiyeti yıkıp geçmesi?  Siz söyleyin efendim...  Belki yatkın değil dilim edebiyata,  Ya da ne bileyim umutlarım gökkuşağı gibi yedi renkli değildir belki.  Ama şu hayatta en gerçek de siyah değil mi?'                                      HADİ BAŞLAYALIM...                           --------------------------------------------- Hiç bir zaman kinine yapacaklarını esir etmemişti adam. Öyle ki yıllardır öğrendiği en önemli bilgiydi bu. Onun elini ayağını dolayan tek bir şey vardı. Bütün gelmişini geçmişini unutturabilecek senelerine hapis olduğu sevdası. Bir yanı kanat çırparken özgürlüğe diğer yanı hep ülkesindeki gözlere kanatlarının takılmasını sağlamıştı. Ne yapıp edip gözünün göreceği yere gelmesini sağladığında bile içi rahat değildi. Hem babasının işleri ile ilgileniyor, hem sevdiği kadını sessiz sedasız korumaya çalışıyor, hem de okulunu idare ediyordu ama onu asıl zorlayan umuduna umut katan kedi gözlü sevdiğiydi. 'Yeter Tibet!' son kez yumruğunu savurup adamın üzerinden kalktığında kızında koluna yapışarak yürümeye başlamıştı ki ardındaki beden sayesinde duraksadı. Artık bütün sinir sistemi bu kıza göre ayarlanmıştı. Tatile gittiği zamanlarda uslu çocuk Tibet oluyordu ancak kız tatilden dönünce saldıracak yer arıyordu adam. 'Yürü!' 'Yürüyüp yürümeyeceğime sen karar veremezsin! Bırak kolumu!' daha çok sıkmıştı o bileği. Hafifce havalandırdığında ise kızın gözüne sokmak istercesine sallamıştı. 'Sen bana emanetsin! Benim dediğimi de yapacaksın!' 'Ben babamın dahi dediğini yapmıyorum! Sana ne oluyor!' 'Bıraksaydım da o herife yem mi olsaydın!' onların dilini anlamayan bir kalabalık şaşkınlıkla iki genci izlese de Tibet karşısında gözlerini kısan kıza bakmıştı. Adı gibi biliyordu ki şimdi dik başlı bir laf söyleyip adamın yine çıldırmasını sağlayacaktı. 'Eğer istersem yem de olurum! Bu seni alakadar etmez Tibet Kasırga!' işte gelmişti bomba laf. Ama adam ne denli bağışıklık kazandığını kanıtlamak istercesine derin bir nefes aldı. 'Sen öyle sanıyorsun.' başını usul usul sallayarak dudağındaki metalik tadı sildiği gibi kızı tekrar sürüklemeye başladığında telefonla uğraştığını bile fark edememişti. O dövdüğü piçi tanımıyor olsa bütün bunları yapmazdı ama o herifin ne için yanında dolandığını biliyordu. Böyle bir şeye izin vermezdi. Herşeyden önce amcasının kızıydı Doğa. 'Amca!' bakışları hızlıca arkasında telefonla konuşan kıza döndüğünde gözleri de açılmıştı. Babasına mı şikayet edecekti bir de. Ah kafayı yememesi içten değildi adamın. 'Evet amca sinirlerim tepemde. Tibet rahat durmuyor. Bu ay on ikinci kez disipline gidecek. Hocaları nasıl korkuttuysa adamlar okuldan bile atamıyor.' 'Doğa ne yapıyorsun sen?' 'Vuslat amcamla konuşuyorum, sakıncası mı var?' 'Seni buraya ispit yap diye göndermediler.' 'Seni de adam döv diye göndermediler' 'Kesin sesinizi!' telefondan dışarı kadar ulaşan bağrışla Tibet telefonu kızın elinden alıp kulağına götürmüştü. 'Önemli bir durum yok baba. Ne mal olduğunu bildiğim bir herif Doğa'ya sarkıntılık yaptı ben de dövdüm.' 'Tibet, sınırlarını zorluyorsun. Oraya okumak için gittin, beni izin verdiğime pişman etme.' adam gözlerini sinirlice kapatıp derin bir nefes almıştı ancak içindeki öfkenin neden olduğu siniri bir gram bile dindirememişti. 'Ne yani adamın teki ailemizden bir kıza sarksın ben de mal mal izleyim mi?' 