Gözlerimi açtığımda sabah olmuştu. Öten horozun sesiyle, sabahın erken saatleri olduğunu anladım. Akşam olacak olan düğün stresinden dolayı bir türlü uyuyamamıştım.
Şaka gibiydi…
Bugün gerçekten evlenecektim.
Güldüm hâlime ama zordu. Bu evlilik çok saçmaydı. Derin bir nefes aldım ve dolapta asılı duran gelinliğe baktım. Belki de bu evlilikte kalbime dokunan tek şey buydu: bu gelinlik.
Ama acıyla karışık bir duyguydu bu.
Belki bir gün gerçekten sevdiğim adamla evlenseydim, hayalimdeki gelinlik yine bu olurdu. Ama böyle bir düğün, böyle bir adam olmazdı.
Ayağa kalktım. Evde hazırlanacaktım.
“Neden?” dedim kendi kendime.
“Neden Mahir bu evliliği kabul etti?”
Saçmalıyordum. Başka ne yapacaktı? Bu evlilik olmasaydı abimi vuracaklardı. Odanın kapısını açıp çıktım.
Sevda beni görünce,
“Erkencisin yine, eltum,” dedi.
“Pek uyuyamadım,” dedim.
“Hadi gel kahvaltı yapalım. Hazırlanacaksın daha,” dedi.
“Daha erken değil mi?” dedim.
“Ya düğün işleri… Hep bir eksik çıkar, öğlende dini nikahınz kıyılacak" dedi .
Aşağı inip kahvaltı yaptık. Sonra dışarı çıktım; biraz hava almak istedim.
Karşımdaki manzaraya bakarken uzun uzun düşündüm. Hayatımın bir günde nasıl altüst olduğunu… Kendimi bu evliliğin, bu şehrin ve bu insanların içinde nasıl bulduğumu…
Evet, beklediğim gibi davranmamışlardı . Bana karşı samimiydiler ama yine de zordu. Bir anda böyle bambaşka bir hayatın içine düşmek… “Bu nasıl olacak?” diye düşündüm.
****
Giydiğim sade beyaz elbiseye baktım sonrada sevdanın verdiği beyaz eşarbı taktım başıma ve salona indim .
İmam ve mahir yan yana oturmuştu ve tanımadığım iki adam vardı .
İmam efendi gülümseyerek" mahir oğlum sende gelin hanımın yanına geç" dedi mahir yanıma geldiğinde birlite koltuğa oturduk .
ortam beklediğimden daha sessizdi.
Sessizlik…
İnsanın içine çöken türden.
Bu manzarayı daha önce sadece başkalarının hayatında görmüştüm.
Şimdi…
Benimkinde duruyordu.
Yan yana oturuyorduk aramızda bir karış mesafe vardı .
İmam konuşmaya başladı.
Kelimeler tanıdıktı ama kulağıma yabancı geliyordu.
Adımı sordu.
Babamın adını.
Kendi rızamla evlenip evlenmediğimi.
“Evet,” dedim.
Sesim bana ait değilmiş gibiydi.
Sonra Mahir’e döndü.
Aynı sorular…
Aynı ciddiyet.
Sıra bana geldiğinde imam hafifçe duraksadı.
“Elbet bilirsiniz,” dedi,
“mehir sorulacak.”
Mehir…
İçimde bir şey düğümlendi.
Hiç düşünmemiştim.
Düşünmek de istememiştim.
“Ne istersiniz?” diye sordu imam.
Bir an sustum.
Sonra derin bir nefes aldım.
“Bir şey istemiyorum,” dedim.
“Gerek yok.”
Salonda hafif bir hareketlenme oldu.
Mahir başını bana çevirdi.
“Bir gemi verdim,” dedi sakin bir sesle.
“Bir de yayla evi.”
Başımı ona çevirdim.
Gözlerim istemsizce büyüdü.
“Hayır,” dedim.
“Ben—”
Tam devam edecektim ki Sevda omzuma elini koydu.
Hafif ama kararlı bir dokunuştu.
“Adettir eltum,” dedi fısıldayarak.
“kabul et .”dedi.
İçimde bir isyan yükseldi.
