Manzarayı izliyorduk.
Tam o anda Mahir bana dönerek,
“Sen de bundan sonra bir yere gideceksen Devran’la gidersin ya da diğerleriyle,” dedi.
Sonra hiçbir şey söylemeden bakışlarını tekrar karşıya çevirdi.
Mahir’e baktım. Gözlerimde öfke yoktu bu kez. Anlayış vardı. Ve belki de ilk kez…
“Evet,” dedim. “Kardeşini korumak istemeni anlarım.” “Bunu küçümsemiyorum.”
Bir adım yaklaştım. Sesim sakindi ama nettim.
“Ama sakın,” dedim, “bunu bana yapmaya kalkma Mahir Soykan.” “Ben asla kısıtlanmaya gelemem.”
Mahir’in bakışları karardı. Bir anda aramızdaki mesafe kapandı. Bir adım attı. Sonra bir adım daha.
Üzerime doğru eğildi. Nefesini hissettim.
“Bak Roza " dedi alçak ama sert bir sesle. “Bu Karadeniz’de dostun olduğu kadar düşmanın da vardır.” “Benim tek görevim ailemi korumak.” “İstesen de istemesen de…” “Sen artık bunun içindesin.”
Kalbim hızlandı. Ama geri adım atmadım.
Tam konuşacaktım ki— Telefonu çaldı.
Mahir’in yüzü bir anda kasıldı. Bakışları sertleşti. Telefonu açtı. Tek kelime etmedi.
Ama ben o sessizlikten çok şey anladım.
Telefonu kapattı. Benden uzaklaştı. Az önceki adamdan eser yoktu.
“Siz eve geçin,” dedi soğuk bir tonla. Arkasını döndü. Ve gitti.
Ardından bakakaldım. İçimde yarım kalan cümleler vardı.
Devran yanıma geldi. “ yenge Gidelim mi?” dedi.
“Daha yeni geldik,” dedim istemsizce.
Meryem bana baktı. “Yenge,” dedi yumuşak bir sesle. “Bence gidelim.” “Zaten yarın düğün var.” “Bugün gelinlik bakacağız.”
Sonra Devran’a döndü. “Bizi Esme ablanın yerine götür.” “Sevda abla, Tahir abi de orada olacak.”
Başımı salladım.
Devran ve Ecrin önden giderken, Meryem’le yan yana biraz geriden yürüdük.
“Meryem,” dedim. “Sana bir şey söyleyeceğim.”
Duraksadım. Sonra devam ettim.
“Geçen gün…” “Abinle tartışırken…” “Annenle ilgili bir şey söyledim.”
Yüzündeki gülümseme silindi.
“Annem bizi terk etti,” dedi bir anda.
Olduğum yerde kaldım.
Ama Meryem’in sesi sakindi. Sanki bunu çoktan kabullenmiş gibiydi.
“Biliyorum,” dedi. “Bu evi istemiyorsun.” “Mahir abi de böyle olsun istemezdi.”
Derin bir nefes aldı.
“Asiye ablama da çok kırgın.” “Ama o da sevmiş.” “Yani…” “Annem konusunda dikkat edersen sevinirim yenge.”
Başımı eğdim. “Özür dilerim,” dedim.
Arabaya bindik. Devran bizi Meryem’in söylediği yere götürdü.
Küçük ama şık bir gelinlikçiydi. Dışarıdan sade… Ama içeri girince sıcak.
Meryem bana döndü. “Buranın küçük olduğuna bakma yenge,” dedi. “En güzel gelinlikler buradadır.” “Ta nerelerden gelirler.”
İçeri girdiğimizde orta yaşlı bir kadın ayağa kalktı. “Oy cimcime hoş geldin,” diyerek Meryem’e sarıldı.
Sonra bize döndü. “Hoş geldiniz.”
Bizde ' hoş bukduk' degimizde geçip oturduk .
Çay geldi. Sohbet başladı.
Esme abla bana baktı. “Nasıl bir gelinlik istiyorsun?”