'Sana izle diyen yok. Ama ulu orta adam dövmek ne demek oğlum. Çek köşeye konuş, ha baktın devam ediyor sonra döv bir köşede. Tibet orası Türkiye değil. Seni her türlü kurtarma imkanım olsa da daha fazla kendini aşarsan bu defa parmağımı bile kıpırdatmam.' 'Tamam babam, madem öyle ben de bir dahaki sefere uyarırken kafa atarım.' 'Tibet kapat telefonu yoksa oraya gelip bütün kemiklerini kırmam için daha fazla çabalamana gerek kalmayacak. Bu durumu tekrarlama' 'Tamam tamam. İyi misiniz siz?' genç adamın bir anda ses tonu yumuşadığında telefonun diğer ucundaki Vuslat'da hafif bir tebessüm etmişti. Ama bunu Tibet'e belli etmeye niyeti yoktu. 'İyiyiz, uslu dursan daha iyi olacağız ama...' 'Annemi benim için öp. Geleceğim yakında.' 'Dikkat et evlat.' 'Sende baba' konuşmayı sonlandırdığı gibi elindeki telefonu Doğa'nın avcuna sertçe çarpıp başı ile arabasını işaret etti bu defa Tibet. 'Taksi ile gideceğim.' 'Doğa daha fazla sinirlenmek istemiyorum. Ya arabaya bin ya da durdurduğun ilk taksicinin suratını dağıtayım.' 'Amcamı ararım.' 'Ben Tibet Kasırga'yım. Anlayacağın babamın bir şekilde gönlünü alırım.' kızın omuzları düşerken Tibet'in söylediği her kelimenin doğruluğunu bilircesine arabaya ilerlemişti. Hırsla kapının kolunu açmak için çekse de bir türlü olmamıştı ki sonunda elindeki kumanda ile kızın tepkisini gülerek izleyen adamı buldu gözleri. 'Açsana şu kapıyı' 'Açar mısın nerede kaldı?' 'Senin öküzlük harici olan huyların nerede kaldıysa orada' 'Doğa, gün geçtikçe daha da sinir bozucu oluyorsun.' adam mırıldanarak sonunda aracın kilitlerini açtığında kız sinirlice koltuğa yerleşmiş Tibet ise sinirli yüz hatlarının gevşemesi ile gülerek koltuğundaki yerini almıştı. 'Araba değiştirdiğin amcamın kulağına giderse bu defa olacakları biliyor musun?' 'Eğer araba değiştirseydim düşünürdüm ama maalesef bunu düşünmeme gerek yok.' 'Bu ne o zaman' elini Ferrari'nin ön gövdesine vurduğunda Tibet aracı çalıştırarak yola çıkmıştı. 'İster Türkiye olsun ister bura ben bir arabayı kullanmadan almam. Ve bunu herkes bilir.' 'Nasıl bilmesinler ki, gazeteler, dergiler ya kız arkadaşlarınla ya da arabalarınla konuşuyor seni.' 'Arabalarım doğru ama kız arkadaş meselelerini sende biliyorsun.' Tibet'in tekrar yüz hatları sertleştiğinde kız omuz silkerek derin bir nefes almıştı. Boy boy üç mankenle o dergi kapaklarına çıktığını biliyordu. Ki gördüğü kadarıyla Tibet'in uslanmaz bir çapkın olduğunu da sadece Türkiye'deki magazin gündeminden değil tüm dünyanın magazininden izlemişti. Kız arkadaş meselesini biliyorsun demesi bir şey ifade etmezdi ki. 'Bak, tamam az önceki yaptığım saçmaydı ama o adamın ne mal olduğunu biliyorum. Doğa o herifte her pislik var. Bunu sen bilmesen de ben bilincindeyim.' 'Eğer sormadan yumruğunu suratına geçirmeseydin zaten ben gönderecektim Tibet.' 'Psikopat o herif. Kovsan da gitmez. Anlamıyorsun beni, eğer ki bu duruma sessiz kalırsam ve başına bir durum gelirse ne Eymen amcama ne de Derya teyzeme açıklama yapamam. Tamam fevriyim kabul. Ama Türkiye'de böyle değildim bunu sende biliyorsun.' 'Önemi yok artık.' kızın omuz silkip derin bir nefes almasıyla Tibet kaşlarını havalandırarak göz ucu ile yüzünü taramıştı Doğa'nın. 'Önemi yok derken?' 'Okulumu Türkiye'ye naklediyorum. Burada senin haşarılıklarınla savaşırken her şeyi boşluyorum Tibet.' arabanın ani freni ile Doğa son anda gövdeye tutunduğunda Tibet ardındaki araçların korna sesini önemsemeden bakmıştı kıza. 'Benim haşarılıklarım mı?' 