Ama bu evde, bu şehirde,
her şey adetti zaten.
Sustum.
İmam başını salladı.
Not aldı.
Sonra o cümleler geldi.
Hayatım boyunca başkaları için duyduğum,
ama kendime hiç yakıştıramadığım cümleler.
“Roza Aslaner…”
“şahitlerin huzurunda…”
“Mahir Soykan’ı kocalığa kabul ediyor musun ?
Kalbim o an gerçekten duracak sandım.
“Evet,” dedim.
Son defa sorduğunda
Bu kez daha kısık bir sesle . " Evet" dedim .
Sonra aynı soruları mahire sordu mahirde üç defa " evet ' dediğinde,İmam dua etti.
Eller açıldı.
Sesler “âmin” dedi.
Ama ben…
Ben sadece boşluğa baktım.
Nikâh kıyılmıştı.
Sözler bitmişti.
Herkes gülümsedi.
Bir tek ben,
hayatımın tam ortasına atılan bu düğümü
nasıl çözeceğimi düşünüyordum.
Yanımda oturan adam artık kocamdı.
Ama içimde hâlâ yabancıydı.
Ve o an anladım:
Bu evlilik bir sözleşme değil,
uzun bir sınav olacaktı.
Ve ben…
Henüz ilk sorudaydım.
****
Odada kızlara baktım. Ecrin ve Meryem bir şeyleri tartışıp gülüşüyordu. Sevda da beni hazırlayacak kızlara talimat veriyordu.
“En güzeli benim eltum olacak,” diyordu.
Gülümsedim. Gerçekten deli dolu biriydi. Onu başka bir zaman başka bir yerde tanısaydım da yine severdim. Harika bir enerjisi vardı.
Hicran aramıza girdi.
“Vallahi,” dedi,
“Bu Mahir’in güzel bir kadın bulacağını biliyordum ama bu kadarını beklemiyordum.”
Gülümsedim. Bana nasıl bir şey istediğimi sordu.
“Aklımda pek bir şey yok aslında,” dedim.
Hicran, “O zaman bana bırak,” dedi.
Hazırlık başladı. Sohbetler edildi, zaman nasıl geçti anlamadım. Sonunda Hicran,
“Tamam,” dedi.
Aynadaki yansımama baktım.
“Çok güzel,” dedim kendi kendime.
“Eline sağlık.”
Sevda bana döndü.
“Hadi biz de hazırlanalım.sende Gelinliği giy,” dedi.
Ecrin,
“Ben yardım ederim,” dedi.
Ayağa kalktım. Ecrin’in yardımıyla gelinliği giydim.
Derin bir nefes aldım.
“Çok gerginim, Ecrin,” dedim.
“Neden?” dedi.
Başımı iki yana salladım. Kime ne anlatıyordum ki?
Tam o sırada kapı çaldı.
Annem ve ablam içeri girdi.
Annemin gözleri doluydu. Ablam,
“Çok güzel olmuşsun,” dedi.
Gülümsedim ama içim sızladı. Onların daha fazla üzülmesini istemiyordum.
Sevda içeri girdi.
“Oy eltum, çok güzelsin,” dedi.
“Hadi inelim, baban kuşağını bağlasın.”
Aşağı indiğimde bakışlarım istemsizce Mahir’e kaydı. Siyah takımıyla çok şık duruyordu. Saçlarını özenle taramıştı. Beni ilk fark eden de o oldu.
Yavaşça ayağa kalktı, merdivenlere geldi ve elini uzattı. Birkaç saniye düşündüm ama sonra elimi uzattım.
Sessiz ama net bir sesle,
“Çok güzel olmuşsun,” dedi.
“Tahmin ettiğimden bile fazla.”
Doğrusu bu sözleri beklemiyordum.bir şey demedim sesizce ,babamın yanına geçtik. Bana sıkıca sarıldı.
“Rozam…” dedi.
Sonra Mahir’e döndü.
“Kızım sana emanet,” dedi.
Mahir’in sesi kararlıydı.
“Kızınız önce Allah’a, sonra bana emanet.”
Babam kuşağı belime üç kez doladıve üçüncü kez sardı ve düğüm attı. Koluna girdim. Beni arabaya kadar götürdü.