Bir an durdum. Aslında evlilik hayalim yoktu. Ama madem bu benim düğünüm olacaktı…
“Sade,” dedim. “Ama güçlü.” “Saten olsun.” “Balık model.” “Taşlı ama abartısız.” “Duvak ne çok uzun ne çok kısa.”
Esme abla gülümsedi. “Elimde tam sana göre bir gelinlik var,” dedi. “Dün bitirdim.” “Bir dene.”
Ayağa kalktım. Kalbim garip bir şekilde çarpıyordu.
Esme abla elindeki gekinligi bana gösterdi gerçektende çok güzeldi denemek için kabine geçtim .
Gelinliği üzerime geçirdiğim an…
Nefesim kesildi.
Aynadaki yansıma bana ait gibi değildi.
Sanki yıllardır içimde bir yerde duran ama adını koyamadığım bir kadın, sessizce ortaya çıkmıştı.
Saten kumaş bedenime su gibi oturuyordu.
Ne abartılıydı ne de sıradan.
Balık kesim, ama iddialı olmaya çalışmıyordu; sadece olması gerektiği gibiydi.
Belimden aşağıya doğru dökülen o pürüzsüz hatlar…
İnsanı olduğundan daha dik, daha güçlü gösteriyordu.
Üst kısmındaki tül detay kalbime dokundu.
Tenimde varla yok arası duran o ince dantel…
Omuzlarımdan göğsüme doğru uzanan zarif işlemeler, sanki “bak” demiyordu,
“Sadece fark eden görsün,” diyordu.
Belimdeki taşlı kemer ışığı yakaladıkça parladı.
Ama bağırmadan.
Sessiz bir ihtişamla.
Arkamı döndüm.
Ve işte o an…
Asıl vurulduğum yer orasıydı.
Sırt dekoltesi cesurdu ama ucuz değildi.
Derindi ama ölçülüydü.
Sanki “güçlüyüm” diyordu,
“ama kendimi kanıtlamak zorunda değilim.”
Duvak…
Ne çok uzundu ne de kısa.
Tam kararında.
Hareket ettikçe arkamdan süzülen ince tül, adımlarımı daha anlamlı kılıyordu.
Boğazım düğümlendi.
Gözlerim doldu ama ağlamak istemedim.
Çünkü bu bir masal değildi.
Bu…
Benim gerçeğimdi.
İçimden tek bir cümle geçti:
“Eğer bir gün gerçekten isteyerek evlenseydim böyle bir gelinlik giyerdim…
Sade.
Zarif.
Sessiz ama unutulmaz.
Yavaşça kabinden çıkıp ortaya doğru gidip tam aynanın karşısında durdum.
Aynadan gözlerimi ayırmam zor oldu.
Tam o sırada sessizlik bozuldu.
Sevda bana doğru birkaç adım attı, baştan aşağı süzdü.
Gözlerindeki parıltıyla,
“Oy eltum…” dedi sesindeki neşeyle
“Bu nedur maşallah…”
Ecrin dayanamayıp burnunu çekti.
Gözleri dolu dolu,
“Ay kuzen…” dedi, sesi tiredi.
“Çok güzel oldun. Galiba ağlayacağım.”
Gülümsedim ama boğazım düğümlendi.
Bir şey söyleyemedim.
Meryem yanıma yaklaştı.
Gözleri ışıl ışıldı.
“Yenge gerçekten…” dedi yavaşça.
“Çok güzel oldun. Hem de öyle böyle değil.”
Esme Abla ellerini birleştirip başını salladı.
“Ben bugüne kadar çok gelinlik diktim,” dedi.
“Çok güzel gelinler de gördüm.”
Bir an durdu, bana baktı.
“Ama galiba… en güzeli sensin.”
Kalbim hızlandı.
Yüzümde istemsiz bir gülümseme yayıldı.
“Teşekkür ederim,” dedim kısık bir sesle.
Sonra tekrar aynaya döndüm.
Bir kez daha…
Ama bu sefer farklı baktım.