'Yolun ortasında trafiği tıkayarak mı devam edeceksin muhabbete. Eve gidelim.' Tibet ardında dizilmiş arabalara bakarak derin bir nefes aldığında sakince kapısını açıp inmişti aşağı. 'Sen eve geç, ben gelirim.' 'Saçmalama.' 'Doğa, eve geç' kız adamın bir anda sakinleşmesine şaşırarak olaya boyun büktüğünde sürücü koltuğuna araba içinden geçmişti. 'Dikkat et. Canın için.' 'Başını belaya sokma. Sağlığın için.' Tibet bu kez başını sallayıp kapıyı kapatarak caddenin ilerisindeki kaldırıma geçmiş ardından giden aracın ardından gözlerini dikmişti. Gidecekti işte. O kadar çabasıyla güç bela getirdiği kız şimdi yine kendi marifetleri yüzünden ülkesine dönecekti. Bir çocukluk aşkı bu kadar yaralayamazdı adamı ama Tibet Kasırga bu konuda statü sahibi olmuştu. Gözleri nehrin yakınındaki boş bankı bulduğunda ilerleyerek kendini bıraktı. Cebindeki telefonu çıkarıp rehberdeki numaralara bakarken gözüne ablasının ismi takılmıştı ki düşünmeden aradı. Babasından öğrendiği bir şey var ise kardeşler her zaman birbirine destek olurdu. 'Naber ufaklık?' kızın sesi sonunda kulağına ulaştığında dolu beyni de algılayabilmişti. 'İyidir Tuanna senden?' 'Hımmm. Karışık. Teyfik'le uğraşıyorum, eğer beş dakika sonra aramama izin varsa öldürüp tekrar sana döneceğim.' 'Abla. Şimdi konuşsak.' genç adamın cümlesi ile kadının kaşları çatılırken elindeki silahı suratı dağılmış adamın alnına dayayarak tetiği çekmişti. 'Şimdi konuşalım bakalım. Sorun ne?' 'Gidiyor.' 'Kim? Doğa mı?' 'Evet. Benim haşarılıklarım yüzünden çoğu şeyi aksattığını söyledi. O kadar çekilmeyecek bir adam mıyım ben?' 'Bazen çekilmezsin ama gidilecek kadar değil. Tibet, liseden beri kıza çektirmediğin kalmadı. Bırakalım sevgililerini normal erkek arkadaşlarını dahi dövdün. Ona özür borçlusun hem de kocaman bir özür.' adam sıkıntı ile parmaklarını saçlarına daldırdığında dirseklerini de dizlerine yaslayarak destek almıştı. 'Belki de oraya gelmesi en iyisidir.' 'Eğer ben ufaklığı tanıyorsam Doğa döndükten bir hafta sonra kendi de gelir.' 'O ufaklığı ben dahi tanımıyorum artık abla. Ben bu çocukluğuma ait saçmalıktan kurtulmak istiyorum.' 'Tibet, istemek yetmez.' 'Ne yeter peki? Çok yoruldum abla ben. Sevgilisi olduğunda hayırlısı olsun demekten, dışarı çıktığı her gece başına bir şey gelmesin diye gizli gizli takip etmekten, bana durup durup kötü günümde iyi dost kötü günde belli olur demesinden. Yıldım ben ya, içim kanıyor.' 'Bence sen bir süre buraya gel. Babamları gör, Taner abimi gör, onlar sana hep iyi gelir.' 'Abimle kavga ettim.' 'Yine niye?' 'Açılamıyormuşum. Açılsam her halt tam olurmuş. Adam manyak ya, amcamın kızı diyorum ne var öyleyse diyor.' Tuanna'nın kıkırtısı kulağına ulaştığında Tibet abisi ile yaptığı saçma kavgayı bir kez daha gözden geçirerek gülümsemişti. Ne kadar kavga etse de, zıt düşseler de başına bir iş açtığında Taner'in koşacağını biliyordu adam. 'O zaman telefonu kapatıyorum ve biletini ayarlayıp Türkiye'ye geliyorsun. Bir kaç gün bile olsa. Annem seni özledi, babam desen ne kadar kızsa da adama beklemediği anda Amerika'ya gidiyorum dedin. Özellikle Taner abim ve Yiğit amcam senin yokluğunu fazlasıyla hissedip sessizleşiyor.' 'Gelirsem babam geri gönderir mi?' Tibet'in sorusu ile Tuanna'nın kahkahası hattın diğer ucundan yankılanmıştı anında. 'Sen gel, ikna ederiz. Hem buradaki meselelere de görünmen gerekiyor. Bir tek Amerika'nın manyakları ile uğraşma, bizimkilerde kaliteli.' 'Tamam tamam. Sende adamlar ağzını açmadan sıkma kafalarına.' 