* * * İçimde birden bire kabaran öfke, vücudumu baştan aşağı kavururken, Azad’ın zehirli bakışlarıyla sarmalanmış soğuk bir anın içine düştüm. Önümde duran Fırat’a artık daha fazla susmak istemiyordum. Üzerime sinmiş şaşkınlığı, korkuyu ve kararsızlığı kenara itip, içimde biriken o ağır gerçeği onunla paylaşma isteğiyle dolup taşıyordum. Çünkü bilirdim, Fırat beni korurdu. Ne olursa olsun beni ezdirmezdi kimseye. Onun yanında güvendeydim, onun varlığı bile dünyadaki kötülüklere kalkan olurdu benim için. Tam o an dudaklarımı aralamaya hazırlanırken, Azad araya girdi; sesi yumuşak ama içinde saklı sertliğiyle adeta bir hançer gibi aramıza sızdı. "Berra nerede, bugün gelmedi mi?" diye sordu. Sıradan bir merak cümlesi gibi görünebilirdi belki dışarıdan bakan biri için, ama öyle değildi. Onun

