Zümra Bir hafta olmuştu. Gözlerim perdenin arasındaki o ince güneş ışığına takıldı. Uyumamıştım. Yine. Yedi gündür, bu odada gece ile gündüz arasında sıkışıp kalmış gibiydim. Uyku ihanet eden bir dost gibi sadece kısa, keskin kabuslarla geliyor beni ter içinde ve kalbim deli gibi çarparak uyandırıyordu. Rüyalarım hep aynıydı. Berat’ın minik, sıcak bedeni kucağımda. O güvenle bana bakışı. Sonra aniden kollarım boşalıyor, bebek ağlaması uzaklaşıyor, kuyunun derin karanlık ağzına doğru süzülüyordu. Bazen rüyamda kuyunun başında ben duruyordum elimde bebek ama yüzüm peçeliydi. Uyanınca midem bulanıyor, kusacak gibi oluyordum. Ve sesler... Her gün, her akşam konaktan yükselen Yasin sesleri mevlütler, ağlayışlar... En çok da dün. Hocaların yanık sesleri taş duvarları aşıp odama kadar geliyo

