* * * Fırat, dudaklarını yavaşça benden çekip gözlerimin içine baktığında, nefesim düzensizleşmişti. Göğsüm hızla inip kalkıyordu, sanki içimde bir fırtına kopmuştu da ben bunu durduramıyordum. Kalbim, göğüs kafesimden fırlayacakmış gibi atıyordu. Elleri belimdeydi hâlâ, bedenimiz birbirine yapışmış, arabanın kaputunun üzerinde neredeyse eriyip kaybolmuştuk. Ne söylemeliydim? Ne yapmalıydım? Bu anı nasıl yorumlamalıydım? Şu ana kadar kendimi ondan kaçmaya, hislerimi bastırmaya o kadar alıştırmıştım ki… Ama şimdi, içimde kıpır kıpır dolaşan o hisle yüzleşmek zorundaydım. Kaçmıyordum. Kaçamıyordum. Ve işin tuhaf yanı, bu defa kaçmak istemiyordum da. Bu öpücük beni rahatsız etmemişti… Tam tersine hoşuma gitmişti. Fırat, başını hafifçe yana eğip gözlerimde bir şeyler arıyormuş gibi uzun

