Evin içinde sanki bir ölüm sessizliği vardı.
O adam belki fiziksel olarak kimseye zarar vermemişti ama ruhen hepimizi öldürmüştü.
En çok da beni…
Bu asla olmamalıydı.
Benim hayallerim vardı.
Evlilik diye bir şey aklımda hiç yoktu.
Evet, belki çıktığım birkaç kişi olmuştu ama kafa yapımız uymadığı için hiçbiri uzun sürmemişti.
Şimdi ise…
Hiç tanımadığım, adını birkaç saat önce öğrendiğim bir adamla evlenmek zorundaydım.
Yerdeki bakışlarımı kaldırdım, dolu gözlerle,
“Baba…” dedim.
Babam derin bir nefes aldı.
“Allah o abin Rohat’ın belasını versin kızım,” dedi.
“Başka çaremiz yok. Emin ol, her şeyi yapardım ama bu adam öyle biri değil.
Ne gücüm ne mevkim onu durdurur.
O Mahir Soykan…
Karadeniz’in neredeyse tamamı onun emrinde.”
Boğazım düğümlendi.
“Affet beni kızım,” dedi.
“Bu evlilikten başka çare yok.”
“Yapma baba,” dedim.
“Rohat abimin hatasını ben ödemeyeceğim.”
Sesim titriyordu.
“Benim de hayallerim vardı,” dedim.
“Şimdi ne olacak?”
Babam ayağa kalktı, yanıma geldi.
Elimi tuttu.
“Seni ölüme verdiğimi düşünme,” dedi.
“Abinin canı karşılığında elbette şartlarım olacak.
Ama bu mecbur kızım.
Daha fazla kan dökülmesin diye.”
Bir an durdu, yutkundu.
“Belki,” dedi,
“bu evlilik iki aile arasındaki husumeti bitirir.”
Annem ağlayarak konuştu.
“Ben kendi memleketimden neden çıktım geldim bey?” dedi.
“Sırf evlatlarıma bir şey olmasın diye.
Şimdi kızımı berdel mi ediyorsun ailenin geçmişi için?”
Babam öfkeyle döndü.
“Ne zamandan beri yaptım bunu Gülnaz?” dedi.
“Senin oğlunun aptallığı yüzünden kızım bu bedeli ödemek zorunda.”
Babamın sesi sertti ama içi yanıyordu, bunu hissediyordum.
“Emin ol,” dedi,
“o adam canımı isteseydi verirdim.
Ama o bununla kalmayacak.
Bu yüzden olmak zorunda.”
Öfkeyle salondan çıktı.
Babam sadece çok kızdığı zaman anneme adıyla seslenirdi.
Annem daha çok ağladı.
Ben ablamı ve çocukları başka odaya götürmüştüm.
***
“Ne olur olmasın,” diye fısıldadım.
Duvardaki saate baktım.
Saat dolmak üzereydi.
Bu nasıl bir sınavdı?
Nasıl bir karar verecektim?
Eğer evet dersem…
Nasıl yapacaktım?
Ama ailemi ateşe atamazdım.
Belki de hepsini yakmaktansa, benim yanmam daha iyiydi.
Belki vazgeçerdi…
Bunu düşünüyordum.
Tam o anda kapı çaldı.
“Gel,” dedim.
Babam içeri girdi.
“Güzelim kızım,” dedi.
“Rozam…”
Oturduğum yerden doğruldum.
“Buyur baba,” dedim.
Tam karşımda durdu.
“Kararın ne?” diye sordu.
Başka bir seçenek var mıydı?
“Belli değil mi baba?” dedim.
“Karar vermeme gerek var mı?”
Gözlerim doluydu.
“Kabul,” dedim.
Babam başını eğdi.
“Biliyorum,” dedi.
“Öfkelisin, kırgınsın.
Beni affet kızım.”
“Mahir Soykan’a şartlarımı sundum,” dedi.
“Bu evliliği kan davası bitirmek için yaptığını söyledim".
Ama kızım okuyacak.
Buna engel olmayacaksın dedim.”
Babamın yüzüne baktım.
Acı bir gülümsemeyle gülümsedim.
“Biliyorum,” dedi.
“Mesleğin için çok çabalıyorsun.
Ve sen harika bir doktor olacaksın.
Buna kimse engel olamaz.”
“Bir kılına bile zarar gelirse,” dedi kararlılıkla,
“seni alır gelirim.
Kimse umurumda olmaz kızım.”
Ağladım.
Babama sarıldım.
Babam saçlarımı okşadı.
O hep dik dururdu.
Ama şu an ne kadar zorlandığını görüyordum.
Bir insanın hayatı bir günde nasıl altüst olurdu?
Benimki olmuştu.
Babam odadan çıktı.
Ben tek başıma kaldım.
Rohat abimi asla affetmeyecektim.
Belki de ilk gördüğümde boynuna atlayıp ağlardım, bilmiyordum.
Ağlamaktan şişen gözlerimle yatağa uzandım.
Bu gün okula da gitmemiştim.
Nasıl olacaktı?
Hiç görmediğim bir şehre, tanımadığım insanların arasına gidecektim.
Okulum, düzenim, hayatım…
Her şey değişecekti