Kapı kapandığında Mahir yanıma oturdu. Devran arabayı çalıştırdı.
Yirmi dakika sonra düğünün olacağı yere geldik.
Horonlar oynanıyordu. Hersey çok güzeldi. Mahir ortaya çıktığında herkes onu izliyordu. O kadar güçlü ve ihtişamlı oynuyordu ki gözümü alamadım.
Düğün yavaş yavaş sakinleşirken Sevda geldi.
“Hadi,” dedi.
Vedalaştık. Devran anahtarı Mahir’e uzattı.
“Al abi.”
Sevda bana sarıldı.
“Yarın görüşürüz, eltum.”
“Nereye gidiyorsun?” dedim.
“ ben değil sen gidiyorsun ,” dedi " yayla evine gireceksiniz" dedi gülerek.
“İlk geceniz evde kalabalıktane yapacaksınız " dedi .ve onlarda dışarı çıktı.
Mahir elimi tuttu. Arabaya bindik.
Yol uzundu.
Elini radyoya uzattı. Rastgele bir şarkı açıldı, arabayı dolduran ilk şey müzik olmadı.
Önce bir sessizlik oldu.
Sonra o sessizliğin içinden Karadeniz’in sesi sızdı.
Dağlardan inen rüzgâr gibi,
Denize kavuşamayan bir yol gibi…
Türkü yavaşça yükselirken camdan dışarı baktım.
Yol kıvrılıyordu.
Sanki nereye gittiğini bilen ama yine de acele etmeyen bir yoldu bu.
Dağlar…
Koyu yeşil.
Islak.
Suskun.
İstanbul’da yollar insanı yorar.
Burada ise yol insanı susturuyordu.
“Ben nereye gidiyorum?” diye sordum içimden.
Camdan içeri dolan o keskin, temiz koku ciğerlerime doldu.
Bu hava yalan söylemezdi.
Ne varsa olduğu gibiydi.
Yanımda Mahir vardı.
Sessizdi.
Ama bu sessizlik boş değildi.
İnsan bazen birinin konuşmamasından da ne kadar güçlü olduğunu anlardı.
“Bu yol kader yoluysa,” diye geçirdim içimden,
“neden kalbim bu kadar hızlı atıyor?”
Dağ evi uzaktan göründüğünde bu sefer başka bir türkü başladı .
Sadece sesi biraz daha kısıldı.
Ahşap bir evdi.
Gösterişsiz ama dimdik.
Rüzgârı, yağmuru, yalnızlığı tanıyan bir ev…
İçimde bir korku vardı.
Ama onun altında başka bir şey daha vardı.
Merak.
Belki de ilk kez,
Beni neyin beklediğini bilmeden bir yere gidiyordum.
Ve bu, düşündüğüm kadar kötü hissettirmiyordu ama geriyordu.
Araba durduğunda Mahir motoru kapattı.
Bir an ikimiz de kıpırdamadık.
Sonra mahirn sesiyle ona döndüm " hadi in" dedi.
önce mahir indi sonra ben bana doğru gelip yardım ettiğinde itiraz etmedim çünkü yol küçük taşlarla doluydu ve gelinlik biraz uzndu .
Evin kapısından içeri adımımı attığım anda duraksadım.
Bakışlarım istemsizce etrafı süzdü.
Burası…
Sessizdi.
Dağların ortasında, gecenin içinde, yabancı bir ev.
İçime tuhaf bir ürperti düştü.
Aklıma istemediğim düşünceler üşüştü.
Ya mahir bunu gerçek bir evlilik olarak kabul ederse?
O zaman ne yapacaktım?
Tam o anda Mahir’in sesi düşüncelerimi böldü.
“Akşamları burası soğuk olur,” dedi.
“Sobayı yakacağım. Sen geç, otur.”
Sesi sakindi.
Emir vermiyordu ama itiraz da kabul etmez gibiydi.
Mahir hiç oyalanmadan dışarı çıktı.
Bir süre sonra kucağında odunlarla geri döndü.
Sobanın başına çömeldi, odunları yerleştirdi, ateşi yaktı.
“Birazdan ev ısınır,” dedi.
