Bölüm 3: Yakınlaşan Yollar

921 Words
Sahildeki o sohbet, Aslı'nın zihninde dönüp duran tek şeydi. Mert'in gözlerindeki o gizemli hüzün, pazarda sarf ettiği "Askerliğin görünürde daha fazla iz bırakır sadece" cümlesi beynine mıh gibi çakılmıştı. Ne gibi izlerdi bunlar? Fiziksel mi, ruhsal mı? Aslı, merakına yenik düşmeye başladığını hissetti. Oysa o, hayatındaki her şeyi kontrol altında tutmayı seven, duygusal risklerden kaçınan biriydi. Mert'in varlığı, bu denklemi tamamen bozuyordu. İşine odaklanmakta zorlanıyor, kodlar gözünde anlamsız satırlar yığınına dönüşüyordu. Her şey, Mert'in yeniden hayatına girmesiyle birlikte değişmeye başlamıştı. Mert de Aslı'yı aklından çıkaramıyordu. Kasabaya geldiğinden beri hissettiği o garip sakinlik, Aslı'nın varlığıyla birlikte yerini daha derin, daha karmaşık duygulara bırakmıştı. O ela gözlerde gördüğü zeka ve hassasiyet, lise yıllarındaki Aslı'dan çok daha fazlası olduğunu haykırıyordu. Belki de bu izin, sadece bir mola değil, geçmişle hesaplaşma ve geleceğe dair bir yol ayrımıydı. Ancak Mert'in üzerindeki gölge, onu her adımda takip ediyordu. Rütbesinin getirdiği sorumluluk, geçmişte yaşadığı ve kimseye anlatamadığı olaylar... Bir askeri sır gibi sakladığı bu yük, Aslı'ya yakınlaşma isteğini frenliyordu. Yaşadığı ağır tecrübeler, onu korumacı ve mesafeli yapmıştı; Aslı'yı da kendi karanlık dünyasına çekmek istemiyordu. Kasabanın fısıltıları ise dur durak bilmiyordu. Fatma Teyze, komşularına Mert ve Aslı'nın sahil sohbetini ballandıra ballandıra anlatmış, "Kader ağlarını örüyor kızlar!" diye eklemişti. Kahvehane sohbetlerinde bile ikilinin adı geçiyor, esnaf dükkanlarında "Acaba ne zaman evlenirler?" gibi laflar dolanıyordu. Bu durum, hem Mert'in hem de Aslı'nın dikkatini çekiyordu. Özellikle Mert, kasabadaki her gözün üzerinde olduğunu hissediyordu. Bu, onun askeri geçmişinden kaynaklanan bir paranoya mıydı, yoksa gerçekten birileri onları mı izliyordu? Birkaç gün sonra, Aslı kasabanın tek kütüphanesinde, eski defterler arasında kaybolmuştu. Yazılım projesi için kasabanın tarihi dokusuna dair araştırmalar yapıyordu. Kütüphanenin tozlu rafları arasında gezinirken, bir anda tanıdık bir ses duydu. "Buralarda ne arıyorsun, Aslı?" Mert'ti. Üzerinde yine sivil kıyafetler vardı ama duruşundaki o keskin ifade değişmemişti. Elinde, üzerinde askeri terimler yazan kalın bir kitap tutuyordu. Aslı, Mert'in elindeki kitaba baktı, sonra gözlerini hızla kaçırdı. "Projem için biraz araştırma yapıyorum," dedi. "Sen?" Mert, "Ben de... eskilerden kalan bir konuya bakıyordum," dedi. Sesi kısık çıkmıştı, yüzünde anlaşılması zor bir ifade vardı. Elindeki kitabı hemen arkasına saklamaya çalışmıştı, ama Aslı kitabı görmüştü: "Operasyonel Psikoloji ve Stres Yönetimi." Bu başlık, Mert'in askeri geçmişinin ne kadar derin ve çetin olduğunu bir kez daha hatırlattı Aslı'ya. Gözlerindeki o hüzün, belki de bu kitabın sayfalarında yazılı olan şeylerden kaynaklanıyordu. Aslı, merakına yenik düşemedi. "Zor bir konuya benziyor," dedi imayla. Mert, gergince gülümsedi. "Öyle diyelim. Bazen geçmişin gölgeleri peşini bırakmıyor." Bakışları bir an Aslı'nınkilerle kesişti, sanki bu cümlenin altında sadece kendi geçmişi değil, Aslı'yla olan ortak geçmişleri de yatıyormuş gibiydi. "Yardıma ihtiyacın olursa... kasabayı iyi bilirim." "Teşekkür ederim," dedi Aslı. "Belki olur." Aralarında, yine o sessizlik oluşmuştu. Konuşulmayan kelimeler, odadaki havayı daha da ağırlaştırıyordu. Mert'in elindeki kitaptan yayılan gerilim, Aslı'nın zihnini kurcalıyordu. Ne tür operasyonlardan