* * * Yanımızdan biri geçerken, Fırat bir belimden elini çekti. İkimiz de hızla toparlandık. Sanki hiçbir şey olmamış gibi davranmaya çalışıyorduk ama aramızdaki o anın gerginliği hâlâ havada asılıydı. O, arabasının kapısını açarken, yüzüme baktı. “Hadi bin,” dedi, adeta Emre dercesine. Fakat bu kelimeleri sarf ederken gözlerinde öyle yakıcı, öyle içten bir tutku vardı ki... O bakışlar yüreğimi gıdıklıyor, içimi titretiyordu. Sanki beni kaçırıyordu, hem de balayına götürüyordu — hem istemsiz, hem mecburen. Zorla ama sevilerek, itilerek ama arzulanarak… Omuz silktim, gözlerimi göğe çevirerek “Sanki başka çarem var...” diye iç geçirdim. Ardından içeri geçip koltuğa oturdum. Fırat, kapımı kapattı, sonra ağır adımlarla ön tarafa dolanıp sürücü koltuğuna yerleşti. Tek kelime etmeden arabayı ç