Sonra odanın kapısını açtı, bana döndü.
“Isı her yere yayılsın.”
Başımı salladım.
Ne diyeceğimi bilmiyordum zaten.
Tekrar dışarı çıktı.
Elinde bir çanta ile döndüğünde bakışlarım çantaya takıldı.
“Sevda verdi,” dedi.
“Giymen için bir şeyler hazırlamış.”
Çantayı uzattı.
Aldım.
“Ben odada gelinliği çıkarayım,” dedim.
Sesim biraz titremişti.
Odaya geçtim.
Ama gelinliği tek başıma çıkarmak…
Sandığımdan çok daha zordu.
İpler…
Düğmeler…
Bir türlü çözülmüyordu.
Derin bir nefes aldım.
Gururumla içimdeki çaresizlik birbirine girdi.
Sonunda mecbur kaldım.
“Mahir…” dedim kapıya doğru.
“ yardım eder misin?”
Kapı açıldı.
Mahir içeri girdi ama hemen arkamda durdu.
Yüzünü görmedim.
Parmakları yavaşça sırtımdaki bağlara uzandı.
Her dokunuşunda içimden bir ürperti geçti.
Bazen eli istemeden sırtıma değiyor,
ama hemen geri çekiliyordu.
Bunu fark ettim.
Gerilsemde belli etmemeye çalıştım.
“Tamam,” dedi sonunda.
Ve odadan çıktı.
“Teşekkür ederim,” dedim arkasından.
Kapı kapandı.
Gelinliği çıkardım.
Çantayı açtım.
Karşıma çıkan gecelik karşısında dona kaldım.
Beyaz, saten…
Zarif ama iddialı bir gecelik.
“Bu mu?” dedim kendi kendime.
“Giyilecek şey bu mu?”
Ama başka giyecek bir şey yoktu.
Mecbur kaldım.
Geceliği giydim, üstüne sabahlığımı aldım.
Odaya çıktığımda Mahir’in bakışlarını üzerimde hissettim.
Ama hemen önünü döndü.
“Ben yüzümü yıkamak istiyorum,” dedim.
Bir bahane gibiydi.
“Bekle,” dedi.
“Buranın suyu soğuk olur. Sobaya su koydum, ısınsın.”
İtiraz etmek istedim ama etmedim.
Bir şey demeden bekledim.
Su ısındığında kenarda durdu.
Yüzümü yıkarken yardım etti.
Ama yine…
Mesafesini koruyordu.
Uyuyacağım ben dedim ve Odaya geçtim Mahir de içeri girdi.
“Ne oluyor?” dedim.
“ Bende Uyuyacağım,” dedi kısa bir cevapla.
Ceketini çıkardı,sonra kemerini ve ayakkabılarını çıkartıp yatağa uzandı.
Bir an…
Bir an garip bir düşünce geçti aklımdan.
Ve o düşünceden utandım.
“Aynı yatakta mı?” dedim istemsizce.
“Bundan sonra böyle olacak,” dedi sakin bir sesle.
Sinirlendim.
“Yani bundan sonra ne?” dedim.
“Gerçek bir evlilik gibi mi davranacağız? İnsanlar böyle mi bilecek.”
“Evet,” dedi net bir şekilde.
“Peki ne zamana kadar?”
“Ne zaman boşanacağız?”
Bir an durdu.
Sonra bana baktı.
“Şimdilik böyle devam edecek, Roza.”
Yorgunluk çöktü üzerime.
“Uyuyalım,” dedim.
Gerçekten konuşacak hâlim kalmamıştı.
Sabahlığımı çıkardım.
Yatağın diğer tarafına geçtim.
Ama uyuyamadım.
İlk kez biriyle aynı yatağı paylaşıyordum.
Tenimin geceliğe değdiği her an
gerginliğim biraz daha artıyordu.
Yanımda birinin nefesini hissetmek…
Tuhaf, yabancı ve ürkütücüydü.
Uzun süre gözlerimi tavana diktim.
Kalbimin sesini bastırmaya çalıştım.
Bu ev…
Bu adam…
Bu evlilik…
Hiçbiri hayalimdeki gibi değildi.
Ve ben,
Buna nasıl alışacaktım.