Bu kez sadece bir gelinlik görmedim.
Korkularını, inatlarını, direncini…
Hepsini üzerinde taşıyan bir kadın gördüm.
Sevda ellerini çırptı.
“E hadi!” dedi neşeyle.
“Şimdi sıra ayakkabıda.”
Sonra bana göz kırptı.
“Yarın abla, senin kızdayız.
Saçını makyajını da o yapacak.”
Esme Abla hemen atıldı.
“Tabii canım!” dedi gülerek.
“Zaten başka yere gitseniz vallahi Hicran sizinle bir daha konuşmaz.”
Herkes güldü.
Ama ben…
Aynadaki yansımama son bir kez daha baktım.
Ve içimden geçirdim:
Yarın bu gelinlikle sadece evlenmeyeceğim.
Bir hayata adım atacağım.
Ve o hayat… kolay olmayacak.
Gelinlikçinin kapısından çıktığımızda hava hafiften serinlemişti.
Ama içim hâlâ sıcaktı.
Üzerimden gelinliği çıkarmıştım ama hissi üstümde kalmıştı.
Sanki az önce aynada gördüğüm kız, peşimden yürüyordu.
Sevda koluma girdi.
“E hadi,” dedi.
“Bir de ayakkabı bakacağız. Gelinlik tamam da, ayakkabı olmadan olur mu?”
Ecrin hemen atladı.
“Ama ben şimdiden söyleyeyim,” dedi.
“Çok sade ayakkabı istemiyorum. Bir tık parlasın.”
Gülümsedim.
“Parlamak zaten gelinliğin işi,” dedim.
“Ben yürüyebileyim yeter.”
Dar bir sokaktan geçtik.
Taş döşeli yolda Karadeniz’in o kendine has kokusu hâlâ havadaydı.
Tuz, toprak ve biraz da yağmur…
Küçük ama vitrininde pırıl pırıl ayakkabıların olduğu bir dükkânın önünde durduk.
Sevda kapıyı açarken,
“Burası,” dedi.
“Babamın tanıdığı.”
İçeri girdiğimizde ahşap raflarda dizili ayakkabılar gözümü aldı.
Krem rengi, fildişi, saten, taşlı…
Ama gözüm bir tanesine takıldı.
Sade.
İnce topuklu.
Bilekten zarif bir kayışı vardı.
Ne bağırıyordu ne de saklanıyordu.
Elime aldığım an anladım.
Bu…
Benim ayakkabımdı.
Ayağıma geçirdiğimde aynaya baktım.
Gelinlik yoktu üstümde ama ayakkabı bile yetmişti.
Duruşumu değiştirmişti.
Sevda eğildi.
“Tam oturdu,” dedi." kesin oldu bu.”
Ecrin dudaklarını büzdü.
“Off,” dedi.
“Ben de gelin olsam böyle isterdim.”
Meryem usulca yaklaştı.
“Yenge,” dedi.
“Çok zarif. Senin gibi.”
İçimde hafif bir sızı hissettim.
Güzel bir sızıydı bu.
Korkudan çok… kabulleniş gibiydi.
Ayakkabıları çıkarırken bir kez daha baktım.
Kasaya ilerlerken Sevda gülümsedi.
“Tamam,” dedi.
“Bir eksik daha kapandı.”
Dışarı çıktığımızda gökyüzü ağır ağır koyulaşıyordu.
Akşam yaklaşırken Karadeniz’in rengi daha da derinleşmişti.
Yürürken düşündüm.
Bu şehir beni acele ettirmiyordu.
Zorlamıyordu.
Sadece…
Adım adım alıyordu içine.
Elimde ayakkabı kutusu, arabanın arka kapısını açtım.
İçeri oturur oturmaz Ecrin telefonu kulağından çekip heyecanla konutu.
“Roza,” dedi.
“Amcamlar gelmiş. Otele yerleşecekler.”
Bir an duraksadım.
“İyi ya,” dedim.
“Otelde rahat ederler.”
Sevda arabaya binmeden bize baktı.