'Onlar da akıllı geçinmesin. Ablana akıl vereceğine gel ve beni hizaya sok Tibet bey.' 'Abla, sağ ol.' 'Sende sağ ol kardeşim. Dikkat et kendine.' 'Ederim ve geleceğim. Mümkünse Canan teyzeye yaprak sarması yaptırır mısın?' adamın cümlesi Tuanna'yı tekrar güldürdüğünde derin bir nefes almıştı. 'Kas sayını arttırman zayıf görünmene neden olduğu için herkes senin ağzına yemek tıkıştıracak bay obur. Dert etme o meseleyi.' 'Abla açım burada.' 'Sana kim git dedi ki oraya' 'Gerzek Güneş dedi. Ben geldim o döndü. Ben bizi anlamıyorum zaten.' 'Tibet, babam ceza olarak faturanı ödemiyor. Ve çeneye devam edersen o fatura sana-' 'Girecek. Tamam öptüm.' 'Bende öptüm.' telefon konuşması sonlandığında adam önündeki nehre bakışlarını dikerek geriye yaslanmıştı. Hiç kıpırdayası yoktu buradan. Eve gittiğinde Doğa'nın gideceğini anlatmasını veya çıkacak bir kavga ile daha valiz toplamaya başlamasını izlemek istemiyordu. Nedenini bilmese de kız Vuslat'dan başkasının sözünü dinlemiyordu. Ki buna babası dahildi. Özellikle liseden sonra burnunun dikine gitmeyi daha çok benimsemişti sanki. Sırf bunlar değildi adamı o banka bağlayan. Doğa için yapacağı kavgadan çok o evdeki sessizlikti. Evi hiç bir zaman bu kadar sessiz olmamıştı ki Tibet'in. Yiğit'in Emir ve Evrim'e yalandan kızmaları, Eymen ve Doğa'nın zıtlaşmaları, Vedat ve Alev'in Derin'in kıyafeti yüzünden kapışması, Aras'ın kavga ettiği için Güneş'i savunması ve Ece'nin çıldırması, Deniz ve Yavuz'un Barlas'ın okuldan firar etmesi ila genç adamın üzerine gitmesi ses getirirdi asıl evinde. Burada yatağına yattığında bile içinde bir burukluk oluyordu. Her ne kadar orada iken bu seslerden şikâyetçi olup babası ile susun diye bağırsa da şimdi için için sabahın yedisinde olan sesleri özlüyordu. Bir yıldır adamı telefon alarmından başka bir ses uyandırmamıştı. Ne çok özlemişti o büyük ailesini. Aklına gelebilen, yüzünü güldürecek onlarca anısı vardı hepsi ile. Hele ki Emir, Evrim'i yitip merdivenlerden düşürerek ayağının kırılmasına sebep olsa bile onların bir anda sarmaş dolaş olabilmesini bile özlemişti. Hatta Devrim'in bağrışına rağmen Işık'ın bütün aileye meydan okuyup istediğini giyerek evden kaçışından sonra çıldırmayı bile özlemişti adam. Ağır gelmişti bu hasretlik. Burada iken iyice içine girdiği o karanlık dünyasına doğan tek ışık Doğa'ydı. Şimdi o da gitmek istiyordu. Tümü ile benliği yalnız kalacaktı. Uzun uzun daldığı nehirden telefonunun melodisi ayırdığında deri ceketinin cebindeki telefonu çıkararak ekrandaki isimle gülümsemesini büyüttü. Onu buraya kadar sürükleyip sonra da tekrar Türkiye'ye dönen Güneş bey arıyordu. 'Oooo... Beyimizin aklına düşmüşüz...' yalandan sitemi ile telefonu açtığında adamın nefes nefese hali ile kaşlarını çattı anında. 'Lan! İyi misin?' 'Ne iyisi oğlum ya! Allah belamı verecek dedim dedim verdi!' 'Ne oldu Güneş!' anında oturduğu banktan kalktığında adamın derin nefesler alması ile kaşlarını daha çok çattı. 'Lan ne oldu diyorum, aklımı ekmek arası yapmamı mı istiyorsun!'

editor-pick
Dreame-Editor's pick

bc

CEO'NUN FİRST LADY'SI (+21)

read
53.3K
bc

AŞKLA BERDEL

read
88.6K
bc

MARDİN KIZILI [+18]

read
539.9K
bc

HÜKÜM

read
228.3K
bc

Ağanın Sözde Karısı

read
80.9K
bc

Bal dudaklım (Ağır bedeller)+18

read
33.6K
bc

Ne Olacak Halim (Türkçe)

read
14.4K

Scan code to download app

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook