Mert, çocukluk odasının sessizliğinde, elindeki o küçük, eski telefona bakarak donakaldı. Odanın içine vuran sabah güneşinin aydınlattığı toz zerreleri, havada tembelce dans ediyordu. Köşedeki gitar, duvardaki posterler, o an Mert için anlamını yitirmişti. Bütün dünya, o küçük, pikselli ekranda parlayan iki kelimeye indirgenmişti: Yılan uyandı. Zihni, bir askerin tehlike anında yaptığı gibi, olasılıkları saniyenin binde biri hızında taramaya başladı. İhtimal bir: Tesadüf. Ama kalbinin derinliklerinde bir yer, bunun bir tesadüf olmadığını biliyordu. Nuriye Nine'nin dün gece kapılarında fısıldadığı o cümle... O yaşlı kadının, bu unutulmuş parolayı nereden bilebileceği sorusu, tesadüf ihtimalini bir çekiç gibi eziyordu. Zihni, akademinin ilk yıllarındaki o tuhaf döneme, o özel programa,