Yüzündeki ifade değişmişti.
“Yok artık,” dedi net bir tonla.
“Öyle şey mi olur?”
Ecrin şaşkın şaşkın baktı.
“Nasıl yani?”
Sevda elini arabanın kapısına koyarak
“Misafir gelmiş de otele mi gider?” dedi.
“Biz varken?”
Ben hemen araya girdim.
“Sevda gerek yok,” dedim.
“Zahmet etmeyin. Gerçekten. Otelde kalmaları daha rahat olur.”
Sevda başını iki yana salladı.
“Olmaz,” dedi.
“Böyle şey nerede görülmüş?”
Hem zaten biz onalr için yer ayaraldık dedi .
Sonrada ecrine dönerek "Ecrin amcanları ara sonrada bir adres soyedi ve Ecrin adresi konum olarak attı . orada beklesinler " diyerek devrana döndü devran hadi canım bizi dediğim yere götür ." Dediğinde devran , " tamam sevda " dedi sevda arabaya binerek birkite babanlari alalım sonrada birkite babamlara geçeceğiz .diyerek gülümsedi.
Ben de dayanamadım.
Elini tuttum.
“Çok sağ ol,” dedim içtenlikle.
“Gerçekten.”
Sevda göz kırptı.
“Ah eltum,” dedi.
“Biz aileyiz artık.”
Araba hareket ederken camdan dışarı baktım.
Karadeniz yolu uzayıp gidiyordu.
Bir şey fark ettim.
Bu şehirde misafirlik bile kaçışa izin vermiyordu.
Seni içine alıyordu.
yolda babamlarla karşılaştık ve onalrda devranı takil etti .
Araba, Sevda’nın evine doğru sessizce ilerlerken içimde bir karışık heyecan vardı.
İstanbul’un kalabalığından sonra burası sanki başka bir dünya gibiydi.
Evlerine vardığımızda, devran arabayı park etti.
Hep birlite indik ve kapıda durduk
“Hoş geldiniz,” dedi kapıyı açan orta yaşlarının biraz üstünde bir kadın.
Ecrin hemen “Vay canına!” diyerek etrafa bakındı.
Meryem de gülümseyerek melek teyze diyerek kadına doğru yürüdü.
Ev sıcak, samimi ve aydınlıktı. Sevda’nın annesi Melek Hanım ve babası Yüce Beydi bizi kapıda karşılayanlar.
Melek Hanım, “ hoş geldin cimcime,” diyerek Meryem'e kısa bir süre sarıldı. Sonrada bize dönerek hoş geldiniz dedi yüzdeki gülümsemeyle .
Babası ise sakin bir gülümsemeyle başını salladı.
İçtenlikleri o kadar rahattı ki, kalbim anında ısındı.
Sevda bizi salona aldı. Çaylar hazırdı, birkaç tatlı ve atıştırmalık masada duruyordu.
Oturduk ve ilk kez yorgunluğumu hissetmeden sohbet etmeye başladık.
Ecrin sürekli espriler yapıyor, Meryem arada sorular soruyor, ben ise bu sıcak atmosferin keyfini çıkarıyordum.
Saat ilerleyince Sevda, hafifçe başını sallayarak bana döndü.
“eltum” dedi,
“Artık kalkalım" dedi .
Annem " biraz daha kalın "dedi
Ama sevda "geç oldu kalkalım" sonrada annesine dönerek "misafirlerimize iyi bak ana" dedi .
Melek teyze " sen merak etme sarı papatyam hadi siz gidin" dedi .
“Tamam,” dedi sevda bize dönerek.
“Hazırız.” dedim .
Ecrin hoplayarak “Hadi gidelim!” dedi.
Meryem ise gülümseyerek eşyalarını topladı.
Ben de çantamı aldım.Evden çıkıp Arabaya bindiğimizde içim hafifledi.
Yıllarca İstanbul’un karmaşasından sonra, şimdi Karadeniz’in havasında, mahallenin sessizliğinde, küçük bir maceraya doğru yol alıyorduk.