bahsediyordu? Nasıl bir stres yönetimi gerekiyordu? Bu sorular, Aslı'nın onu daha fazla tanıma isteğini kamçılıyordu. Mert kütüphaneden ayrılırken, Aslı kitabın başlığını aklına kazımıştı. Akşam eve döndüğünde, internetten "Operasyonel Psikoloji" ve "Askeri Stres Yönetimi" başlıklarını araştırmaya başladı. Karşısına çıkan bilgiler, onu şoke etti. Çatışma sonrası travma, zorlu operasyonların psikolojik etkileri, gizli görevlerin getirdiği yükler... Mert'in gözlerindeki o derin ifade, şimdi çok daha anlamlı geliyordu. Bu bilgiler, Aslı'nın Mert'e karşı duyduğu hisleri karmaşıklaştırdı. Merak, endişeye, hatta bir tür ürpertiye dönüşmeye başlamıştı. Onu koruma içgüdüsü müydü bu, yoksa sadece bir yazılımcının bir gizemi çözme arzusu mu? Tam o sırada, Aslı'nın bilgisayar ekranında garip bir şey oldu. Çalıştığı projenin dosyalarından biri, sebepsiz yere açılıp kapandı. Ardından ekran kısa bir an karardı. Aslı bir an için korktu, sonra kendi kendine "Yorgunluktan oluyor bunlar" diye mırıldandı. Ancak bu durum, ona tuhaf bir his vermişti. Projesi çok gizli veriler içeriyordu ve bu tür aksaklıklar hiç yaşanmamıştı. Belki de bu sadece bir tesadüftü, ama Mert'in askeri sırlarıyla dolu dünyasıyla kendi işi arasındaki bu garip örtüşme, Aslı'nın içini huzursuz etmişti. Öte yandan, Mert de kasabanın arka sokaklarında, tanıdık olmayan bir araç gördü. Siyah, camları filmli, lüks bir sedan. Kasabanın genel yapısına uymayan bu araç, Mert'in dikkatini çekmişti. İçindeki askeri refleksler anında devreye girdi. Neden burada olabilirdi? Kimin olabilirdi? Olası tüm senaryoları zihninde tarttı. Mesleğinin getirdiği içgüdüyle, bu aracı takip etmeye karar verdi. Motorsikletine bindi ve aracı dikkatlice izlemeye başladı. Araç, kasabanın dışına doğru gidiyor, sonra da ormanlık bir alanda, terk edilmiş bir kulübenin yakınında duruyordu. Mert, uzaktan izledi, içeriden çıkan tek bir siluet gördü. Ancak ışık yetersizdi ve kim olduğunu seçemedi. Bu kişi, kulübeye girip kısa süre sonra geri çıktı ve hızla gözden kayboldu. Bu durum, Mert'in endişelerini artırdı. Kasabanın sakinliği bozuluyor gibiydi. Kendi getirdiği bir gölge miydi bu, yoksa kasabanın kendi gizemleri mi vardı? Bu olay, Mert'in izninin aslında bir "soluklanma" değil, yeni bir "operasyon" başlangıcı olabileceği fikrini zihnine düşürdü. Kasabanın merkezinde yükselen eski saat kulesi, her yarım saatte bir çalan gong sesiyle zamanın akışını haber veriyordu. Kule, kasabanın en eski yapılarından biriydi ve hakkında pek çok yerel efsane dolaşırdı. En bilineni, kulenin çanları farklı bir ritimde çaldığında, kasabada bir şeylerin değişeceğine, ya büyük bir aşkın başlayacağına ya da eski bir sırrın gün yüzüne çıkacağına inanılırdı. Mert, küçük bir çocukken, arkadaşlarıyla bu kulenin eteklerinde oyunlar oynarken, kasabanın yaşlıları onlara kulenin altında, mezarlığa yakın bir yerde, unutulmuş, paslanmış bir takvim mekanizması olduğunu anlatırlardı. Üzerinde garip, anlaşılmaz semboller oyuluydu. O zamanlar sadece bir çocuk oyuncağı, bir "zaman makinesi" masalı gibi gelmişti. Ama şimdi, Mert'in zihni, bu sembollerin ve mekanizmanın, kasabanın derinliklerinde saklı bir sırrın anahtarı olabileceğini fısıldıyordu. Bu eski yapı, artık sadece bir simge değil, Mert'in uyanan şüpheleriyle, ikilinin üzerindeki gizemli bakışların ve fısıltıların da odak noktası haline gelmişti. Zamanın ve sırların iç içe geçtiği bu anlarda, saat kulesinin gölgesi, hikayelerinin gerilim kısmının başladığına işaret ediyordu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD